Klass ve Diğerleri / Almanya Davası

Başvuru Numarası: 5029/71

Karar Tarihi: 06.09.1978

I. Olayların Gelişimi

  1. Alman vatandaşı olan başvuruculardan Gerhard Klass bir savcı, Peter Lubberger avukat, Jürgen Nussbruch yargıç, Hans-Jürgen Pohl ve Dieter Selb avukattır. Bay Nussbruch, Heidelbergde, diğerleri Mannheimda yasamaktadır. Bu beş başvurucu, Anayasanın (Grundgesetz) 10(2). fıkrasının ve bu fıkra gereği çıkarılan (ve bundan sonra “G10” diye geçecek olan) 13 Ağustos 1968 tarihli Mektup, Posta ve Telekomünikasyon Gizliliğinin Sınırlanması Hakkındaki Yasanın, Sözleşmeye aykırı olduğunu iddia etmektedirler. Başvurucular, Devletin bir yasayla denetim tedbirleri almasına itiraz etmemektedirler. Ancak başvurucular bu yasanın, yetkilileri her denetimden sonra ilgili kişilere bilgi vermekle yükümlü tutmamış olmasına, bu tür önlemleri alma yetkisi verilmesine ve bu tür önlemleri alma ve uygulamaya karsı mahkeme önünde hak arama özgürlüğü tanımamış olmasına itiraz etmektedirler. Bu kisiler başvurularını, Federal Anayasa Mahkemesi tarafından uyarlanıp yorumlanan yasaya karsı yapmışlardır.
  2. Başvurucular Komisyona başvuru yapmadan önce Federal Anayasa Mahkemesine başvurmuşlardır. Anayasa Mahkemesi 15 Aralık 1970 tarihli kararında, G10’un 1. maddesinin besinci fıkrasının besinci bendinin, sınırlamanın amacını tehlikeye sokmaksızın dahi ilgili kisiyi denetim önlemleri hakkında bilgilenmekten yoksun bıraktığı gerekçesiyle, Anayasanın 10(2). fıkrasına aykırı olduğu sonucuna varmıştır. Anayasa Mahkemesi diğer talepleri reddetmiştir (bk. Anayasa Mahkemesi Toplu Kararları, cilt 30, s. 1 vd.).

Yukarıda belirtilen kararın hüküm fıkraları infaz kabiliyetine sahip olduğundan, yetkili makamlar G10’u, Anayasa Mahkemesinin yorumladığı tarzda uygulamakla yükümlüdürler. Dahası bu karar, Federal Almanya Cumhuriyeti Hükümetini G10’da değişiklik tasarısı hazırlamaya sevk etmiş, ancak Parlamentodan henüz geçmemiştir.

  1. Anayasa Mahkemesi kendisine yapılan bu başvuru ile ilgili olarak söyle demiştir:

“Bir Yasa hakkında Anayasa yargısına başvurulabilmesi için, sadece idari işlemin değil, yasanın kendisinin başvurucunun temel haklarına doğrudan ve mevcut bir ihlal oluşturduğu iddia edilmelidir… Bu koşullar yerine getirilmemiştir; çünkü başvurucunun kendi sunusuna göre, sadece idari bir işlemle temel hakları ihlal edilebilecektir. Ancak kisiler, kendi haklarına bir müdahaleden haberdar edilmedikleri için, idari isleme karsı bir itirazda bulunamayacaklardır. Başvurucular, yürütme işlemine karsı bir anayasa başvurusunun başka nedenlerle imkansız olduğu bu gibi durumlarda, Yasanın kendisine karsı anayasa başvurusunda bulunma hakkına sahip olmalıdırlar…” (bk. aynı yer, s. 16-17).

  1. Başvurucular bir tedbir olarak, hem Anayasa Mahkemesi ve hem de Komisyon önünde, denetim işlemlerine tabi tutulduklarını iddia etmişler ise de, G10’un kendilerine gerçekten uygulanıp uygulanmadığını bilmemektedirler. Hükümet temsilcisi bu konuda Mahkemede su açıklamayı yapmıştır:

“Konu hakkında yetkili Federal İçişleri Bakanı G 10 Komisyonun onayı ile davanın esası hakkındaki belirsizlikleri gidermek ve Mahkemenin vereceği karara daha açık bir temel sağlayabilmek için, bana aşağıdaki açıklamayı yapma yetkisi verdi:
Anayasanın 10. maddesine göre çıkarılan Yasada öngörülen denetim önleminin hiç bir zaman başvurucular hakkında uygulanması emredilmemiş ve uygulanmamıştır. Başvurucular, ne Yasada belirtilen bir veya bir kaç suçu işlediğinden kuşkulanılan kisiler olarak, ne de G10’un 1(2). fıkrasının ikinci bendindeki üçüncü kisiler olarak bu tür işlemlere tabi tutulmuşlardır. Başvurucuların başka bir kisi hakkında yapılan bir denetim önlemine en azından kimliklerinin tespit edilmesine imkan verecek bir tarzda dolaylı olarak karışmış olmaları da söz konusu değildir. Son olarak, başvurucuların denetim işlemine, örneğin telefon numaralarının karıştırılması gibi bir yanlışlıkla tabi tutulması da söz konusu değildir; çünkü bu durumda ilgili kisi denetim önleminden haberdar edilmektedir.”

II. İtiraz Konusu Yasa

  1. İkinci Dünya Savasından sonra Almanya’da mektup, posta ve telekomünikasyonun denetimi, işgalci devletler tarafından yerine getirilmiştir. Federal Cumhuriyet bakımından işgal rejiminin 1955 yılında sona ermesine kadar devam eden bu durum, ne 24 Mayıs 1949 tarihli Anayasanın (Basic Law) yürürlüğe girmesiyle, ne de 20 Eylül 1949’da Federal Alman Cumhuriyet Devletinin kurulmasıyla değişmiştir. Üç Devlet (Fransa, Birleşik Devletler ve Birleşik Krallık) ile Federal Cumhuriyet arasındaki ilişkiler hakkındaki, 23 Ekim 1954 tarihli Paris Protokolü ile değiştirilen 26 Mayıs 1952 tarihli Andlaşmanın 5(2). fıkrasında, Üç Devletin geçici olarak “Federal Cumhuriyette konuşlandırılan silahlı kuvvetlerin güvenliğinin korunmasıyla ilgili olarak şimdiye kadar kendileri tarafından sahip olunan ve kullanılan … hakları” elde tuttukları belirtilmiştir. Aynı hükme göre bu haklar, “Alman yetkililer kendilerini kamu güvenliğinin ve kamu düzeninin ciddi bir biçimde bozulmasını önlemek dahil, güvenlik güçlerinin korunması için etkili önlem alma yetkilerini Alman mevzuatına göre kazandıkları zaman” sona erecektir.
  2. Hükümet, Üç Devlet tarafından kullanılan yetkilerin yerine iç hukuku geçirmek ve Anayasanın 10. maddesinde garanti edilen haberleşme özgürlüğüne müdahaleyi hukuki denetim altına almak istemiştir. Bundan başka, bu yetkinin Devletin anayasal düzeninin etkili bir biçimde korunması için tabi olacağı sınırlar, Hükümete yeterli görünmemiştir. Bu nedenle Hükümet 13 Haziran 1967’de, Olağanüstü Hal Mevzuatının bir parçası olarak iki yasa tasarısı getirmiştir. Birinci tasarı, Anayasanın 10(2). fıkrasını değiştirmeyi amaçlamakta; ikincisi tasarı, değiştirilecek olan 10(2). fıkrasına dayanarak mektup, posta ve telekomünikasyon gizliliğine kısıtlama getirmeyi tasarlamaktadır. Federal yasama meclisleri tarafından kabul edilen her iki yasa, 24 Haziran ve 13 Ağustos tarihlerinde ard arda çıkarılmıştır.

Her Üç Devlet 27 Mayısta bu iki metnin, sözü edilen Sözleşmenin 5(2). fıkrasının şartlarını karşıladığı kanaatine varmışlar ve su açıklamayı yapmışlardır:

“Federal Cumhuriyette konuşlandırılan silahlı kuvvetlerin güvenliğinin korunmasıyla ilgili olarak, Üç Devlet tarafından şimdiye kadar elde tutulan ve kullanılan ve buna göre geçici olarak sürdürülen yetkiler, yürürlüğe giren yukarıdaki hükümlere göre nakledilecektir.”

  1. Anayasanın 10. maddesinin ilk halinde mektup, posta ve telekomünikasyon gizliliğinin ancak yasayla sınırlanabileceğini öngören bir hükümle haberleşme özgürlüğü güvence altına alınmıştır. Bu hüküm 24 Haziran 1968 tarihli Yasayla değiştirildikten sonra söyle olmuştur:

(1) Mektup, posta ve telekomünikasyonun gizliliği ihlal edilemez.
(2) Sınırlamalar ancak yasayla konulabilir. Özgürlükçü anayasal düzeni, Federasyonun ve Eyaletin (Land) varlığını ve güvenliğini korumayı amaçlayan sınırlamalar gerektiği takdirde, yasa, ilgili kisinin sınırlamalardan haberdar edilmesi ve mahkemeler vasıtasıyla hukuki yola başvurulması yerine, halkın temsilcileri tarafından atanan temsilcilerin ve yardımcı temsilcilerin yakın izlemesini içeren bir sistem getirilmesini öngörebilir.

  1. Yukarıda alıntı yapılan 10(2). fıkrasının ikinci cümlesinde düşünülen çözümü benimseyen G 10 yasasının 1(1). fıkrasında, yetkili makamların bu fıkrada öngörülen sınırlamaları getirebileceği, başka bir deyişle, mektup ve postanın açılabileceği ve incelenebileceği, kısa mesajların okunabileceği, telefon konuşmalarının dinlenebileceği ve kaydedilebileceği durumları düzenlemektedir. Böylece, Yasanın 1(1). fıkrası bu makamlara, “özgürlükçü demokratik anayasal düzenin”, “Federasyonun ve anayasal düzenin varlığını ve güvenliğini”, Cumhuriyet toprakları üzerinde konuşlandırılan “müttefik silahlı kuvvetlerin güvenliğini” ve “Berlin Eyaletinde konuşlandırılan Üç Devlet ordusundan birinin” güvenliğini tehdit eden “yakın tehlikeler”e karsı korumak üzere yetki vermektedir. Birinci maddenin ikinci fıkrasına göre ancak, bir kisinin Devletin barış ve güvenliğine (no.1, bend 1), demokratik düzene (no.2, bend 2), dış güvenliğine (no.3, bend 1) ve müttefik silahlı kuvvetlerin güvenliğine (no.5, bend 1) karsı suçlardan Ceza Yasasına göre cezalandırılabilir belirli bir suçu işlemeyi planladığından, işleyeceğinden veya işlediğinden kuşkulanmak için maddi belirtilerin bulunması halinde, bu tedbirler alınabilir.

