Anayasa Mahkemesi

Başvuru Numarası: 2016/11733
Karar Tarihi: 15/1/2020

I. Başvuru Konusu

  1. Başvuru; ahlaki durum gerekçe gösterilerek meslekten ayırma işlemi tesis edilmesi nedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının, tarafsız ve bağımsız olmayan bir mahkemede yargılamanın yapılması ve yargılamalarda hukuka aykırı delil kullanılması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. Başvuru Süreci

  1. Başvuru 27/6/2016 tarihinde yapılmıştır.
  2. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
  3. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
  4. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
  5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. Olay ve Olgular

  1. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
  2. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) bünyesinde psikiyatri uzmanı tabip subay olarak görev yapan başvurucu hakkında TSK’da görevli başka bir subay olan E**** İ**** tarafından ileri sürülen iddialar doğrultusunda iki disiplin amirinin teklifiyle idari tahkikat başlatılmıştır.
  3. İdareye 04.04.2014 tarihinde sunulan şikayet dilekçesinde E**** İ****; askeri hastanenin psikiyatri kliniğinde sivil memur (hemşire) olarak çalışan eşi Y**** İ**** ile aynı klinikte görev yapan ve evli olan başvurucu arasında bir süredir devam eden, meslek etiğine uymayan, yüz kızartıcı ve TSK’nın itibarını sarsacak düzeyde gayriahlaki bir ilişkinin bulunduğunu ileri sürmüş ve eşinin telefon kayıtlarını delil olarak göstermiştir.
  4. TSK Sağlık Komutanlığınca oluşturulan tahkikat heyeti; başvurucunun, sivil memur Y**** İ****nin ve bir kısım personelin ifadelerine başvurmuştur. Bu kapsamda Y**** İ**** ile başvurucu arasında geçtiği belirtilen söz konusu telefon mesaj kayıtları incelenmiş ve buradan elde edilen çeşitli bilgiler teyit edilerek 10.06.2014 ve 21.05.2014 tarihlerinde idari tahkikat raporları düzenlenmiştir. Söz konusu raporlarda; başvurucunun makam ve
    memuriyet nüfuzunu kullanarak Y**** İ**** ile mesai arkadaşlığının ötesinde bir ilişki kurmak için çaba sarf ettiği, Y**** İ****nin eşinin uzun süreli görevlere gitmesinden faydalandığı, bu girişimlerden sonra gayriahlaki ilişkinin başladığı, farklı tarihlerde muhtelif otellerde birlikte olduklarının anlaşıldığı, başvurucu ile Y**** İ****nin nöbetlerini birlikte tutma gayretinde oldukları belirtilmiştir. Y**** İ****nin 19.01.2014 tarihinde nöbetini değiştirdiği ve 25.02.2014 tarihinde başvurucu ile birlikte nöbet tuttukları ifade edilmiştir. Raporlarda; 10.02.2014 – 17.02.2014 tarihleri arasında başka bir ilde görevlendirilen başvurucunun sivil memur Y**** İ****nin eşiyle
    Ankara Sıhhiye Orduevinde kaldığını öğrendikten sonra görevlendirildiği garnizondan izinsiz olarak 14.02.2014 tarihinde Ankara’ya gittiği, eşi ile birlikte kalan Y**** İ****yi eşi uyurken kendi
    odasına davet ettiği ve başvurucu ile Y**** İ****nin aynı tarihte birlikte uçak bileti aldığı yönünde tespitlerde bulunulmuştur. Ayrıca söz konusu ilişkinin Y**** İ**** ile başvurucu tarafından da kabul edildiği belirtilmiştir.
  5. İdari tahkikat neticesinde başvurucu ahlaki zayıflık şeklinde düzenlenen disiplin suçunu işlediği iddiasıyla Genelkurmay Başkanlığı Hava Kuvvetleri Komutanlığı Yüksek Disiplin Kuruluna (Yüksek Disiplin Kurulu) sevk edilmiştir.
  6. Başvurucuya 18.08.2014 tarihinde yapılan tebliğle hakkındaki isnatlarla ilgili hususlar bildirilmiş ve mevzuatta öngörülen süreler içerisinde yazılı savunmasını sunması gerektiği konusunda ihtarda bulunulmuştur. Savunma için ek süre talebinde bulunan başvurucunun bu isteği karşılanmış ve başvurucu 28.08.2014 tarihinde yazılı savunmasını sunmuştur. Savunmasında başvurucu; mesaj kayıtlarının gerçek dışı olduğunu, eklemeler yapıldığını, düzmece ve sahte delil mahiyetinde olduğunu, Y**** İ****nin psikiyatrik bozukluğunun bulunduğu süreçte alınan ifadesine itibar edilmemesi gerektiğini, arkadaşlıktan öte bir ilişkisinin bulunmadığını belirtmiş ve iddiaları kabul etmemiştir.
  7. 21.10.2014 tarihinde gerçekleştirilecek Yüksek Disiplin Kurulu toplantısında sözlü olarak da savunma yapabileceği hususu başvurucuya 01.10.2014 tarihinde tebliğ edilmiştir. Söz konusu toplantıda sözlü savunmada bulunan başvurucu vekili; telefon mesajlarının başvurucunun iç dünyasını yansıttığını, başvurucu tarafından içeriği kabul edilen bazı mesajların hasta-hekim ilişkisi içinde olduğunu, otel kayıtlarının ve mesajların delil olarak kabul edilemeyeceğini ileri sürmüştür.
