Anayasa Mahkemesi

Başvuru Numarası: 2015/20050
Karar Tarihi: 10.05.2017

I. Başvurunun Konusu

  1. Başvuru, ahlaki durum gerekçe gösterilerek Türk Silahlı Kuvvetlerinden (TSK) ayırma işlemi tesis edilmesi nedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. Başvuru Süreci

  1. Başvuru 29.12.2015 tarihinde yapılmıştır.
  2. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
  3. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
  4. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
  5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş sunmamıştır.

III. Olay ve Olgular

  1. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:
  2. Başvurucu, 2008 yılında Hava Kuvvetleri Komutanlığında astsubay olarak göreve başlamıştır.
  3. Başvurucu, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca 2010 yılında başlatılan ve kamuoyunda “askeri casusluk aoruşturması” adıyla anılan soruşturma üzerine açılan kamu davasında, zincirleme olarak kişisel verilerin kaydedilmesi ve suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olma suçunu işlediği isnadıyla sanık olarak yargılanmıştır. Başvurucu, İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 26.02.2016 tarihli kararıyla isnat edilen suçları işlemediğinin sabit görüldüğü gerekçesiyle beraat etmiştir. Anılan karar Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 21.10.2016 tarihli kararıyla onanmıştır.
  4. Başvurucunun söz konusu soruşturmada sanık olarak yer alması üzerine hakkında Hava Kuvvetleri Komutanlığı tarafından disiplin soruşturması açılmış, 08.10.2012 tarihinde İstihbarat Başkanlığı tarafından İstihbarata Karşı Koyma (İKK) zafiyeti konusunda ifadesi alınmıştır.
  5. Başvurucu ifadesinde aynı davada, TSK personeline ilişkin kişisel ve gizli verileri toplayan bir örgütün yöneticisi olduğu suçu isnadıyla sanık olarak yargılanan bayanı tanıdığını, bu kişiyle iki üç yıl önce arkadaşlarıyla gittiği bir kafede tanıştığını, söz konusu kişinin bir kez kendi evine geldiğini ancak aralarında cinsel ilişki olmadığını belirtmiştir. Ayrıca ifade tutanağına göre başvurucu, söz konusu kişiyle daha sonra irtibatının olmadığını , bu kişinin kendisinden hiçbir talebi de olmadığını söylemiştir. Bunun yanı sıra başvurucuya bugüne kadar İnternet üzerinden veya yüz yüze tanışmak suretiyle birlikte olduğu bayanların kimler olduğu sorulmuştur. Başvurucu, İnternet’ten veya sosyal çevresinden tanıştığı bazı bayanlarla ilişkisi olduğunu, bu bayanların kendisinin Hava Kuvvetleri Komutanlığında astsubay olduğunu bildiklerini söylemiştir.
  6. Tahkikat sonucunda hazırlanan raporda, başvurucunun davranışlarının TSK’nın itibarını sarsacak nitelikte ahlak dışı davranış kapsamında olduğu belirtilerek TSK’dan ayırma işlemi tesis edilmesi teklifi getirilmiştir.
  7. Bu teklif doğrultusunda başvurucu hakkında 02.04.2014 tarihinde, 27.07.1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu’nun 94. maddesi uyarınca TSK’dan ayırma işlemi tesis edilmiştir.
  8. Başvurucu TSK’dan ayırma kararına karşı Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde (AYİM) iptal davası açmıştır.
  9. Baş urucu dava dilekçesinde, sırf askeri casusluk davasında yargılanıyor olması nedeniyle ahlaksız kabul edilerek görevine son verildiğini , istihbarat görevlileri tarafından psikolojik baskı altında ifadesinin alındığını, ifade tutanağını okumadan imzaladığını belirtmiştir. Başvurucu ifade tutanağının hukuka aykırı şekilde elde edilen delil olduğunu, bu beyanları teyit eden başka hiçbir hukuka uygun delil bulunmadığını ileri sürmüştür. Başvurucu, çok sayıda takdir belgesinin bulunduğunu, isnat edilen eylemlerle ilgili hiç bir disiplin cezası bulunmadığını , çok başarılı çalışmaları olduğunu, özel yaşamına ait unsurların kurum disiplin ve düzenini tehdit eden bir yönü bulunmadığını iddia etmiştir.
  10. Yargılama sırasında AYİM Başsavcılığı görüşlerini sunmuş, devam eden ceza yargılamasının sonucunun beklenmesi gerektiğini ifade etmiştir.
  11. AYİM, oyçokluğuyla davayı reddetmiştir. AYİM kararında istihbarat görevlileri tarafından alınan ifadeler dikkate alındığında başvurucunun, TSK’nın itibarını sarsacak nitelikte ahlak dışı hareketlerde bulunduğu, tavır ve hareketlerini hizmetin gerektirdiği şekilde düzenleyemediği sonucuna varıldığı, söz konusu davranışları nedeniyle TSK’daki görevini devam ettirmesinin uygun olmadığı ifade edilmiştir. Ayrıca AYİM, başvurucunun ifadesinin usulsüz ve hukuka aykırı şartlarda alındığı iddialarını da reddetmiştir. AYİM kararında başvurucunun ifadesinin ceza soruşturması kapsamında değil disiplin soruşturması kapsamında alındığı, iradesinin fesada uğratıldığına dair kanıt bulunmadığı da belirtilmiştir.
  12. Bir hakim üye karara katılmamıştır. Muhalif üye görüşünde; ceza davasının sürmekte olduğunu, henüz başvurucu hakkında kesin bir hüküm verilmediği , ceza yargılaması sonucu beklenmeden ayırma işlemi tesis edilmesinin hukuka aykırı olduğunu belirtmiştir. Ayrıca başvurucunun istihbarat başkanlığı görevlilerince alınan ifadesinde yer alan hususların ise başvurucunun kendi ifadesinden elde edilen salt bilgiler olduğu belirtilmiş, özel hayatına ilişkin -aleni olmayan yaşantısına ilişkin- başvurucunun beyanlarının başka olgu ve bulgularla teyit edilmediği görüşü vurgulanmıştır.
  13. Başvurucunun söz konusu karara karşı karar düzeltme istemi de reddedilmiştir. Nihai karar 03.12.2015 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir.
  14. Başvurucu vekili tarafından 29.12.2015 tarihinde bireysel başvuru yapılmıştır.