Yasanın 1(2). fıkrası daha sonra, birinci fıkrada öngörülen denetimin ancak, olayların ortaya konulmasında baska yöntemlerin beklenen sonucu vermemesi veya denetimin çok daha güç olması halinde yapılabilecegini ifade etmektedir. Denetim ancak, “kuskulu kisileri veya kesin maddi olaylara dayanılarak, kuskulu kisi için gönderilmesi planlanan veya kuskulu kisiden kaynaklanan haberleri alacagı veya gönderecegi tahmin edilen veya kuskulu kisi tarafından telefonu kullanıldıgı tahmin edilen diger kisileri” kapsar (2. bend).

  1. Yasanın 1(4). fıkrası denetim önlemlerine ancak su teskilatların baskanları ya da vekilleri tarafından basvurulabilecegini öngörmektedir: Federal Anayasayı ve Ülkeyi Koruma Teskilatları, Ordu Güvenlik Bürosu ve Federal Istihbarat Servisi.

Bu önlemlerin alınması, gerekçeli ve yazılı basvuru üzerine, yetkisine girmesi halinde Eyaletin en üst yetkilisi veya Basbakanın yetkilendirdigi bir Federal Bakan tarafından emredilebilir. Basbakan, tedbiri uygulama kararını alma yetkisini, kendi yetki alanlarına girdigi ölçüde Içisleri ve Savunma Bakanlarına bırakmıstır (Md.1, fıkra 5, 1 ve 2. bendler).
Alınması emredilen tedbirler, bunları gerektiren kosulların varlıgı ortadan kalktıgında veya önlemlerin kendisi artık gerekli olmadıgında derhal sona erdirilir (Md.1, fıkra 7, bend 2). Önlemler en fazla üç ay süreyle yürürlükte kalabilir ve ancak yeni bir basvuru halinde yenilenebilir (Md. 1, fıkra 5, bend 3).

  1. Yasanın 5(5)(5) bendine göre, bu tedbirlerden etkilenen kisiler haberdar edilmez. Ne var ki, Anayasa Mahkemesinin 15 Aralık 1970 tarihli kararından sonra (bk. yukarıda parag. 11) yetkili makamlar, sınırlamanın amacını tehlikeye sokmaksızın, bildirimin yapılabilecegi en kısa sürede ilgili kisiyi haberdar etmek zorundadır. Ilgili Bakan bu amaçla, önlemin kesilmesinden hemen sonra veya ihtiyaç varsa, bundan sonra düzenli aralıklarla, ilgili kisinin haberdar edilip edilmemesi konusunu resen ele alır. Bakan verdigi kararı, kararın uygulanmasına nezaret amacıyla G 10a göre kurulan (ve bundan sonra “G10 Komisyonu” diye geçecek olan) Komisyonun onayına sunar. G 10 Komisyonu Bakana, ilgili kisiye denetim önlemlerine tabi tutuldugunu bildirmesini tavsiye edebilir.
  2. Alınmasına karar verilen önlemlerin yerine getirilmesine, yargısal görev için yeterli niteliklere sahip bir görevli nezaret eder (Md.1, fıkra 7, bend 1). Bu görevli, elde edilen bilgilerin kullanılmasının yasaya uygun olup olmayacagına ve bu bilgilerin önlemin amacıyla ilgili olup olmadıgına karar vermek için elde edilen bilgileri inceler. Bu görevli, yetkili makamlara sadece bu kosulların gerektirdigi ihtiyacı karsılayan bilgileri iletir ve toplanan diger istihbaratı ortadan kaldırır.

Elde edilen bilgi ve belgeler baska amaçlar için kullanılamaz; amacı gerçeklestirmek için artık ihtiyaç duyulmayan belgeler derhal ortadan kaldırılır (Md.1, fıkra 7, bend 3 ve 4).

  1. Yetkili Bakan, her altı ayda en az bir kere, G 10un uygulanması hakkında Parlamentonun bes üyesinden olusan bir Heyete rapor verir. Muhalefetin de temsil edildigi Heyet üyeleri, Parlamentodaki grupların oranına göre Bundestag tarafından seçilir (G 10un 1.md., 9. fıkra, 1. bend ve Bundestag Içtüzügü md. 12). Buna ek olarak Bakan, alınmasını emrettigi tedbirlerin hesabını her ay G 10 Komisyonuna vermekle yükümlüdür (Md.1, fıkra 9). Uygulamada ve acil durumlar dısında Bakan, bu Komisyonun önceden rızasını istemistir. Hükümet ayrıca, bu tür bir ön rızanın zorunlu olmasını saglamak üzere G 10un degistirilmesi için Parlamentoya tasarı sunmayı düsünmektedir.

G 10 Komisyonu resen veya denetim altında bulunduguna inanan kimsenin basvurusu üzerine, önlemlerin yasallıgı ve gerekliligi hakkında karar verir; Komisyon eger bir önlemin yasal olmadıgını veya gerekli bulunmadıgını beyan ederse, Bakan bu önlemi derhal sona erdirmek zorundadır (md. 1, fıkra 9, bend 2). Anayasa Mahkemesinin 15 Aralık 1970 tarihli kararında gerekli görülmedigi halde, Mahkemenin kararından bu yana, Komisyondan ilgili kisinin kendisini etkileyen önlemlerden haberdar edilip edilmemesi konusunda karar vermesi istenmektedir (bk. yukarıda parag. 19).
G10 Komisyonu, yargısal görev yapma niteliklerine sahip bir Baskan ve iki yardımcıdan olusur. Komisyon üyeleri, Hükümete danısıldıktan sonra, yukarıda belirtilen bes üyeli Parlamento Heyeti tarafından Bundestagın görev süresi için atanır; görevlerini yerine getirirken tamamen bagımsızdırlar ve kendilerine talimat verilemez.
G10 Komisyonu, kendi Içtüzügünü yapar ve Heyet bunu onaylar; Heyet bu kararı almadan önce Hükümete danısır.
Eyaletlerin mevzuatları, üst düzey yetkilileri parlamento denetimine tabi tutmaktadır. Aslında Eyalet Parlamentoları, örgütlenis ve isleyis bakımından federal makamlara karsılık gelen denetim makamlarını kurmuslardır.

  1. G 10un 1(9)(5). bendine göre:

“… sınırlayıcı önlemlerin emredilmesi ve yerine getirilmesi aleyhine mahkemelere basvurulamaz.”
Yasa tasarısına ekli gerekçede bu konuya iliskin su pasajlar bulunmaktadır:
“Belirli bir kisinin posta ve telekomünikasyonunun denetimi, ancak ilgili kisinin bunun farkında olmaması halinde bir yarar saglayabilir. Bu nedenle, bu kisinin haberdar edilmesi söz konusu olamaz. Aynı nedenle, Yasada sayılan suçları islemeyi tasarlayan veya islemis olan kisilerin hukuki yolları kullanarak, denetim altında bulunup bulunmadıgı hakkında bilgilenebilmesini önlemek gereklidir. Sonuç olarak, sınırlayıcı önlemlerin emredilmesine karsı itiraz etmek için hukuki bir yol tanınmamalıdır…
Dördüncü yasama döneminde sunulan yasa tasarısı … bu tür önlemlerin bagımsız bir yargıç tarafından emredilmesini öngörmüstü. Federal Hükümet, Olaganüstü Hal Mevzuatının bir parçası olarak getirdigi, Anayasanın 10. maddesini degistiren tasarıda bu çözümü kaldırmıstır; çünkü, esasen Bundestag önünde sorumlu olan Yürütme, tam bir güçler ayrılıgını saglayabilmek için bu tür kararların sorumlulugunu da üstlenmelidir. Bu nedenle mevcut tasarı, karar alma yetkisini Federal bir Bakana veya Eyaletlerin en yüksek makamına vermektedir. Yukarıda belirtilen gerekçelerle…, ilgili kisi, emredilmis sınırlayıcı önlemlerin bir mahkeme tarafından denetlenmesini saglama imkanından yoksundur; öte yandan, hukukun üstünlügüne göre anayasal yönetim ilkesi, kisi haklarına idarenin yaptıgı müdahalenin bagımsız denetimini gerektirmektedir. Böylece tasarı, Anayasanın 10. maddesini degistiren tasarıya uygun olarak …, bir Parlamento Heyetine düzenli biçimde rapor verilmesini ve sınırlayıcı önlemlerin emredilmesinin nezaretini, Heyet tarafından atanan bir Denetim Komisyonu tarafından yapılmasını öngörmektedir…” (bk. 13 Haziran 1967 tarihli V/1880, Bundestag tutanagı, s.8).

  1. Denetim önlemlerinin emredilmesine ve uygulanmasına karsı mahkemeye basvurma hakkı bu yolla bertaraf edilmesine ragmen, G10 çerçevesinde kendisinin denetim altında tutulduguna inanan kisinin anayasal bir yola basvurması hala açık bulunmaktadır. Hükümetin verdigi bilgiye göre, G10 Komisyonuna basvuran kisinin basvurusu sonuçsuz kalmıs ise, bu kisi Anayasa Mahkemesine basvurma hakkını elinde bulundurmaktadır. Anayasa Mahkemesi, basvurucunun sikayetini kanıtlamak için yeterli delil gösteremedigi gerekçesiyle bu basvuruyu reddedebilir; fakat bu Mahkeme, bireyin iddialarını kendisi için dogrulayabilecek bilgileri saglamasını ve belgeleri ortaya koymasını Hükümetten de isteyebilir. Istenen bilgi gizli olsa dahi, yetkililer bu tür istekleri karsılamakla yükümlüdür. Bundan sonra, elde edilen bilgilerin kullanılıp kullanılmayacagına karar verme görevi Anayasa Mahkemesine aittir; Mahkeme bu bilgilerin kullanılmasının Devletin güvenligi için uygun olmadıgına üçte iki çogunlukla karar verebilir ve bu gerekçeyle basvuruyu reddedebilir (Anayasa Mahkemesi Yasası, 26. md. 2.fıkra).