  8. Yüksek Disiplin Kurulu, elde edilen delillerden başvurucunun ahlaki zayıflık disiplin suçunu işlediğinin anlaşıldığını belirterek 31.01.2013 tarihli ve 6413 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu’nun 20. maddesi gereğince başvurucu hakkında TSK’dan ayırma cezası vermiştir. 21.10.2014 tarihli kararda; her askerin ahlaki anlayışının kusursuz ve lekesiz olması gerektiği, ahlak olgusunun arzu edilir değil görevin başarıyla icra edilebilmesi için şart olduğu vurgulanmıştır. Askeri personelin eşi olan ve bu olay nedeniyle eşi tarafından hakkında boşanma davası açılan Y**** İ**** ile başvurucu arasındaki gayriahlaki ilişkinin varlığının tespit edildiği ifade edilmiştir.
  9. Yüksek Disiplin Kurulunun anılan kararı Hava Kuvvetleri Komutanı ile Milli Savunma Bakanlığı tarafından da onaylanmış ve 15.12.2014 tarihinde ayırma süreci tamamlanmıştır.
  10. Başvurucu, TSK’dan ayırma işlemine karşı 22.01.2015 tarihinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde (AYİM) iptal davası açmıştır. Başvurucu dava dilekçesinde; hakkındaki karara dayanak olarak gösterilen kayıtlarda hukuka aykırılıklar bulunduğunu, disiplin soruşturmasının konusunun mesleğine değil özel hayatına ilişkin olduğunu, iddia edilen ilişkinin var olduğu bir an kabul edilse dahi bu ilişkinin mahremiyet alanında gerçekleştiğini, mesleğine hiç bir şekilde yansımadığını ve bu hususun ortaya konulamadığını ileri sürmüştür. Delillere erişiminin engellendiğini ve özel hayatına ilişkin eylemler esas alınarak verilen cezanın ölçüsüz olduğunu belirten başvurucu, bahse konu TSK’dan ayırma cezasının iptal edilmesini talep etmiştir.
  11. Davalı idare tarafından sunulan 27.03.2015 tarihli savunma dilekçesinde, başvurucunun eylemlerinin TSK’nın itibarını sarsacak şekilde yüz kızartıcı, utanç verici ve toplumun genel ahlak yapısı ile meslek etiğine uymayan düzeyde gayriahlaki nitelikte olması nedeniyle tesis edilen dava konusu işlemin yetki, sebep, konu, şekil ve amaç yönlerinden hukuka uygun olduğu belirtilmiştir.
  12. AYİM Başsavcılığının 23.06.2015 tarihli düşünce yazısında ise başvurucunun, kendisiyle aynı klinikte hemşire olarak görev yapan Y**** İ**** ile uzun süredir devam eden ve olağan sınırların ötesine geçen ilişkinin TSK’nın itibarını sarsacak nitelikte olduğu, eylemlerin dış aleme yansıdığı ve tahkikat sürecinde başvurucuya savunma imkanının sağlandığı belirtilerek davanın reddine karar verilmesi gerektiği yönünde değerlendirmelerde bulunulmuştur.
  13. AYİM Birinci Dairesinin 23.02.2016 tarihli ara kararıyla dava dosyası kapsamında bulunan gizlilik dereceli belgelerin başvurucu tarafından incelenebileceğine karar verilmiştir. Bu karar doğrultusunda başvurucu vekili tarafından 06.04.2016 tarihinde söz konusu belgeler incelenmiş ve 12.04.2016 tarihinde yazılı beyanda bulunulmuştur.
  14. AYİM Birinci Dairesi, 27.04.2016 tarihli kararıyla davanın reddine hükmetmiştir. Karar gerekçesinde; askeri personelin ahlaki anlayışının kusursuz ve lekesiz olması gerektiğine ilişkin açıklamalarda bulunulmuş ve TSK mensubu bir subay olan başvurucunun yine başka bir TSK mensubu personel ile evli olan ve kendisiyle aynı klinikte görev yapan Y**** İ**** ile yaşadığı ilişkilerin niteliği ve niceliği dikkate alındığında eylemlerin özel hayatın kapsamını aştığı ve mesleki faaliyet alanına yansıdığı yönünde değerlendirmelere yer verilmiştir. Söz konusu kişilerin nöbetlerini birlikte tutma, seyahat edip buluşma gayreti içinde oldukları ve muhtelif tarihlerde aynı otelde konakladıkları belirtilmiştir. Kararda, iddia edildiği gibi telefon mesaj kayıtları ve dökümlerde herhangi bir ekleme, çıkarma veya değişiklik yapıldığına ilişkin kanıt ya da bilginin olmadığı ifade edilmiştir. Başvurucunun sosyal ve aile yaşantısına zarar vererek TSK’nın itibarını sarsacak şekilde ahlaki zayıflıkta bulunduğu, ayırma cezasının objektif ölçütlerle, hizmet gereklerine uygun, kamu yararı birey yararı dengesi gözetilerek ve ölçülü şekilde kullanıldığı belirtilmiş ve işlemin hukuka uygun olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
  15. Karar düzeltme yoluna başvurulmadan kesinleşen söz konusu karar 27.05.2016 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.
  16. Başvurucu 27.06.2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İlgili Hukuk