IV. İlgili Hukuk

  1. Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında TSK’da görev yapan askeri personel hakkında ahlaki nedenlerle ayırma işlemi tesis edilmesine dayanak oluşturan mevzuata (G.G. [GK], B. No: 2014/16701, 13.10.2016, §§ 23-30) ve benzer durumlara ilişkin uluslararası hukuka (Yaşar Türkmen, B. No: 2014/5418, 15.02.2017, §§ 26-33) yer vermiştir.

V. İnceleme ve Gerekçe

  1. Mahkemenin 10.05.2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Özel Hayatın Gizliliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

  1. Başvurucu, askeri casusluk davasında yargılanıyor olması nedeniyle ahlaksız kabul edilerek görevine son verildiğini belirtmiştir. Başvurucu, Hava Kuvvetleri Komutanlığı istihbarat görevlilerince hukuka aykırı şekilde ve özel hayatın gizliliği ihlal edilerek sorgulandığını, idarenin hukuk dışı yollarla ifadesini aldığını, beyanlarını çarpıtarak ifade tutanağı düzenlediğini ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca bir çok kez takdirname ile ödüllendirildiğini, sicillerinin çok iyi derecede olduğunu, özel hayatına ilişkin unsurların hiç bir şekilde görevine yansımadığını belirtmiştir. Bunun yanı sıra özel hayatın gizliliği ihlal edilerek alınan ifadelerin yasal delil kabul edilemeyeceğini, dolayısıyla TSK’dan ilişiğinin kesilmesine dayanak alınamayacağını ileri sürmüştür.Bunun yanı sıra başvurucu, mecburi hizmet yükümlülüğünü bitirmeden TSK’dan ayrılması nedeniyle idarenin eğitim öğretim giderini de kendisinden talep ettiğini, maddi yönden büyük zarara uğradığını ifade etmiştir. Başvurucu, bu nedenlerle Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğini iddia etmiş, yeniden yargılama yapılmasına ayrıca 79.859,26 TL maddi ve 250.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini istemiştir.