Hükümet temsilcisi bu hukuki yolun sadece nadir durumlarda kullanılabilecegini kabul etmistir.

  1. Ilgili kisi, önlemler sona erdikten sonra denetime tabi tutuldugundan haberdar edilirse, bu kisinin haklarına yapılan müdahaleye karsı bir çok hukuki yolu kullanması mümkün hale gelir. Hükümet tarafından verilen bilgiye göre bu kisi: G10un kendisine uygulanmasının hukukiligini tespit için açtıgı bir davada Idare Mahkemesinin denetimini saglayabilir; zarar görmüs ise, hukuk mahkemesinde tazminat davası açabilir; belgelerin ortadan kaldırılması ve eger uygunsa belgelerin kendisine verilmesi için dava açabilir; nihayet, bu hukuki yollar hiç bir sonuç vermezse, Anayasaya aykırılık bulunup bulunmadıgı hakkında karar vermesi için Federal Anayasa Mahkemesine basvurabilir.
  2. G10’un ikinci maddesi, Ceza Usul Kanununa telefon ve telgraf iletisiminin denetim önlemlerine yetki veren iki madde ekleyerek, bu Kanunda degisiklik yapmıstır.

Bu önlemler, 100. maddenin (a) bendine göre belirli kosullar çerçevesinde, özellikle bir kimsenin bu maddede gösterilen bazı ciddi suçları islediginden veya islemeye kalkıstıgından kuskulanmak için açık belirtilerin bulundugu hallerde alınabilir. 100. maddenin (b) bendine göre, ancak bir mahkeme tarafından ve en fazla üç ay için bu tür önlemlerin alınmasına karar verilebilir. Acil durumlarda bu karar savcılık tarafından alınabilir, ancak üç gün içinde bir mahkeme tarafından onaylanmazsa, kararın hükmü kalmaz. Ilgili kisiler kendileri hakkında alınan kararlardan, incelemenin amacını tehlikeye sokmaksızın, bildirimin yapılabilecegi en kısa sürede haberdar edilir (Ceza Usul Kanunu, 101. madde 1. fıkra).
Ancak bu hükümler bu davanın konusu degildir.

Komisyondaki Yargılama

  1. Basvurucular 11 Haziran 1971de Insan Hakları Avrupa Komisyonuna yaptıkları basvuruda, Anayasanın 10. maddesinin ve G 10 hükümlerinin, ilkin bazı makamlara kendilerini bilgilendirme yükümü getirmeksizin, haberlesmelerini ve telefon konusmalarını izleyebilme ve kendileri hakkında önlemler alabilme yetkisi verdigi; ikinci olarak bu önlemlere karsı bir mahkemede itiraz etme imkanı tanımadıgı için, Sözlesmenin 6, 8 ve 13. maddelerini ihlal ettigini iddia etmislerdir.

Komisyon, 18 Aralık 1974te basvurunun kabuledilebilirligini beyan etmistir. Komisyon, Sözlesmenin 25. maddesi bakımından su tespiti yapmıstır:
“… sadece bir ihlalin magduru oldugunu iddia eden kisi basvuruda bulunabilir. Bununla beraber basvurucular, örnegin izlemeye tabi tutulan müvekkillerinin hukuki temsili sırasında kendilerinin de gizli izlemeye tabi tutulabileceklerini veya tutulmus olabileceklerini ve ayrıca gizli izlemeye tabi tutulan bu kisilerin daha sonra kendileri hakkında alınan önlemlerden her zaman haberdar edilmediklerini ifade etmektedirler. Davanın bu özel tarafı nedeniyle, basvurucuların 25. madde anlamında magdur olduklarının düsünülmesi gerekir.”

  1. Hükümet tarafından 25. ve 27(2). fıkrası ile baglantılı olarak Sözlesmenin 29. maddesine göre basvuruyu kabuledilemez bulması istenen Komisyon, 9 Mart 1977 tarihli raporunda, bu talebi kabul etmek için hiç bir neden göremedigini belirtmistir. Bu baglamda raporda söyle denilmistir:

“Komisyon… hala… basvurucuların magdur gibi kabul edilmeleri görüsündedir. Basvuruculardan bazıları avukattır ve gerçekten anayasaya karsı faaliyetlerden sanık olan bazı müvekkilleri ile iliskileri sırasında gizli izlemeye tabi tutulabilecekleri ihtimal dısı degildir.
Yetkililer tarafından gizli izlemeye tabi tutulan kisilerin hemen her zaman kendilerine karsı alınan bu tür önlemlerden haberdar edilmemeleri bu davanın özelligi oldugundan, basvurucuların haklarına müdahale edilip edilmedigini gösterebilmeleri mümkün degildir. Bu kosullarda, basvurucular magdur olduklarını gösterememis olsalar bile, basvuruda bulunma hakkına sahip oldukları kabul edilmelidir.”
Komisyon daha sonra:

– İki çekimser ve bir karsı oya karsılık on bir oyla, basvurucuların “kisisel haklar” kavramına dayandıkları Sözlesmenin 6(1). fıkrasına aykırılık bulundugu tespit edilemedigine;

– Oybirligiyle, basvurucuların “suçlama” kavramına dayandıkları Sözlesmenin 6(1). fıkrasına aykırılık tespit edilemedigine;

– Bir çekimsere karsı on iki oyla, 8. veya 13. maddelere aykırılık tespit edilemedigine dair görüsünü açıklamıstır.

Mahkemede Son Talepler

  1. Hükümet temsilcisi 28 Kasım 1977 tarihli dilekçesinde, sonuç olarak söyle demistir:

“Mahkemeden, basvurunun kabuledilemez oldugunu, veya Federal Almanya Cumhuriyetinin Sözlesmeyi ihlal etmedigini tespit etmesini … talep ediyorum.”
Temsilci bu nihai sunusunu 10 Mart 1978 tarihli durusmada da yinelemistir.

  1. Komisyon Temsilcisi, Mahkemeye asagıdaki nihai sunusu yapmıstır:

“Mahkemeden,

1. Davanın kosulları dikkate alındıgında, G 10 Yasasının getirdigi izleme sistemi nedeniyle, Sözlesmede güvence altına alınan hakların ihlal edilmesinden ötürü basvurucuların gerçekten magdur olduklarını iddia edip edemeyecekleri;

2. Eger öyle ise, haberlesmeleri gizli izlemeye tabi tutulan ve bu önlemler hakkında sonradan haberdar edilmeyen kisilere Yasanın hiç bir güvence vermemesi dikkate alınarak, Yasanın varlıgının, basvurucuların Sözlesmede belirtilen hak ve özgürlüklerinin ihlal edilmesinden dolayı magdur olup olmadıkları, hakkında karar vermesini talep ederiz.”

Karar Gerekçesi

I. Sözlesmenin 34 (Eski 25(1)). maddesi hakkında

A. Mahkemenin konuyu inceleme yetkisi

  1. Hükümet hem yazılı dilekçesinde hem de sözlü sunuslarında Mahkemeden, Komisyona yapılan basvurunun kabuledilemez oldugunu tespit etmesini istemistir. Hükümet basvurucuların Sözlesmenin 25(1). fıkrası anlamında magdur olmadıklarını iddia etmistir. Bu maddenin birinci fıkrası söyledir:

Komisyon, bu Sözlesmede beyan edilen hakların bir Sözlesmeci Tarafça yapılan bir ihlalin magduru oldugunu iddia eden bireylerin, hükümet dısı örgütlerin veya birey topluluklarının Avrupa Konseyi Genel Sekreterligine gönderdikleri dilekçeleri, sikayet edilen Sözlesmeci Tarafın Komisyonun bu tür dilekçeleri kabul etme yetkisini tanıması kosuluyla kabul edebilir. Tanıma bildiriminde bulunan Sözlesmeci Taraflar, bu hakkın fiilen kullanılmasını her hangi bir biçimde engellememeyi üstlenirler.
Hükümetin sunusuna göre basvurucular, kendi haklarının potansiyel olarak bile ihlal edildigini iddia etmemekte, fakat tamamıyla farazi olarak bir izlemeye tabi tutulma olasılıgına dayanıp, itiraz konusu yasanın Sözlesmeye göre genel ve soyut denetimini yaptırmak istemektedirler.

  1. Komisyon temsilcileri durusmada bu görüse verdikleri karsılıkta, Mahkemenin Sözlesmenin 25. maddesi anlamında basvurucuların magdur oldukları iddiasını karara baglamaya yetkili oldugu konusunda Hükümetin görüsüne katılmaktadırlar. Ancak Komisyon temsilcileri, Hükümet görüsünün, basvurunun kabuledilebilirligi hakkında Komisyonun verdigi kararın Mahkeme tarafından denetlenebilecegi anlamını ima etmesi halinde, buna katılmadıklarını bildirmislerdir.

Temsilcilerin düsüncesine göre Hükümet, Sözlesmenin 8. maddesine aykırılık iddiası bakımından magdurluk için çok katı bir ölçünün uygulanmasını istemektedir. Temsilcilere göre, bir kimsenin 8(1). fıkrası ile verilen hakkı kullanmasına yapılan bir müdahalenin magduru oldugunu iddia edebilmesi için, o kisinin gizli izlemeye tabi tutulması bakımından makul bir risk ortamında olması yeterlidir. Temsilcilerin yaklasımına göre basvurucular, aslında Komisyonun dedigi gibi sadece karineye dayalı magdurlar olarak kabul edilmemelidir; basvurucular 8. maddeye aykırılıgın dogrudan magduru olduklarını iddia edebilirler; çünkü, madem ki Federal Almanya Cumhuriyetinde yıkıcı faaliyetlere karısmıs kisilerle iliski kurabilecegi tahmin edilen herkes gizli izlemeye tabi tutulma riski tasımaktadır, o halde tek basına bu riskin varlıgı bile serbest haberlesmeye bir kısıtlamadır.
Temsilcilerin Baskanı basvurunun kabuledilebilir bulunmus olmasını bir baska gerekçeyle de haklı görmektedir. Baskana göre iddia konusu ihlal, Sözlesmede açıkça ifade edilmemis olsa bile, imalardan çıkarsanabilecek tek bir hak ile ilgilidir: Bu zımni hak, her bir bireyin kamu makamlarının kendisi hakkında aldıgı gizli önlemlerden makul bir sürede haberdar edilme ve Sözlesmedeki haklarına ve özgürlüklerine yapılan bir müdahaleye ulasabilme hakkıdır.