  1. Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında TSK’da görev yapan askeri personel hakkında ahlaki nedenlerle ayırma işlemi tesis edilmesine dayanak oluşturan mevzuata (G.G. [GK], B. No: 2014/16701, 13/10/2016, §§ 23-30) ve benzer durumlara ilişkin uluslararası hukuka (Yaşar Türkmen, B. No: 2014/5418, 15/2/2017, §§ 26-33) yer vermiştir.
  2. 6413 sayılı Kanun’un “Silahlı kuvvetlerden ayırma cezasını gerektiren disiplinsizlikler” kenar başlıklı 20. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“… b) Ahlaki zayıflık: Görevine, sosyal ve aile yaşantısına zarar verecek derecede menfaatine, içkiye, kumara düşkün olmak veya Türk Silahlı Kuvvetlerinin itibarını sarsacak şekilde yüz kızartıcı, utanç verici veya toplumun genel ahlak yapısına aykırı fiillerde bulunmaktır. …”

  1. 6413 sayılı Kanun’un “Takdir hakkının kullanımı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“(1) Bu Kanunla disiplin cezası vermeye yetkilendirilmiş kişi ve kurullar, disiplin cezası uygulanması ile ilgili takdir haklarını ölçülü, adaletli ve hakkaniyetli bir şekilde kullanırlar.
(2) Takdir hakkı mutlaka gerekçeli olarak kullanılır.
(3) Takdir hakkı kullanılırken;
a) Disiplinsizliğin işleniş biçimi,
b) Disiplinsizliğin işlendiği zaman ve yer,
c) Disiplinsizliğin askeri hizmete olumsuz etkisinin ağırlığı,
ç) Meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı,
d) Disiplinsizlik yapan personelin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığı,
e) Disiplinsizlik yapan personelin daha önceki disiplin durumu,
f) Disiplinsizlik yapan personelin samimi ikrarı ve gösterdiği pişmanlık, gibi hususlar göz önüne alınır. …”