2. Değerlendirme

  1. İddianın değerlendirilmesine dayanak alınacak Anayasa’nın 20. maddesinin ilgili kısımları şöyledir :

“Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz. “

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

  1. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

  1. Cinsel yaşamına ilişkin hususlar gerekçe gösterilerek “disiplinsizlik ve ahlaki durum” sebebiyle başvurucu hakkında TSK’dan ayırma işlemi tesis edilmesinin özel hayatının gizliliği hakkına bir müdahale oluşturduğu açıktır (Ata Türkeri, B. No: 2013/6057, 16.12.2015, § 34; G.G., § 43).
  2. Anılan müdahalenin ihlal oluşturmaması için Anayasa’nın 13. maddesinde düzenlenen ve somut başvuruya uygun düşen “kanunlar tarafından öngörülme”, “Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilen nedenlere dayanma”, “demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama” ölçütlerine uygun olması gerekir.
  3. Ayırma işlemine dayanak teşkil eden mevzuat hükümleri dikkate alındığında müdahalenin kanunlar tarafından öngörülme ölçütüne uygun olduğu (Ata Türkeri, § 39; G. G., §§ 48-50), askeri disiplinin ve kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmesinin sağlanması, bu itibarla milli güvenliğin korunması şeklinde meşru amaç taşıdığı (Ata Türkeri, §§ 40-41; G.G., §§ 51-53; Yaşar Türkmen,§§ 50-58) anlaşılmaktadır.
  4. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi Ata Türkeri ve G.G. başvurularında, benzer idari süreçler izlenerek askeri personelin cinsel yaşamına ilişkin hususlar gerekçe gösterilerek “disiplinsizlik ve ahlaki durum” sebebiyle TSK’dan ayırma işlemlerini incelemiş ve özel hayatın gizliliğine yapılan müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olduğu sonucuna varmıştır. Mahkeme, G. G. kararında bu sonuca varırken aşağıdaki gerekçelere dayanmıştır:

“65. Somut olayda başvurucunun söz konusu ifadesinin, belirli ve somut fiiller belirtilmeden ve hangi hukuki işleme esas alınacağı konusunda bilgi verilmeden temin edilmiş olması anılan ifadeyi hukuki yönden şüpheli duruma getirmektedir. Ayrıca ifade alma işlemi esnasında sorulan sorular göz önüne alındığında başvurucunun mesleki hayatını değil özel hayatını ilgilendiren iddialara yanıt vermek zorunda bırakıldığı görülmektedir. Bu kapsamda başvurucuya yöneltilen iddiaların görevinin ifasıyla değil daha çok mahremiyet alanında gerçekleşen özel yaşam eylemleri ile ilgili olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla ihtilaf konusu ayırma işleminin kapsamı mesleki hayatın sınırlarını aşmaktadır. … başvuruya konu disiplin işlemi ile yargısal sürece konu edilen davranışların esasen mesleki faaliyet ile ilgisi olmayan, mahremiyet alanına dahil özel yaşam eylemleri olduğu anlaşılmaktadır.

66. Kamu görevlilerinin mesleki yaşamlarıyla da bütünleşen bazı özel hayat unsurları açısından sınırlamalara tabi tutulabilecekleri açıktır. Ancak hakkındaki tahkikat sonucunda TSK’dan ayırma işlemi tesis edilmesinin başvurucunun mesleki hayatı üzerinde olduğu kadar temel geçim kaynağından yoksun kalması nedeniyle ekonomik geleceği üzerinde de
önemli bir etki oluşturduğu, bu nedenle ayırma işleminin daha önemli hale geldiği anlaşılmaktadır. Bu bağlamda özel hayatın gizliliği hakkı üzerindeki sınırlamaların zorunlu ya da istisnai tedbir mahiyetinde olması, başvurulabilecek son çare ya da alınabilecek en son önlem niteliğinde olması gerekir.