  1. Mahkeme, dava bir kez kendi önüne geldi mi, tam yetkiye sahip oldugunu, ve kabuledilebilirlik baslıgı altında Komisyon önünde ileri sürülmüs sorunlar da dahil, bütün maddi ve hukuki sorunları dinleyebilecegi konusunda yerlesik içtihadını teyid eder. Varılan bu sonuç, basvuruların kabuledilebilirligi konusunda Sözlesmenin 27. maddesinde Komisyona verilen yetki nedeniyle hiç bir biçimde geçersiz kılınamaz. Bu madde, Komisyona basvuruyu elekten geçirme görevi vermektedir; Komisyon bir basvuruyu ya kabul eder ya da etmez. Komisyonun kabuledilemezligini düsünerek reddettigi basvurular, tıpkı kabuledilebilir buldugu basvurular gibi temyiz edilemez; bu kararlar tamamen bagımsız bir biçimde alınır (bk. 18.06.1971 De Wilde, Ooms ve Versyp kararı, parag. 30, 47-54; ayrıca bk. 09.02.1967 tarihli Belçikada Egitim Dili Davası kararı, parag. 18; 07.12.1976 tarihli Handyside kararı, parag. 41; 18.01.1978 tarihli Irlanda – Birlesik Krallık kararı, parag. 157).

Bu dava, daha önce Komisyonun önünde baska seylerin yanında ileri sürülmüs olan Sözlesmenin 25. maddesindeki magdur kavramının yorumu ile ilgilidir. Bu nedenle Mahkeme, bu maddeye göre ortaya çıkan sorunu incelemeye yetkili oldugunu beyan etmektedir.

B. Magdur Kavramı

  1. Sözlesmenin 24. maddesine göre her Sözlesmeci Devlet, bir baska Sözlesmeci Devletin Sözlesmeye “aykırı davrandıgı iddiasıyla” Komisyona basvurabilirken, kisilerin, hükümet-dısı örgütlerin veya birey topluluklarının 25. maddeye göre basvuruda bulunabilmeleri için, “Sözlesmede beyan edilen bir haklarının … ihlalinden magdur” olduklarını iddia etmeleri gerekir. Böylece Sözlesmenin uygulanmasındaki genel yararın devlet basvurusunu kabuledilebilir kıldıgı 24. maddedeki durumdan farklı olarak, 25. madde, diger kosullara da tabi olarak, ferdi basvurucunun sözünü ettigi ihlalden gerçekten etkilendigini iddia etmesini gerektirmektedir (bk. 18.01.1978 tarihli Irlanda – Birlesik Krallık kararı, parag. 239 ve 240). 25. madde, Sözlesmenin yorumlanmasını saglamak için bireylere bir tür kamu davası açma hakkı (actio popularis) getirmemektedir. Yani bireylere, sadece Sözlesmeye aykırı oldugunu hissettikleri için bir yasa hakkında soyut olarak iddiada bulunma imkanı vermemektedir. Ilke olarak, bireysel basvuru için, sadece bir yasanın varlıgının Sözlesmedeki haklarını ihlal ettigi iddiasında bulunmak yeterli degildir; yasanın basvurucunun aleyhine uygulanmıs olması gerekir. Ancak, Hükümetin ve Komisyonun isaret ettigi gibi, bir yasa özel bir uygulama islemi bulunmaması halinde bile bireyi dogrudan etkiliyorsa, o yasanın kendisi bireyin haklarını ihlal edebilir. Mahkeme bu baglamda, 25. maddeye göre yapılan basvurudan kaynaklanan önceki iki davada bu tür bir etkiye sahip yasalarla karsılasmıs oldugunu hatırlamaktadır. “Belçikada Egitim Dili” davasında ve “Kjeldsen, Busk Madsen ve Pedersen” davasında Mahkemeden, egitim ile ilgili bir yasanın Sözlesmeye uygunlugunu denetlemesi istenmistir (bk. Belçikada Egitim Dili davası kararı; ve 07.12.1976 Kjeldsen, Busk Madsen ve Pedersen kararı, özellikle parag. 48).
  2. Bireylerin Komisyona basvurmalarını düzenleyen 25. madde, Sözlesmede yer alan hak ve özgürlüklerin uygulanması için getirilen mekanizmanın temellerinden biridir. Bu mekanizma, Sözlesmeye aykırılıgını iddia ettigi bazı tasarruflardan zarar gördügünü düsünen birey için, diger kabuledilebilirlik sartlarını da yerine getirmesi halinde, iddia konusu ihlali Komisyon önüne getirebilme imkanını içermektedir. Bu davada ortaya çıkan sorun, itiraz konusu önlemlerin gizli olması ve kendisini etkileyen belirli somut bir islemi gösterememesi nedeniyle, bireyin Komisyona basvuru imkanından yoksun bırakılıp bırakılamayacagıdır. Mahkemenin görüsüne göre Sözlesmenin etkililigi (effectiveness; leffet utile), bu kosullarda Komisyona basvurma imkanına sahip olmayı gerektirir. Eger böyle olmazsa, Sözlesmeyi uygulama mekanizmasının etkililigi temelinden zayıflayacaktır. Sözlesme ve kurumlarının bireyi korumak için kuruldugu düsünülerek, Sözlesmenin usul hükümleri bireysel basvuru sistemini etkili kılacak tarzda uygulanmalıdır.

Bu nedenle Mahkeme “bazı kosullarda” bireyin gizli önlemlerin veya gizli önlemlere imkan veren mevzuatın gerçekten kendisine uygulanmıs oldugunu iddia etmeksizin, sadece varlıgının neden oldugu bir ihlalin magduru olma iddiasını kabul etmektedir. Bu kosullar her davada, ihlal edildigi iddia edilen hak veya haklara, itiraz konusu önlemlerin gizlilik niteligine ve basvurucu ile bu önlemler arasındaki baglantıya göre tespit edilir.

  1. Bu düsünceler ısıgında, itiraza konu bir yasanın varlıgı nedeniyle basvurucuların bu davada merkezi bir konum isgal eden Sözlesmenin 8. maddesine iliskin bir ihlalin 25. maddeye göre magduru olduklarını iddia edip edemeyeceklerini belirlemek gerekir.
  2. Mahkeme, bir Devletin denetime aldıgı kisinin bilgisi dısında ve itirazı mümkün olamayacak bir biçimde gizli izleme yapması halinde, 8 maddenin büyük ölçüde hükümsüz kalabilecegine isaret etmektedir. Bu durumdaki bir kimsenin 8. maddeye aykırı bir muameleye maruz kalması, hatta bu maddede verilen haktan farkında olmadan hem ulusal düzeyde ve hem de Sözlesme kurumları önünde her hangi bir hukuki yolu kullanmaktan yoksun bırakılması mümkündür.

Bu baglamda, Federal Anayasa Mahkemesinin 15 Aralık 1970 tarihli kararında (bk. yukarıda parag. 11 ve 12) asagıdaki gerekçeyi benimsedigi hatırlanmalıdır:
“Bir Yasa hakkında Anayasa yargısına basvurabilmesi için, sadece idari islemin degil yasanın kendisinin de basvurucunun temel haklarına dogrudan ve mevcut bir ihlal olusturdugu iddia edilmelidir… Bu kosullar yerine getirilmemistir; çünkü basvurucunun kendi sunusuna göre, sadece bir idari islem dolayısıyla temel hakları ihlal edilecektir. Ne var ki ilgili kisiler, kendi haklarına bir müdahaleden haberdar edilmedikleri için, idari islem hakkında itirazda bulunamayacaklardır. Basvurucular, uygulama islemine karsı bir anayasa basvurusunun baska nedenlerle mümkün olmadıgı bu gibi durumlarda, Yasanın kendisine karsı anayasa basvurusunda bulunma hakkına sahip olmalıdırlar…”.
Bu gerekçe, Federal Anayasa Mahkemesine yapılan basvurular ve Sözlesmenin kurdugu mekanizma arasındaki farklılıklara ragmen, Sözlesmenin 25. maddesine göre yapılan basvurular için de geçerlidir.
Mahkeme, Sözlesmede güvence altına alınan bir hakkın kullanılmasının, ilgili kisinin bu hakkın ihlali hakkında bilgilendirilmemesi nedeniyle ortadan kaldırılmasını kabuledilemez bulmaktadır. Gizli izlemeden potansiyel olarak etkilenen kisilerin Komisyona basvurma hakkı, 25. maddeden çıkarsanabilir; aksi halde 8. madde hükümsüz kalma tehlikesiyle karsılasır.

  1. Mahkeme, bu davanın esası bakımından itiraz konusu yasanın, Federal Almanyadaki herkesin mektup, posta ve telekomünikasyonun potansiyel olarak izlenebilecegi ve bir bosbogazlık yapılmadıkça veya Federal Anayasa Mahkemesinin kararında gösterilen kosullarda bildirimde bulunulmadıkça, kisilerin habersiz kalacagı bir izleme sistemi kurdugunu tespit etmistir (bk. yukarıda parag. 11). Bu çerçevede itiraz konusu yasa Federal Almanyada posta ve telekomünikasyon kullananları veya potansiyel kullanıcıları dogrudan etkilemektedir. Bundan baska, temsilcilerin haklı olarak isaret ettikleri gibi, bu izleme tehdidinin kendiliginden, bütün kullanıcıların veya potansiyel kullanıcıların 8. maddede güvence altına alınan haklarına dogrudan bir müdahale olusturmak suretiyle, posta ve telekomünikasyon hizmetleri vasıtasıyla serbest haberlesmeyi sınırladıgı iddia edilebilir.

Hükümet temsilcisi durusmada Mahkemeye G 10 çerçevesindeki gizli önlemlerin basvurucular bakımından hiç bir zaman emredilmedigi veya uygulanmadıgı konusunda bilgi vermistir (bk. yukarıda parag. 13). Mahkeme temsilcinin sözlerini not etmistir. Ancak Mahkeme, itiraz konusu yasanın etkisi hakkında vardıgı sonuçların ısıgında, geçmise yönelik bu açıklamaların, basvurucuların “magdurluk” statüsünün degerlendirilmesiyle ilgili olmadıgını kabul etmektedir.