  1. 6413 sayılı Kanun’un “Disiplin soruşturması ve yetkiler” kenar başlıklı 7. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“(1) Maiyetinden birinin disiplinsizlik teşkil edebilecek bir fiilini veya mesleğe aykırı tutum ve davranışını herhangi bir şekilde öğrenen disiplin amirleri, olayın araştırılması gerektiğine kanaat getirirse, yazılı olarak görevlendireceği soruşturmacılar vasıtasıyla ya da şahsen disiplin soruşturması yapar.
(2) Disiplin soruşturmacısı olarak tek bir kişi görevlendirilebileceği gibi en az üç kişiden oluşan bir heyet de görevlendirilebilir.
(3) Disiplin soruşturması, Genelkurmay Başkanınca gerek görülmesi halinde,
Genelkurmay Başkanlığı bünyesinde bu amaçla kurulmuş birimde görevli personel eliyle de yürütülebilir.

(5) Heyet başkanı hariç olmak üzere gerek görülmesi halinde, hakkında disiplin soruşturması yapılacak kişiden rütbe veya kıdemce daha aşağıda heyet üyeleri görevlendirilebilir.
(6) Disiplin soruşturmacıları ve heyeti, kendilerini görevlendiren disiplin amiri adına; disiplin soruşturmasıyla ilgili bilgi ve belgeleri toplama, savunma alma, tanık dinleme, bilirkişi görevlendirme, keşif yapma, hakim veya savcı kararı gerektirmeyen durumlarda kriminal inceleme yaptırma da dahil olmak üzere her türlü inceleme yapma ve ilgili makamlarla yazışma yetkisini haizdir.”

  1. 6413 sayılı Kanun’un “Disiplin cezaları” kenar başlıklı 11. maddesinin (2) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“… Silahlı Kuvvetlerden ayırma cezası yüksek disiplin kurulları tarafından verilir.”

  1. 6413 sayılı Kanun’un “Silahlı kuvvetlerden ayırma cezası” kenar başlıklı 13. maddesinin (3), (5) ve (6) numaralı fıkraları şöyledir:

“(3) Silahlı Kuvvetlerden ayırma cezası; disiplin amirlerinden en az ikisinin teklifi üzerine yüksek disiplin kurulları tarafından verilebileceği gibi, eldeki bilgi ve belgelere göre yüksek disiplin kurulları tarafından resen de verilebilir. Genelkurmay Başkanı veya Milli Savunma Bakanının eldeki bilgi ve belgelere ya da gerekli görmesi üzerine yaptırdığı disiplin soruşturması sonucuna göre hakkında bu cezanın verilmesine kanaat getirdiği personelin dosyaları bir karar verilmek üzere doğrudan yetkili yüksek disiplin kuruluna sevk edilir.
(5) Yüksek disiplin kurulları; gerekli gördükleri takdirde, ilgilinin özlük dosyasını ve her nevi evrakı incelemeye, ilgili birlik, kurum ve karargahlardan bilgi almaya, hakim veya savcı kararı gerektirmeyen durumlarda kriminal inceleme yaptırma da dahil olmak üzere her türlü inceleme yaptırmaya, tanık ve bilirkişi dinlemeye, keşif yapmaya veya yaptırmaya yetkilidirler.
(6) Silahlı Kuvvetlerden ayırma cezasının verilmesine ilişkin sürecin; disiplin amirlerinin teklifi ile başlatılması halinde süreci başlatan disiplin amiri tarafından, diğer durumlarda ise yetkili komutanlıklar vasıtası ile yüksek disiplin kurulları tarafından hakkında karar verilecek personelin savunması alınır. Yazılı savunma haricinde, yüksek disiplin kurulu tarafından gerek görülmesi veya personelin talepte bulunması halinde
personel sözlü olarak da ifade vermeye çağrılabilir. Firar ve izin tecavüzü gibi ilgilinin bulunamaması nedeniyle savunma almayı imkansız hale getiren zorunlu haller (…) (2) gereğince verilecek Silahlı Kuvvetlerden ayırma cezasında savunma alınmaz.”