67. AYİM kararında da, başvurucunun ifade alma işleminin usul ve içerik yönünden hukuka aykırı unsurlar taşıdığı iddialarına rağmen anılan ifadenin alındığı koşulların detaylı şekilde incelenmediği, başvurucunun özel hayatının en mahrem yönünü oluşturan cinsel hayatını … tüm detaylarıyla anlatmasının nasıl gerçekleştiği hususunun ortaya konulmadığı görülmektedir. AYİM tarafından söz konusu soyut nitelikteki ifadede belirtilen hususlar dayanak alınmak suretiyle TSK’dan ilişiğin kesilmesi işlemine karşı açılan davanın reddedildiği anlaşılmıştır. Öte yandan Mahkeme kararında başvurucunun özel hayatına ilişkin tutum ve eylemlerinin mesleki hayatı üzerindeki etkilerine dair yeterli ve ikna edici gerekçeler ortaya konulmadığı gibi anılan eylemlerin TSK’nın işleyişi üzerindeki etkisi ve risklerinin de detaylı şekilde açıklanmadığı, ayırma işlemine dayanak olarak kabul edilen delillerin hukuka aykırı şekilde elde edildiğine ilişkin ileri sürülen iddialar hakkında bir araştırma yapılmadığı … görülmüştür.

68. Bu durumda muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen ve davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olduğu anlaşılan başvurucunun söz konusu iddialarına Mahkemece makul bir gerekçe ile yanıt verilmemesi, başvurucunun özel hayatına ilişkin hususların mesleği üzerindeki etkisinin açıklanmaması ve özel hayatın gizliliği hakkına
gerekli saygının gösterilmesini adil şartlarda savunabileceği usule ilişkin etkili güvencelerden başvurucunun yararlandırılmaması nedenleriyle AYİM kararının mahremiyet hakkına müdahaleyi haklı kılacak şekilde konuyla ilgili ve yeterli gerekçe içermediği kabul edilmelidir. Bunun yanında tesis edilen ayırma işleminin başvurucunun geçmiş sicili ve başarı durumu dikkate alınarak ölçülülük yönünden değerlendirilmediği, sınırlama ile ulaşılabilecek genel yarar ile temel hak ve özgürlüğü sınırlanan başvurucunun kaybı arasında adil bir denge gözetilmediği, başvurucunun özel hayatının gizliliği hakkı üzerindeki sınırlamanın zorunlu ya da istisnai tedbirler niteliğinde olduğu veya başvurulabilecek son çare ya da alınabilecek en son önlem niteliğinde olduğu hususunda bir inceleme yapılmadığı ve gerekli özenin gösterilmediği sonucuna ulaşılmıştır. “

  1. Somut olayda anılan değerlendirmelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektirecek bir durum bulunmamaktadır.
  2. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