  1. Bu davanın özel kosullarını dikkate alan Mahkeme her bir basvurucunun, basvurusunu desteklemek amacıyla belirli bir izleme önlemine maruz bırakıldıgını ileri süremese bile, Sözlesmenin “ihlal edilmesinden magdur oldugunu iddia etme” hakkı bulundugu sonucuna varmaktadır. Basvurucuların bir ihlalin gerçekten magduru olup olmadıkları sorunu, itiraz konusu yasanın kendisinin Sözlesme hükümlerine uygun olup olmadıgının belirlenmesini gerektirmektedir.

Buna göre Mahkeme, temsilciler Baskanının sözünü ettigi kosullarda, Sözlesmenin haberdar edilme hakkı verip vermedigi konusunda karar vermeyi gerekli görmemektedir.

II. Sözlesmenin 8. maddesinin ihlali iddiası

  1. Basvurucular itiraz konusu yasanın, özellikle ilgili kisinin izleme önlemlerinden haberdar edilmemesi ve önlem sona erdigi zaman mahkemelere basvurma hakkı bulunmaması nedeniyle, Sözlesmenin 8. maddesini ihlal ettigini iddia etmislerdir. Madde söyledir:

1. Herkes özel ve aile yasamı, konutu ve haberlesmesi için saygı görme hakkına sahiptir.

2. Bu hakların kullanılmasına ulusal güvenlik, kamu güvenligi, ülkenin ekonomik refahı, düzensizligin veya suçun önlenmesi, genel saglıgın veya genel ahlakın korunması, baskalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla hukuka uygun olarak yapılan ve demokratik bir toplumda gerekli bulunan müdahalelerin dısında, kamu makamları tarafından hiç bir müdahale yapılamaz.

  1. Anayasanın 10(2). fıkrasına göre mektup, posta ve telekomünikasyon üzerinde sınırlamalar konulabilir; ancak sınırlamalar yasayla yapılabilir. G 10 Yasasının 1(1). fıkrası belirli makamlara, mektup ve postaları açma ve inceleme, telgraf mesajlarını okuma ve telefon konusmalarını dinleme ve kaydetme yetkisi vermektedir (bk. yukarıda parag. 17). Bu nedenle Mahkemenin 8. maddeye göre yapacagı inceleme, sadece bu tür önlemleri alma yetkisi ile sınırlı olup, örnegin Ceza Usul Kanununa göre yapılan gizli izlemeyi kapsamamaktadır (bk. yukarıda parag. 25).

A. Müdahalenin varlıgı

  1. Üzerinde karar verilmesi gereken ilk sorun, yukarıda belirtilen itiraz konusu yasanın izleme önlemlerine imkan verirken, basvurucuların 8(1). fıkrasına göre güvence altın alınmıs olan haklarını kullanmalarına bir müdahale olusturup olusturmadıgı, eger olusturuyorsa, hangi bakımlardan müdahale olusturdugudur.

Sözlesmenin 8(1). fıkrasında telefon görüsmelerinden açıkça söz edilmedigi halde Mahkeme, Komisyonun da kabul ettigi gibi, bu fıkradaki özel yasam ve haberlesme kavramlarının bu tür konusmaları da kapsadıgını kabul etmektedir.
Komisyon raporunda, Alman mevzuatında öngörülen gizli izlemenin, 8(1). fıkrasında yer alan hakkın kullanılmasına bir müdahaleye olusturdugu belirtilmistir. Hükümet, Komisyon ve Mahkeme önünde bu konuda bir itirazda bulunmamıstır. Açıktır ki, gizli önlem alma yetkilerinden biri belirli bir kisiye bir kez uygulandıgında, bireyin özel ve aile yasamına ve haberlesmesine saygı hakkını kullanmasına kamu makamları tarafından yapılmıs bir müdahale meydana getirecektir. Ayrıca, yasanın sadece kendi basına varlıgı, yasanın uygulanabilecegi bütün kisileri izlenme tehdidi altına sokmaktadır. Bu tehdit, posta ve telekomünikasyon hizmetlerini kullananların haberlesme özgürlüklerini dogallıkla etkiler; bu suretle basvurucuların özel ve aile yasamı ve haberlesme haklarını kullanmalarına kamu makamlarının müdahalesini olusturur.
Mahkeme, itiraz konusu yasayla imkan verilen önlemlerin, kisinin konuta saygı hakkını kullanmasına bir müdahale olusturabilecegini gözden uzak tutmamıstır. Ancak Mahkeme, bu davada bu konu üzerinde karar vermeyi gerekli görmemektedir.

B. Müdahalenin mesrulugu

  1. Bu davada Sözlesmenin 8. maddesi bakımından ortaya çıkan baslıca sorun, tespit edilen müdahalenin ikinci fıkraya göre haklı olup olmadıgıdır. Bu fıkra, Sözlesme ile güvence altına alınan bir hakka istisna getirdigi için dar yorumlanmalıdır. Polis devletinin bir niteligi olan gizli izleme yetkilerine Sözlesme çerçevesinde ancak demokratik kurumları korumak için kesinlikle gerekli oldugu ölçüde katlanılabilir.

1. Müdahalenin hukuka dayalı olması

  1. Yukarıda tespit edilen müdahalenin 8. maddeye aykırı olmaması için, ilk önce ikinci fıkraya göre hukuk uygun olarak yapılmıs olması gerekir. Bu kosul bu davada yerine gelmistir; çünkü müdahale, Federal Anayasa Mahkemesinin 15 Aralık 1970 tarihli kararıyla biraz degistirilen Yasa da dahil (bk. yukarıda parag. 11), Parlamentonun çıkardıgı Yasalardan kaynaklanmaktadır. Buna ek olarak Mahkeme, Hükümetin ve Komisyonun isaret ettigi gibi, her bir ferdi izleme önleminin yasada belirtilen kesin kosullara ve usullere uygun olması gerektigini gözlemlemistir.

2. Müdahalenin amacı

  1. Geriye, Sözlesmenin 8(2). fıkrasında belirtilen diger kosulların da yerine getirilip getirilmedigini belirlemek kalıyor. Hükümete ve Komisyona göre, itiraz konusu yasayla imkan tanınan “müdahale”, “ulusal güvenlik” bakımından ve/veya “suçun ve düzensizligin önlenmesi” için “demokratik bir toplumda gerekli”dir. Hükümet buna ek olarak Mahkeme önünde, müdahalenin “kamu güvenligi” ve “baskalarının hak ve özgürlüklerinin korunması” için de haklı oldugunu ileri sürmüstür.
  2. G10 Yasası sınırlayıcı önlemlerin hangi amaçla alınabilecegini açıkça tanımlamakta ve bu suretle sınırlamaktadır. Yasa, “serbest anayasal düzeni”, “Federasyonun veya bir Eyaletin varlıgını veya güvenligini”, Cumhuriyet topraklarında konuslandırılmıs olan “müttefik silahlı kuvvetlerin güvenligini” veya “Berlin Eyaletinde konuslandırılmı olan Üç Devletin askeri birliklerinin güvenligini” tehdit eden “yakın tehlike” halinde, bundan sorumlu olan yetkililerin yukarıdaki sınırlamalara izin verebilecegini öngörmektedir (bk. yukarıda parag. 17).
  3. Hükümetin ve Komisyonun görüsünü paylasan Mahkeme, G 10un amacının aslında 8(2). fıkrasındaki ulusal güvenligi korumak ve/veya suçu ve düzensizligi önlemek oldugunu tespit etmistir. Bu çerçevede Mahkeme, Hükümetin belirttigi amaçların da ilgili olup olmadıgı konusunda karar vermeyi gerekli görmemektedir.

Öte yandan, yukarıda belirtilen amaçları gerçeklestirmek için itiraz konusu yasanın öngördügü araçların her bakımdan demokratik bir toplumda gereklilik sınırları içinde kalıp kalmadıgını belirlemek gerekmektedir.

3. Müdahalenin demokratik toplumda gerekliligi

  1. Basvurucular, Alman yasasının genis bir alan için izleme öngörmüs olmasına itiraz etmemektedirler; bu tür yetkileri ve verilen bu yetkilerin 8(1). fıkrasında güvence altına alınan bir hakkı, demokratik bir Devletin korunması için gerekli savunma aracı olarak kısıtlayabilecegini kabul etmektedirler. Bununla beraber basvurucular toplumun fark edilmeden totalitarizme kaymamasını güvence altına almak için, 8(2). fıkrasının bu tür yetkilere demokratik bir toplumda saygı duyulması gereken belirli sınırlar getirdigini düsünmektedir. Basvurucuların görüsüne göre itiraz konusu yasa, olası kötüye kullanmalara karsı yeterli korumadan yoksundur.
  2. Mahkeme, Komisyon temsilcilerinin de isaret ettigi gibi, 8. maddenin getirdigi koruma alanını degerlendirirken iki önemli olguyu not etmistir. Birincisi, casuslukta ve buna karsılık izleme araçlarında meydana gelen teknik ilerlemeyi içermektedir; ikincisi, son yıllarda Avrupada terörün ilerlemesidir. Demokratik toplumlar son zamanlarda kendilerini casuslugun ve terörizmin hayli gelismis biçimlerinin tehdidi ile karsı karsıya bulmuslardır. Bu da Devletin, bu tür tehditlerle etkin bir biçimde mücadele edebilmek için kendi egemenlik alanı içinde faaliyet gösteren yıkıcı unsurları gizli izlemeye almasını gerektirmistir. Bu nedenle, Mahkemenin istisnai kosullar çerçevesinde mektup, posta ve telekomünikasyon üzerinde gizli izleme yetkileri veren bir yasanın, ulusal güvenlik nedeniyle ve/veya suç ve düzensizligi önlemek için demokratik bir toplumda gerekli oldugunu kabul etmesi gerekir.
  3. Izleme sisteminin isleyecegi kosulların belirlenmesine gelince: Mahkeme, ulusal yasama organının belirli bir takdir yetkisi kullanabilecegine isaret etmektedir. Dogaldır ki Mahkemenin görevi, ulusal makamların yaptıgı degerlendirmelerin yerine bu alanda daha iyi bir uygulama olabilecek bir degerlendirmeyi getirmek degildir (bk. ve krs. 18.06.1971 tarihli De Wilde Ooms ve Versyp kararı, parag. 45; krs. 10(2). fıkrası için, 08.06.1976 tarihli Engel ve Digerleri kararı, parag. 100 ve 07.12.1976 tarihli Handyside kararı, parag. 48).