V. İnceleme ve Gerekçe

  1. Mahkemenin 15.01.2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Özel Hayatın Gizliliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

  1. Başvurucu; tahkikat heyeti tarafından kendisine sorulan soruların tamamının özel hayatına ilişkin olduğunu, mesleki faaliyetlerine yönelik bir değerlendirme yapılmadığını ileri sürmüştür. Başvurucu, mesajların içeriği doğru kabul edilse dahi iki kişi arasında olan ve aleniyete kavuşmayan yazışmalarda yer alan eylemlerin meslek yaşamına yansımadığını belirtmiştir. Mesleki safahatının başarılarla dolu olduğunu dile getiren başvurucu, AYİM tarafından verilen kararın hukuka aykırı olduğunu iddia etmiş ve belirtilen nedenlerle özel hayatın gizliliği hakkının, haberleşme hürriyetinin, kişisel verilerin korunması hakkının, seyahat hürriyetinin ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca kimliğinin kamuya açık belgelerde gizli tutulması talebinde bulunmuştur.

2. Değerlendirme

  1. İddianın değerlendirilmesine dayanak alınacak Anayasa’nın 20. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

“Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”

  1. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki tavsifi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki nitelendirmesini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde; başvurucunun temel iddiasını, özel hayat alanına ilişkin olan birtakım bilgilere dayanılarak TSK’dan ayırma işlemi tesis edilmesi oluşturmaktadır. Bu nedenle başvurunun özel hayatın gizliliği hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