B. Diğer İhlal İddiaları

  1. Başvurucu, ayırma işlemine dayanak alınan eylemler hakkında devam eden ceza yargılaması kesinleşmemesine rağmen iptal davasının reddedilmesi nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
  2. Bilindiği üzere, ceza ve ceza muhakemesi hukuku ile disiplin hukuku farklı kural ve ilkelere tabi disiplinler olup kamu görevlisinin davranışı, suç tanımına uymasının yanı sıra disiplin sorumluluğunu da gerektirebilir. Böyle durumlarda ceza muhakemesi ve disiplin soruşturması ayrı yürütülür ve ceza muhakemesi sonucunda kişinin isnat edilen eylemi işlemediğine dair hükümler dışında ceza mahkemesi hükmü disiplin makamları açısından doğrudan bağlayıcı değildir (Kürşat Eyol, B. No: 2012/665, 13.06.2013, § 30).
  3. Ayrıca askeri disiplin gerekleri dikkate alındığında masumiyet karinesinin disiplin hukukunun uygulanabilmesi için mutlaka ceza davalarının sonucunun beklenmesini gerektirdiği söylenemez. Kişinin suçluluğunu ima eden ya da kabul eden bir yargı söz konusu olmadıkça sadece soruşturma açılmış olması da disiplin işlemlerinin başlatılması veya disiplin yaptırımı uygulanması için yeterli görülebilir (Ramazan Tosun, B. No: 2012/998, 07.11.2013, § 65).
  4. İdari uyuşmazlığın çözümüne esas teşkil etmesi bakımından kişi beraat etmiş olsa dahi yargılanmış olması olgusundan veya buna ilişkin karardan söz edilmesi; kişinin suçlu muamelesi gördüğünden, dolayısıyla masumiyet karinesinin ihlal edildiğinden söz edebilmek bakımından yeterli değildir. Bunun için kararın gerekçesinin bütün halinde dikkate alınması ve nihai kararın münhasıran kişinin yargılandığı ve sonuçta beraat ettiği fiilleri işlediği kabulüne dayanıp dayanmadığının incelenmesi gerekir (Kürşat Eyol, § 29).
  5. Somut olayda A YİM kararında disiplin tahkikatında başvurucunun istihbarat görevlilerine verdiği ifade tutanağı esas alınmak suretiyle karar verildiği, kamu davası açılmasına konu olan eylemlerin suç teşkil ettiğine ilişkin olarak kararda herhangi bir değerlendirme yapılmadığı görülmektedir. Bu çerçevede AYİM kararının gerekçesinin bütünü dikkate alındığında masumiyet karinesine yönelik bir müdahale olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu nedenle Anayasa’nın 38. maddesinde tanımlanan masumiyet karinesi ilkesinin ihlal edildiği yönündeki iddiaların daha fazla değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.

C. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

  1. 30.03.2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi halinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir….

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hallerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

  1. Başvurucu, yeniden yargılama yapılmasına ayrıca 79.859,26 TL maddi ve 250.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
  2. Başvuruda Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
  3. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili yargı merciine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
  4. Başvurucu tazminat talep etmişse de yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın yetkili idari yargı merciine gönderilmesine karar verilmesinin ihlal iddiası açısından yeterli bir tazmin oluşturduğu anlaşıldığından başvurucunun tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.
  5. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 1.800 TL vekalet ücretinden oluşan toplam 2.026,90 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. Hüküm

Açıklanan gerekçelerle;
A. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayatın gizliliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin özel hayatın gizliliği hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere -Anayasa’nın 21.01.2017 tarihli ve 6771 sayılı Kanun ile getirilen geçici 21 . maddesinin birinci fıkrasının (E) bendiyle Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kaldırılmış olduğundan anılan bendin (b) alt bendi gereğince YETKİLİ İDARİ YARGI MERCİİNE GÖNDERİLMESİNE (Karar, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Birinci Dairesinin E.2014/230 sayılı dosyasıyla ilgilidir.),
D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,
E. 226,90 TL harç ve 1.800 TL vekalet ücretinden oluşan toplam 2.026,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması halinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 10.05.2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Hakkımızda
Ticaret hayatının dijitalleşmeye başlaması ile riskler de dijital ortamdan kaynaklanmış ve veri güvenliği önem kazanmıştır. Bu kapsamda siber saldırıların ve açıkların yanı sıra şirketlere ve kişilere ilişkin verilerin internet ortamında ulaşılabilir olması ile ticaret ve özel hayatın korunması yani veri gizliliği ihtiyaç haline gelmiştir.

DEVAMI

Gizlilik ve Kullanım
Verko İletişim

Ofisim İstanbul İş Merkezi Tugay Yolu Cad. No:20 B Blok Kat:7 D:39 Cevizli / Maltepe / İstanbul

0(216) 418 21 25
0(535) 344 36 32
0(535) 344 36 64

info@verko.com.tr

Open chat