Ancak Mahkeme bu durumun, Sözlesmeci bir Devletin kendi egemenlik alanı içindeki kisileri gizli izlemeye tabi tutarken sınırsız bir takdir yetkisi kullanabilecegi anlamına gelmedigini vurgulamaktadır. Demokrasiyi koruyayım derken onun zayıflatabilecek, hatta tahrip edebilecek böyle bir yasanın tehlikesinin farkında olan Mahkeme, Sözlesmeci bir Devletin casusluga ve terörizme karsı mücadele adına, uygun gördügü her türlü önlemi alamayacagını kabul etmektedir.

  1. Mahkeme, hangi izleme sistemi benimsenirse benimsensin, kötüye kullanmaya karsı yeterli ve etkili güvencelerin bulunduguna ikna olmalıdır. Bu degerlendirmenin sadece göreli bir niteligi vardır. Degerlendirme, muhtemel önlemlerin niteligine, kapsamına ve süresine; bu önlemleri emretmek için gerekli sebeplere; bu önlemler için emri veren, uygulayan ve denetleyen yetkili makamlara ve ulusal hukukta tanınan iç hukuk yollarının türü gibi, olayın bütün kosullarına dayanır.

Bu nedenle, itiraz konusu yasa ile kurulan ve Anayasa Mahkemesinin 15 Aralık 1970 tarihli kararı ile biraz degisiklige ugrayan gizli izleme sisteminin isleyisi, Sözlesmenin ısıgında incelenmelidir.

  1. G 10 Yasasına göre bir izleme önlemi alabilmek için, önce bir dizi sınırlayıcı kosulun yerine getirilmesi gerekir. Izin verilebilen kısıtlayıcı önlemler, bir kimsenin belirli suç fiillerini cidden islemeyi planladıgına, islemekte olduguna veya isledigine dair kusku duymak için maddi belirtilerin bulundugu durumlarla sınırlıdır; önlemler ancak maddi olayların tespitinin baska yöntemlerle mümkün olmaması veya çok güç olması halinde emredilebilir; buna ragmen izleme, ancak belirli bir kuskuluyla veya onunla “baglantılı oldugu tahmin edilen kisilerle” sınırlıdır (bk. yukarıda parag. 17). Sonuç olarak itiraz konusu yasayla, genel bir izlemeye veya kesif izleme denilen bir izlemeye izin verilmemistir.

Izlemeye sadece gerekçeli ve yazılı bir basvuru üzerine karar verilebilir ve böyle bir basvuru, belirli teskilatların sadece baskanları veya vekilleri tarafından yapılabilir. Bunun üzerine izleme kararı, Basbakanın bu amaçla yetkilendirdigi bir Federal Bakan veya eger uygunsa, Eyaletin en yüksek amiri tarafından alınabilir (bk. yukarıda parag. 18). Buna göre, önlemlerin rastgele, yolsuz veya usulden ve hukuka uygunluk kaygısından yoksun bir biçimde emredilmemesini güvence altına almak için yasada idari bir usul bulunmaktadır. Buna ek olarak, Yasada gerekli görülmemis olmasına ragmen yetkili Bakan, uygulamada ve acil durumlar dısında, G 10 Komisyonunun önceden rızasını istemektedir (bk. yukarıda parag. 21).

  1. G 10 Yasası izleme önlemlerini uygulama ve bu suretle bilgi toplama süreci bakımından da katı kosullar getirmektedir. Söz konusu önlemler en fazla üç ay süreyle yürürlükte kalabilir ve sadece yeni bir basvuru ile yenilenebilir; gerekli kosullar sona erdiginde veya kendilerine artık gerek kalmadıgında, bu önlemler derhal kesilir; bu yolla toplanan bilgi ve belgeler baska amaçlar için kullanılamaz; ve istenen amacı gerçeklestirmek için artık gerek kalmadıgı anda, belgeler ortadan kaldırılır (bk. yukarıda parag. 18 ve 20).

Yargıç niteligine sahip bir görevli önlemlerin uygulanması konusunda bir öndenetim yapar. Bu görevli, elde edilen bilgileri yetkili teskilatlara göndermeden önce, bilgilerin Yasaya göre kullanılabilirligini ve önlemlerin amacıyla ilgili olup olmadıklarını inceler; toplanan baska her türlü istihbaratı ortadan kaldırır (bk. yukarıda parag. 20).

  1. G 10 Yasasında izleme önlemlerinin emredilmesi ve yerine getirilmesi bakımından mahkemeye basvurma hakkı tanınmamıs ise de, bunun yerine Anayasanın 10(2). fıkrasına uygun olarak, seçilmis temsilcilerin atadıgı Parlamento Heyeti ve G 10 Komisyonu gibi iki heyet tarafından sonradan kontrol veya denetim yapılabilmesi saglanmıstır.

Yetkili Bakan altı ayda en az bir kere Parlamentonun bes üyesinden olusan G10 Komisyonuna uygulama hakkında rapor verir; Parlamentonun bu üyeleri, muhalefetin de Heyette temsil edilmesini saglayacak biçimde, Meclis gruplarının oranına göre Bundestag tarafından atanır. Buna ek olarak Bakan her ay, emrettigi önlemlerin bir dökümünü G 10 Komisyonuna vermekle yükümlüdür. Bakan uygulamada, Komisyonun ön rızasını almaya çalısır. G 10 Komisyonu, izlenmekte olduguna inanan bir kimsenin basvurusu üzerine veya resen söz konusu önlemin yasallıgı ve gerekliligi hakkında karar verir; Komisyon bir önlemin yasadısı veya gereksiz oldugunu belirtirse, Bakan bu önlemi derhal sona erdirir. Komisyon üyeleri, Bundestagın görev süresiyle sınırlı olarak Parlamento Heyeti tarafından Hükümete danısıldıktan sonra atanırlar; yetkilerini kullanırken tamamen bagımsızdırlar ve her hangi bir talimat almazlar (bk. yukarıda parag. 21).

  1. Hükümet, Sözlesmenin 8(2). fıkrasının, gizli izlemenin yargısal denetimini gerektirmedigini ve G10 Yasasıyla kurulan denetim sisteminin, bireyin haklarını etkili biçimde korudugunu ileri sürmektedir. Basvurucular ise bu sistemi, hakim olması gereken yargısal denetim ilkesi ile karsılastırıldıgında yetersiz kalan bir “siyasal kontrol biçimi” olarak nitelendirmektedir.

Simdi, kısıtlayıcı önlemlerin emredilmesini ve uygulanmasını denetleme usullerinin, itiraz konusu yasadan kaynaklanan “müdahale”lerin, “demokratik bir toplumda gereklilik” sınırları içinde kalıp kalmadıgını belirlemek gerekmektedir.

  1. Bir izleme isleminin denetimi, ilk kez emredildigi zaman, sürdürülürken ve sona ermesinden sonra olmak üzere üç asamada yapılabilir. Ilk iki asama bakımından gizli izlemenin açık niteligi ve mantıgı, sadece izleme isleminin degil, ama bundan sonra gelecek olan denetimin dahi bireyin bilgisi dısında yapılmasını gerektirmektedir. Sonuç olarak, bireyin kendi rızasıyla hukuki bir yola basvurması veya her hangi bir denetim islemine dogrudan taraf olması dogallıkla engellenecegi için, getirilmis olan usullerin bireyin haklarının korunmasında yeterli ve esdeger güvenceleri saglaması esastır. Buna ek olarak, eger Sözlesmenin 8(2). fıkrasındaki gerekliligin sınırları asılmak istenmiyorsa, denetim usullerinde mümkün oldugu kadar demokratik toplumun degerlerine sadık kalınmalıdır. Demokratik toplumun temel ilkelerinden biri, Sözlesmenin Baslangıcında açıkça belirtilen hukukun üstünlügüdür (bk. 21.02.1975 tarihli Golder kararı, parag. 34). Hukukun üstünlügü, idari makamların bireyin haklarına yaptıgı bir müdahalenin, normal olarak yargı organının etkili denetimine, en azından son çare olarak bagımsızlık, tarafsızlık ve uygun usul güvencelerine sahip bir yargısal denetime tabi olmasını gerektirir.
  2. G10 Yasasıyla kurulan izleme sistemi içinde yargı organına yer verilmemis, bunun yerine yargısal göreve atanabilme niteligine sahip bir görevlinin yapacagı bir ön denetim ile bir Parlamento Heyeti ve G10 Komisyonunun denetimine yer verilmistir.

Mahkeme, ferdi olaylarda kötüye kullanmanın potansiyel olarak çok kolay oldugu ve bir bütün olarak demokratik toplum için zararlı sonuçların dogabilecegi böyle bir alanda, denetimi prensip olarak bir yargıca vermenin arzu edilebilirligini kabul etmektedir.
Ne var ki, G10 Yasasıyla saglanan denetimin niteligi ve diger koruyucular göz önünde tutuldugunda Mahkemenin vardıgı sonuca göre yargı organının denetimine yer verilmemesi, demokratik bir toplumda gerekli görülebilecek sınırları asmamaktadır. Parlamento Heyeti ve G10 Komisyonu, izlemeyi uygulayan yetkililerden bagımsızdırlar; etkili ve sürekli bir kontrolü yerine getirebilmek için yeterli gücü ve yetkileri elde bulundurmaktadırlar. Dahası, Parlamento Heyetindeki üyelerin dengeli dagılımı, denetimin demokratik niteligini yansıtmaktadır. Bu Heyette muhalefet de temsil edilmekte ve böylece muhalefet, Bundestaga karsı sorumlu olan yetkili Bakanın emrettigi önlemlerin kontrol edilmesine katılmaktadır. Bu iki denetim kurulusu, olayın sartlarına göre, objektif bir karar verebilmek için yeterli bagımsızlıga sahip olarak görülebilirler. Mahkeme ayrıca, izlenmekte olduguna inanan bir kisinin G10 Komisyonuna sikayet etme ve Anayasa Mahkemesine basvurma imkanına sahip oldugunu not etmektedir (bk. yukarıda parag. 23). Ancak, Hükümetin de kabul ettigi gibi, bu hukuki yollar ancak istisnai sartlarda kullanılabilir.