  1. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

  1. Birtakım davranış ve cinsel eylemlere ilişkin hususlar gerekçe gösterilerek disiplinsizlik ve ahlaki durum sebebiyle başvurucu hakkında TSK’dan ayırma işlemi tesis edilmesinin özel hayatının gizliliği hakkına bir müdahale oluşturduğu açıktır (Ata Türkeri, B.
    No: 2013/6057, 16/12/2015, § 34; G.G., § 43).
  2. Anılan müdahalenin ihlal oluşturmaması için Anayasa’nın 13. maddesinde düzenlenen ve somut başvuruya uygun düşen kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilen nedenlere dayanma, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama ölçütlerine uygun olması gerekir.
  3. Ayırma işlemine dayanak teşkil eden mevzuat hükümleri dikkate alındığında müdahalenin kanunlar tarafından öngörülme ölçütüne uygun olduğu, askeri disiplinin ve kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmesinin sağlanması, bu itibarla milli güvenliğin korunması şeklinde meşru amaç taşıdığı (Ata Türkeri, §§ 40, 41; G.G., §§ 51-53; Yaşar Türkmen, §§ 50-58) anlaşılmaktadır.
  4. Kamu görevlilerinin mesleki yaşamlarıyla da bütünleşen bazı özel hayat unsurları açısından sınırlamalara tabi tutulabilecekleri açıktır. Ancak hakkındaki tahkikat sonucunda TSK’dan ayırma işlemi tesis edilmesinin başvurucunun mesleki hayatı üzerinde olduğu kadar temel geçim kaynağından yoksun kalması nedeniyle ekonomik geleceği üzerinde de önemli bir etki oluşturduğu, bu nedenle ayırma işleminin daha önemli hale geldiği anlaşılmaktadır. Bu bağlamda özel hayatın gizliliği hakkı üzerindeki sınırlamaların zorunlu ya da istisnai tedbir mahiyetinde olması, başvurulabilecek son çare ya da alınabilecek en son önlem niteliğinde olması gerekir (G.G., § 66).
  5. Bunun yanı sıra silahlı kuvvetlerin faaliyetlerinin disiplin içinde yürütülmesi ve etkinliğini gerçekten aksatan bir durum oluşturduğunun ikna edici ve güçlü sebeplerle kanıtlanması halinde personelin özel hayatına saygı hakkının sınırlandırılması demokratik bir toplumda gerekli kabul edilebilir. Ancak bu halde de sınırlandırmanın ölçülülük ilkesine uygun olması gereklidir (G.G., § 60).
  6. Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında ahlaki durum gerekçe gösterilerek TSK’dan ayırma işlemi tesis edilmesiyle ilgili başvurularda ihlal kararları (Ata Türkeri; G.G.; Haluk Öktem [GK], B. No: 2014/13433, 13.10.2016; E.G. [GK], B. No: 2014/12428, 13.10.2016; Erhun Öksüz [GK], B. No: 2014/12777, 13/10/2016; Yaşar Türkmen, B. No: 2014/5418, 15.02.2017) verilmiş ise de somut başvuruda, istihbarat birimlerinin usulsüz sorgulamaları yahut kişinin dahli olmadan başkalarınca ifşa edilen özel hayata ilişkin verilere dayanılması gibi yöntemler söz konusu olmadığından önceki kararlara konu olaylara nazaran farklılıklar bulunmaktadır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. İ.A., B. No: 2016/3423, 14/9/2017, § 31).
  7. Somut olayda, TSK’nın itibarını sarsacak derecede ahlak dışı hareketlerde bulunduğu gerekçesiyle başvurucu hakkında ayırma işlemi tesis edilmiştir. Söz konusu işlemin iptali talebiyle açılan davada AYİM tarafından verilen kararda da belirtildiği üzere asker şahıslar için ahlaki değerlerin ve özel hayatı da kapsayan yaşam biçiminin önemi büyüktür. Başvurucunun bir süredir ilişki yaşadığı ileri sürülen ve kendisiyle aynı klinikte çalışan kişinin eşi tarafından ihbarda bulunularak şikayetçi olunması ve nöbet tarihlerinin denk getirilmesi amacıyla girişimlerde bulunulması nedenleriyle anılan eylemlerin özel hayatın sınırlarını aştığı ve göreve yansımalarının olduğu görülmektedir. Bu durumda; çok sıkı askeri disiplin kuralları ve hiyerarşinin geçerli olduğu personel sisteminde başvurucuya isnat edilen eylemlerin kurum disiplinini ve itibarını olumsuz yönde etkileyen bir unsur olarak değerlendirilmesi ve bu eylemler nedeniyle disiplin yaptırımı uygulanması demokratik bir toplumda gerekli bir müdahale olarak kabul edilebilir.
  8. Öte yandan başvurucu hakkındaki disiplin soruşturmasının 6413 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak yürütüldüğü, disiplin soruşturması sürecine başvurucunun katılımı ve makul koşullar sunularak savunma yapması konusunda yasal güvencelere riayet edildiği, gizlilik dereceli belgelerin dava sürecinde incelettirildiği, iddiaların ve delillerin sunulabildiği, bu suretle özel hayatın gizliliği hakkının gerektirdiği usule ilişkin güvencelerden başvurucunun yararlandırıldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca AYİM kararında başvurucunun eylemlerinin mesleki hayatı üzerindeki etkilerine dair yeterli ve ikna edici gerekçelerin belirtilmiş olduğu ve başvurucunun iddialarını karşılayacak şekilde ilgili gerekçelerin oluşturulduğu görülmektedir.
  9. Bu durumda eylemlerini görev yaptığı kuruma sirayet ettirdiği tespit edilen başvurucunun görevine, sosyal ve aile yaşantısına zarar verecek derecede toplumun genel ahlak yapısına aykırı fiilleri dolayısıyla statü dışına çıkartılmasında demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı bir durumun bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
  10. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

B. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Tarafsız ve Bağımsız Mahkemede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

  1. Başvurucu, AYİM’in bünyesinde hakim sınıfından olmayan kurmay subayların görev yapması nedeniyle tarafsız ve bağımsız olmadığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

  1. AYİM’in bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığı iddiaları, daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesince bu iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olduğuna karar verilmiştir (Yaşasın Aslan, B. No: 2013/1134, 16/5/2013, §§ 25-31; Salih Karakoç, B. No: 2013/2954, 19/12/2013, §§ 47-50).
  2. Somut başvuru açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmadığından başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

  1. Başvurucu, eklemeler yapılarak ileri sürülen ve delil olarak kullanılan telefon kayıtlarının hukuka aykırı delil mahiyetinde olduğunu ve bu delilleri yeterli şekilde inceleme imkanının kendisine verilmediğini ifade etmiştir. Ayrıca psikolojik rahatsızlıkları bulunan Y**** İ****nin ifade alma sırasında yasak sorgu yöntemlerine maruz bırakıldığını ve ifadesinin dikkate alınamayacağını, dolayısıyla idarenin yetkisini aşarak yaptığı araştırmalar neticesinde elde edilen delillerin kullanılamayacağını ileri sürmüştür. Neticede başvurucu, hukuka aykırı delillerin hükme esas alınması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

b. Değerlendirme

  1. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

  1. Başvurucuların iddiaları, adil yargılanma hakkı kapsamında güvence altında olan hakkaniyete uygun yargılanma hakkı çerçevesinde incelenmiştir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Muammer Yılmaz, B. No: 2014/4779, 14/11/2018, § 58).
  2. Anayasa’nın 36. maddesine adil yargılanma ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede Türkiye’nin tarafı olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dahil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında hakkaniyete uygun yargılanma hakkı düzenlenmiştir. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca değerlendirme yaptığı birçok kararında, kanuni bir temele dayanmadan veya hukuka aykırı şekilde elde edilen delillerin yargılamada kullanılmasıyla ilgili olarak ileri sürülen iddiaları -Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi gibi- adil yargılanma hakkının güvencelerinden olan hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında incelemektedir. Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yapılan değerlendirmelerde, Anayasa’nın 38. maddesinin altıncı fıkrası da dikkate alınmaktadır (Orhan Kılıç, B. No: 2014/4704, 1/2/2018, § 43).
  3. Anayasa’nın 38. maddesinin altıncı fıkrasında, kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilemeyeceği hükme bağlanmıştır. Anılan anayasal kural, temel olarak ceza yargılaması hukukuna ilişkin olmakla birlikte, uygulanabildiği ölçüde medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin yargılamalar bakımından da dikkate alınmalıdır. Nitekim 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesinde delillerin tespit edilmesinde 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir. 6100 sayılı Kanun’un 189. maddesinin (2) numaralı fıkrasında ise hukuka aykırı olarak elde edilmiş olan delillerin mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınmayacağı hükmüne yer verilmiştir. Söz konusu maddenin gerekçesinde de bir davada ileri sürülebilecek her türlü delilin mutlaka hukuka uygun yollardan elde edilmiş olması gerektiği; hukuka aykırı olarak elde edildiği anlaşılan delillerin, mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamayacağı düzenlenmek suretiyle yargılama sırasında taraflarca sunulan delillerin elde ediliş biçiminin mahkeme tarafından resen göz önüne alınması ve delilin her ne suretle olursa olsun hukuka aykırı olarak elde edildiğinin tespit edilmesi halinde diğer tarafça bir itiraz ileri sürülmese dahi mahkemece caiz olmadığına karar verilerek dosya kapsamında değerlendirilmemesi ilkesinin kabul edildiği ifade edilmiştir (Yaşar Yılmaz, B. No: 2013/6183, 19/11/2014, § 51). Bu bağlamda somut olaydaki gibi medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin olan ve idari yargı kolunda gerçekleştirilen yargılamalarda söz konusu anayasal kuralın uygulanabilirliği ölçüsünde dikkate alınması gerekir.
  4. Ancak bireysel başvuruya konu davadaki eylemlerin kanıtlanması, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması, delillerin kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi ile uyuşmazlığa derece mahkemeleri tarafından getirilen çözümün esas yönünden adil olup olmaması, bireysel başvuru incelemesinde değerlendirmeye tabi tutulamaz. Dolayısıyla somut başvuruyla ilgili olarak Anayasa Mahkemesinin rolü, derece mahkemelerince yapılan değerlendirmelerin ve varılan sonuçların hukuka uygunluğunu denetlemek değildir. Belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme ve gösterilmek istenen delilin davayla ilgili olup olmadığına karar verme yetkisi esasen derece mahkemelerine aittir (Orhan Kılıç, § 44; Muammer Yılmaz, § 60).