  1. Izlemenin sona ermesinden sonra, yani sonradan denetim konusunda özellikle bireyin katılabilecegi yargısal bir denetime yer verilmesinin gerekli olup olmadıgı hakkında karar verilmelidir. Sonradan bildirim sorunu bu konuyla ayrılmaz bir biçimde baglantılıdır; çünkü bilgisi dısında alınan önlemler hakkında haberdar edilmedikçe, ilgili kisinin mahkemeye basvurma ve böylece önlemlerin hukukiligine geriye dönük olarak itiraz etme imkanı kural olarak çok sınırlıdır.

Basvurucuların Sözlesmenin 8. maddesi bakımından temel sikayetleri, izlemenin durdurulmasından sonra ilgili kisinin her zaman bilgilendirilmemesi ve böylece mahkeme önünde etkili bir hukuki yolu kullanma durumuna gelememesidir. Basvurucuların kaygıları, bireyin bilgisi dısında usulsüz olarak uygulanan veya bireyin haklarına müdahale kapsamını belirleyebilen müdahalenin yaratacagı tehlikedir. Basvurucuların görüsüne göre, izleme önlemleri durdurulduktan sonra mahkemeler tarafından yapılacak etkili bir denetim, kötüye kullanmaları önlemek için demokratik bir toplumda gereklidir; aksi takdirde, gizli izlemenin denetimi yeterli olmayacak ve 8. maddeyle bireylere tanınan
haklar çignenmis olacaktır.
Hükümetin görüsüne göre, Federal Anayasa Mahkemesi kararının ardından (bk. yukarıda parag. 11 ve 19) sonradan bildirim yapılmak zorunda oldugu için, Sözlesmenin 8(2). fıkrasındaki gerekler karsılanmaktadır. Hükümete göre gizli izlemenin bir bütün olarak etkinligi, eger arastırmanın amacı geriye dönük olarak da bozulmak istenmiyorsa, hem olaydan önce ve hem de sonra kisiye bilgi verilmemesini gerektirir. Hükümet, bildirim yapıldıktan sonra mahkemeye basvurmanın engellenmedigini, bireyin gördügü zararların giderilebilmesi için çesitli hukuki yolların kullanılabilecegini belirtmistir (bk. yukarıda parag. 24).

  1. Mahkemeye göre her olayda, sonradan bildirim sisteminin mümkün olup olmadıgının belirlenmesi gerekir.

Belirli bir izleme serisinin yöneldigi bir faaliyet veya tehlike, bu önlemlerin durdurulmasından sonra yıllarca hatta on yıllarca sürebilir. Durdurulmus olan önlemden etkilenmis olan her bir bireye sonradan bildirimde bulunmak, izlemeyi harekete geçiren baslangıçtaki uzun vadeli amacı tehlikeye sokabilecektir. Dahası, Federal Anayasa Mahkemesinin haklı olarak belirttigi gibi bu tür bir bildirim, istihbarat servislerinin çalısma yöntemlerinin ve faaliyet alanlarının açıga çıkmasına ve hatta ajanlarının kimliklerinin muhtemelen belirlenmesine neden olabilecektir. Mahkemenin görüsüne göre, itiraz konusu yasadan kaynaklanan “müdahale” kural olarak Sözlesmenin 8(2). fıkrasına göre haklı bulundugu için (bk. yukarıda parag. 48), bireyin izlenmesi sona erdikten sonra haberdar edilmemesi, bu hükme kendiliginden aykırı olmaz; çünkü “müdahale”nin etkinligini saglayan sey, bireyin haberdar edilmemesidir. Ayrıca hatırlanmalıdır ki, Federal Anayasa Mahkemesinin 15 Aralık 1970 tarihli kararının geregi olarak ilgili kisi, sona eren izleme önlemleri hakkında sınırlamanın amacını tehlikeye sokmaksızın en kısa sürede yapılacak bir bildirimle haberdar edilmelidir (bk. yukarıda parag. 11 ve 19).

  1. Basvurucular itiraz ettikleri yasanın, Sözlesmenin 8(2). fıkrasındaki kosulları yerine getirmedigi düsüncesiyle, hem genel bakımdan hem de sonradan bildirim bakımından, kötüye kullanma tehlikesini devamlı gündeme getirmislerdir. Sistem ne olursa olsun, dürüst olmayan, ihmalkar veya gayretkes bir görevlinin usulsüz eylemde bulunma ihtimali tamamen bertaraf edilemeyecegi için, Mahkeme, bu davadaya konu denetimin amacı bakımından, bu tür bir eyleme karsı bireyi koruyan mekanizmaların bulundugu görüsündedir.

Mahkeme itiraz konusu yasayı bu düsünceler ısıgında yukarıda (bk. yukarıda parag. 51-58) incelemistir. Mahkeme özellikle, G 10 yasasındaki izleme önlemlerinin sonuçlarını, giderilmesi mümkün olmayan en alt sınıra indirebilmeyi ve izlemenin kesinlikle hukuka uygun olarak uygulanmasını güvence altına almayı hedefleyen çesitli hükümler içerdigini not etmektedir. Aksi bir uygulamanın bulunduguna dair bir kanıt veya belirtinin bulunmaması nedeniyle Mahkeme, Federal Almanya Cumhuriyeti makamlarının söz konusu yasayı demokratik bir toplumun gereklerine göre uyguladıklarını kabul etmek zorundadır.
Mahkeme, demokratik toplumu savunmak için gerekli sartlar ile kisisel haklar arasında uzlasma zemininin Sözlesme sistemine içkin bulundugu yolundaki Komisyonun görüsüne katılmaktadır (bk. 23.07.1968 Belçikada Egitim Dili Davası kararı, parag. 5). Sözlesmenin Baslangıcında da belirtildigi gibi, “Temel Özgürlükler … bir yandan etkin bir siyasal demokrasi ve öte yandan ortak bir anlayıs ve (Sözlesmeci Devletlerin) dayandıgı Insan Haklarının yerine getirilmesiyle korunabilir”. Bunun Sözlesmenin 8. maddesi bakımından anlamı sudur: birinci fıkrada garanti edilen hakkın birey tarafından kullanılması ile ikinci fıkraya göre demokratik bir toplumun korunması için gizli izlemeye olan ihtiyaç arasında bir denge aranmalıdır.

  1. Bu düsüncelerin ve itiraz konusu yasanın detaylı olarak incelenmesinin ısıgında Mahkeme, Alman yasakoyucusunun, Sözlesmenin 8(1). fıkrasıyla garanti edilen hakkın kullanılmasına, ulusal güvenlik amacıyla ve suç ve düzensizligi önlemek için demokratik bir toplumda gerekli olan bu yasayla müdahale etmeyi düsünmekte haklı oldugu sonucuna varmaktadır. Buna göre Mahkeme, 8. maddeye aykırılık bulunmadıgını tespit etmektedir.

III. Sözlesmenin 13. maddesinin ihlali iddiası

  1. Basvurucular, Sözlesmenin 13. maddesine aykırılık bulundugunu iddia etmislerdir. Bu madde söyledir:

Bu Sözlesmede tanınan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi sıfatla hareket edenlerden baska kisiler tarafından islenmis olsa da, ulusal bir makam önünde etkili bir hukuki yola basvurma hakkına sahiptir.

  1. Basvurucuların görüsüne göre Sözlesmeci Devletler, Sözlesmeye her hangi bir aykırılık iddiası için 13. madde çerçevesinde etkili bir hukuki yol saglamakla yükümlüdürler; bu hükmün baska türlü yorumlanması, onu anlamsız kılar. Öte yandan Hükümet ve Komisyon, Sözlesmenin baska maddelerindeki haklardan biri ihlal edilmedikçe, 13. madde bakımından basvuru yapmak için hiç bir temel bulunmadıgını düsünmektedirler.
  2. 6 Subat 1976 tarihli “Isveç Makinistler Sendikası davası” kararında ulusal bir makam önünde etkili bir hukuki yol bulundugunu tespit eden Mahkeme, 13. maddenin ancak Sözlesmenin baska bir maddesiyle güvence altına alınan bir hak ihlal edildigi zaman uygulanabilir olup olmadıgı hakkında karar vermesinin istenmedigini düsünmüstür (bk. 06.02.1976 tarihli Isveç Makinistler Sendikası kararı, parag. 50; ayrıca bk. 18.06.1971 tarihli De Wilde, Ooms ve Versyp kararı, parag. 95). Eldeki bu davada ise Mahkeme, Almanyadaki yasa bakımından iç hukuk yolunun etkililigini incelemek gerekse bile, bundan önce 13. maddenin uygulanabilirligi hakkında karar vermesi gerektigini düsünmektedir.
  3. Sözlesmenin 13. maddesi, Sözlesmedeki hak ve özgürlükleri “ihlal edilen” bir kimsenin, “ihlal fiili” resmi sıfatlarıyla hareket edenlerden baska kisiler tarafından “islenmis” olsa bile, ulusal bir makam önünde etkili bir hukuki yola basvurma hakkına sahip oldugunu belirtmektedir. Bu hüküm lafzıyla okundugunda, bir kimsenin ancak bir “ihlal” meydana gelmisse iç hukuk yollarına basvurma hakkına sahip oldugu sanılır. Ancak bir kimse ulusal bir makama sikayette bulunmadıkça, bu makam önünde “ihlal”in varlıgını ortaya koyamaz. Sonuç olarak, Komisyon azınlıgının da ifade ettigi gibi, Sözlesmenin gerçekten ihlal edilmis olması, 13. maddenin uygulanması için bir önkosul olamaz. Mahkemenin görüsüne göre 13. madde, Sözlesmeye aykırılıgı iddia edilen bir tasarruftan kendisinin zarar gördügünü düsünen bir kisinin, hem iddiaları hakkında karar verilmesini ve hem de mümkünse bir karsılık ödenmesini saglamak için ulusal bir makam önünde hukuki bir yola basvurma hakkını gerektirmektedir. Böylece 13. madde, Sözlesmedeki hak ve özgürlüklerinin ihlal edildigini “iddia eden” herkesin, “ulusal bir makam önünde etkili bir hukuki yola basvurma hakkı”nı güvence altına alacak biçimde yorumlanmalıdır.
  4. Buna göre Mahkeme, 8. maddeyle basvurucuların güvence altına alınan haklarına bir aykırılık tespit etmedigi halde, Alman mevzuatında basvuruculara 13. maddedeki “ulusal makamlar önünde etkili bir iç hukuk yolu” tanınmıs olup olmadıgını belirlemekle yetkilidir.