  5. Bu konuda değerlendirme yapılırken delillerin elde edildiği koşulların, onların gerçekliği ve güvenilirliği üzerinde şüphe doğurup doğurmadığının da dikkate alınması gereklidir (Güllüzar Erman, B. No: 2012/542, 4/11/2014, § 60). Hakkaniyete uygun bir yargılama, delillerin gerçekliği ve güvenilirliği konusundaki kuşkuların giderilmesini ve delillerin güvenilirliğine ve gerçekliğine etkili bir şekilde itiraz etme fırsatının tanınmış olmasını zorunlu kılmaktadır (Orhan Kılıç, § 47; Muammer Yılmaz, § 61).
  6. Anayasa Mahkemesi; delillere yönelik hukuka aykırılık iddialarıyla ilgili olarak başvuruculara delillerin gerçekliğine itiraz etme ve kullanılmalarına karşı çıkma fırsatı verilip verilmediğini, bu konuda silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin gözetilip gözetilmediğini, savunmanın menfaatlerinin korunması için yeterli güvenceler sağlanıp sağlanmadığını incelemektedir (Orhan Kılıç, § 48; Muammer Yılmaz, § 62).
  7. Kanuni bir temeli olmadan elde edildiği veya elde ediliş yöntemi bakımından hukuka aykırı olduğu ilk bakışta anlaşılabilen veya derece mahkemelerince hukuka aykırı oldukları tespit edilen delillerin kabul edilmesinin yargılamanın hakkaniyetini zedeleyip zedelemediğinin Anayasa’nın 36. ve 38. maddeleri açısından değerlendirilmesinde -yargılamanın bütünlüğü içinde- somut davanın kendine özgü koşulları dikkate alınmalıdır (Orhan Kılıç, § 51; Muammer Yılmaz, § 63).
  8. Somut olayda derece mahkemeleri, başvurucu ile birlikte Y**** İ****nin nöbetlerini birlikte tutma, seyahat edip buluşma gayreti içinde oldukları ve muhtelif tarihlerde aynı otelde konakladıkları yönünde tespitlerde bulunmuştur. Dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler incelendiğinde, anılan tespitlerin yürütülen idari tahkikat kapsamında toplanan delillerden, söz konusu kişiler arasındaki telefon mesaj kayıtları ve dökümlerden ve bunun yanında Y****İ**** tarafından verilen ifadelerden yola çıkılarak yapıldığı anlaşılmaktadır.
  9. Dolayısıyla başvurucunun hukuka aykırı olduğunu iddia ettiği ve açtığı iptal davasında delil olarak kullanıldığını belirttiği telefon görüşmelerine ilişkin kayıtlar ve dökümler derece mahkemeleri tarafından tek ve belirleyici delil olarak kullanılmamıştır. Bu durumda -belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme yetkisi kural olarak yargılamayı yapan derece mahkemelerine ait olmakla birlikte- somut olayda elde edilen delillerin iptal davasında kullanılmasının bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyetini zedelemediği sonucuna ulaşılmıştır.
  10. Ayrıca delillerin değerlendirilmesinde bariz takdir hatası veya açık keyfîlik oluşturan bir bulguya rastlanmamıştır. Diğer taraftan silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine aykırı olarak başvurucuya delillerini sunma, inceletme ve itiraz etme hususlarında uygun olanakların sağlanmadığına ya da kendisini savunma imkanının tanınmadığına ilişkin bir delil de bulunmamaktadır. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, yargılamanın bütünü yönünden adil yargılanma hakkını ihlal eder nitelikte bir durumun bulunmadığı açıktır.
  11. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli tutulması talebinin KABULÜNE,

B. 1. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

  1. Adil yargılanma hakkı kapsamında güvence altına alınan bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
  2. Adil yargılanma hakkı kapsamında güvence altına alınan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

C. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayatın gizliliği hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
D. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,
E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 15.01.2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Hakkımızda
Ticaret hayatının dijitalleşmeye başlaması ile riskler de dijital ortamdan kaynaklanmış ve veri güvenliği önem kazanmıştır. Bu kapsamda siber saldırıların ve açıkların yanı sıra şirketlere ve kişilere ilişkin verilerin internet ortamında ulaşılabilir olması ile ticaret ve özel hayatın korunması yani veri gizliliği ihtiyaç haline gelmiştir.

DEVAMI

Gizlilik ve Kullanım
Verko İletişim

Ofisim İstanbul İş Merkezi Tugay Yolu Cad. No:20 B Blok Kat:7 D:39 Cevizli / Maltepe / İstanbul

0(216) 418 21 25
0(535) 344 36 32
0(535) 344 36 64

info@verko.com.tr

Open chat