Basvurucular, izleme önleminin kendilerine gerçekten uygulanmasıyla Sözlesmedeki hakları ihlal edildigi için etkili bir hukuki yola basvurma hakkından yoksun olduklarını ileri sürmemektedirler. Basvurucuların sikayetleri daha çok, itiraz konusu yasanın içeriginde bir kusur olarak düsündükleri noktaya yönelmistir. Basvurucular, belirli kosullarda basvuru imkanının bulundugunu kabul etmekle birlikte, yasanın kendisi Sözlesmedeki haklarına somut bir izleme önlemi ile müdahale edilip edilmedigi konusunda bilgilenmelerini önledigi için, ulusal hukukta etkili bir hukuki yola basvurmaktan kural olarak yoksun bırakıldıklarını iddia etmektedirler. Komisyon ve Hükümet bu iddiaya katılmamaktadır. Sonuç olarak basvurucular, yasanın hükümlerine itiraz ettikleri halde, Mahkeme, Alman yasasına göre hangi iç hukuk yollarının gerçekten kullanılabilir oldugunu ve bu hukuki yolların bu sartlarda etkili olup olmadıklarını incelemek zorundadır.

  1. Mahkeme ilk önce basvurucuların, Federal Anayasa Mahkemesi önünde söz konusu yasanın haberlesme haklarına ve mahkemeye basvurma haklarına uygunlugu konusunda itirazda bulundukları zaman, Sözlesmenin 13. maddesindeki “etkili bir iç hukuk yoluna basvurma hakkı”nı kullanmıs olduklarını gözlemlemektedir. Daha önce belirtildigi gibi, Anayasa Mahkemesi basvurucuların sikayetlerini Sözlesmeye göre degil, sadece Anayasaya göre incelemistir. Bununla beraber, basvurucular tarafından Anayasa Mahkemesi önünde korunması istenen haklar, Sözlesme organları önünde ihlal edildigi iddia edilen haklarla özü itibariyle aynıdır (bk. 06.02.1976 tarihli Isveç Makinistler Sendikası kararı, parag. 50). Anayasa Mahkemesinin 15 Aralık 1970 tarihli kararı okundugunda, Mahkemenin kendisine yapılan sikayetleri, Anayasada belirtilen temel ilkeler ve demokratik degerler ısıgında dikkatle inceledigi görülmektedir.
  2. G10 yasasına göre somut izleme önlemlerinin uygulanması ile ilgili olarak “etkili bir hukuki yol” bulunup bulunmadıgı konusunda basvurucular ilk önce, bir kurulusun 13. madde bakımından “ulusal bir makam” olarak nitelendirilebilmesi için, bu kurulusun en azından tarafsız ve yargısal bagımsızlıga sahip üyelerden kurulu olması gerektigini ileri sürmüslerdir. Buna karsılık Hükümet, 6. maddenin tersine, 13. maddenin mahkemelere yapılacak hukuki bir yola basvurmayı gerektirmedigini belirtmistir.

Mahkemeye göre 13. maddede sözü edilen makamın, her olayda kelimenin dar anlamıyla yargısal bir makam olması gerekmemektedir (bk. 21.02.1975 tarihli Golder kararı, parag. 33). Bununla beraber, bir hukuki yolun etkili olup olamayacagı belirlenirken, o makamın sahip oldugu yetkiler ve usul güvenceleri önem tasır.

  1. Basvuruculara göre “etkili bir hukuki yola basvurma” kavramı, sonradan bilgilendirme yoluyla, ilgili kisinin güvence altına alınmıs haklarına kabuledilemez bir tecavüze karsı kendisini savunma durumunda bulunabilmesini gerektirir. Hükümet ve Komisyon, itiraz konusu yasanın bilgi vermekten yoksun haliyle bir kez 8. maddede belirtilen amaçlardan biri için “demokratik bir toplumda gerekli” olduguna karar verilmis ise, artık 13. maddeden gizli önlemlerin bildirimine iliskin sınırsız bir hak çıkarsanamayacagı görüsündedirler.

Mahkeme daha önce izlemenin gizliliginin, özellikle gizli izleme yürürlükte oldugu sırada ilgili kisinin kendine uygun bir hukuk yoluna basvurmasını, imkansız olmasa bile güç duruma soktuguna isaret etmistir (bk. yukarıda parag. 55). Mahkeme duydugu sıkıntıya ragmen, gizli izleme ve uzantılarının, ulusal güvenlik ile düzensizligin ve suçun önlenmesi amacıyla günümüzdeki kosullarda demokratik bir toplumda gerekli olduguna karar verdigi bir gerçektir (bk. yukarıda parag. 48). Sözlesme bir bütün olarak okunmalıdır; bu nedenle, Komisyonun raporunda da belirtildigi gibi, 13. maddenin her türlü yorumu, Sözlesmenin mantıgı ile ahenkli olmalıdır. Mahkeme 13. maddeyi, izleme önlemlerinin etkililigini güvence altına almak için ilgili kisilere bildirim yapılmamasını 8. maddeye uygun bulurken yaptıgı tespiti fiilen hükümsüz kılan bir sonuca götürecek biçimde yorumlayamaz ve uygulayamaz (bk. yukarıda parag. 58 ve 60). Sonuç olarak Mahkeme, 8. maddeyle ilgili vardıgı sonuçlara uygun olarak, bildirim yapılmamasının, bu kosullarda 13. maddeye aykırılık olusturmadıgı görüsündedir.

  1. Bu dava bakımından 13. maddedeki “etkili hukuki bir yol”, her gizli izleme sisteminin dogasında sadece sınırlı bir basvuru imkanının varoldugunu kabul ederek, mümkün oldugu kadar etkili olan bir hukuki yol anlamına gelir. Böylece geriye, söz konusu yasada basvuruculara tanınan çesitli hukuki yolların bu sınırlı alan içinde “etkili” olup olmadıklarını görebilmek için, bu hukuki yolları incelemek kalıyor.
  2. G10 yasasına göre kısıtlayıcı önlemlerin emredilmesi ve uygulanması konusunda mahkemelere basvurma hakkı bulunmadıgı halde, izlenmekte olduguna inanan kisiye baska bazı hukuki yollar açıktır. Bu kisinin G 10 Komisyonuna ve Anayasa Mahkemesine basvurma imkanı vardır (bk. yukarıda parag. 21 ve 23). Belirtildigi gibi bu hukuki yolların etkililigi sınırlıdır ve kural olarak sadece istisnai durumlarda uygulanır. Bununla beraber, bu dava çerçevesinde daha etkili hukuki yolların bulunabilecegini tasavvur etmek zordur.
  3. Öte yandan, Federal Anayasa Mahkemesinin 15 Aralık 1970 tarihli kararının geregi olarak yetkili makamlar, izleme önlemleri kesildikten sonra ve sınırlamanın amacını tehlikeye düsürmeden, en kısa zamanda ilgili kisiyi haberdar etmekle yükümlüdür (bk. yukarıda parag. 11 ve 19). Bu tür bir bildirim yapıldıgı andan itibaren kisi, mahkemeler önünde çesitli hukuki yollara basvurma imkanına kavusmaktadır. Hükümetin verdigi bilgiye göre bir kimse, bir tespit davasıyla G 10 yasasının kendisine uygulanmasının hukukiligini ve emredilen izleme önlemlerinin yasaya uygunlugunun denetlenmesini saglayabilir; eger zarar görmüsse, zararının tazmini için hukuk mahkemesinde dava açabilir; belgelerin imhası veya eger mümkünse kendisine verilmesi için de dava açabilir; son olarak, eger bütün bu hukuki yollardan sonuç elde edememis ise, Anayasaya bir aykırılık bulunup bulunmadıgı hakkında karar alabilmek için Anayasa Mahkemesine basvurabilir (bk. yukarıda parag. 24).
  4. Buna göre Mahkeme, davanın bu özel kosulları çerçevesinde, Alman hukukunda tanınan hukuki yolların toplamının, 13. maddedeki sartları yerine getirdigini kabul etmektedir.

IV. Sözlesmenin 6(1). fıkrasının ihlali iddiası

  1. Basvurucular son olarak Sözlesmenin 6(1). fıkrasına aykırılık bulundugunu iddia etmislerdir. Bu maddenin birinci fıkrası söyledir:

Herkes, kisisel hak ve yükümlülükleri ile hakkındaki bir suçlamanın karara baglanmasında, hukuken kurulmus bagımsız ve tarafsız bir yargı yeri tarafından, makul bir sürede, adil ve aleni olarak yargılanma hakkına sahiptir. Karar aleni olarak açıklanır. Ancak durusmayı izleyenler ve basın mensupları, demokratik bir toplumdaki genel ahlak, kamu düzeni ya da ulusal güvenlik nedeniyle, ya da gençlerin çıkarlarını veya tarafların özel yasamlarını korunmanın gerektirmesi, veya mahkemeye göre aleniligin adalete zarar verebilecegi özel kosulların kesinlikle gerektirmesi halinde, durusmanın tamamından ya da bir bölümünden çıkarılabilir.

  1. Basvuruculara göre, itiraz konusu yasa uyarınca alınabilen izleme önlemleri, Sözlesmenin 6(1). fıkrasındaki hem bir “kisisel hak”ka ve hem de bir “suçlama”ya varan bir müdahale olarak alınabilir. Basvuruculara göre bu yasa, izleme önleminin her türlü durumda sona ermesinden sonra ilgili kisiye bildirimi gerektirmedigi ve bu tür önlemlerin hukukiliginin denetlenmesi için mahkemeye basvurmayı engelledigi için, söz konusu maddeyi ihlal etmektedir. Öte yandan Hükümet ve Komisyon 6(1). fıkrasının ne “kisisel” ne de “suç isnadı” baslıgı altında bu davaya uygulanamayacagı düsüncesindedir.
  2. Mahkeme G 10 yasasında belirtilen sartlarda mektup, posta ve telekomünikasyonun gizli izlenmesine yetki verilmesinin 8. maddeye aykırı olmadıgına karar vermistir (bk. yukarıda parag. 39- 60).

Mahkeme bu sonuca ulastıgından, G 10 yasasına göre bu tür bir izlemeye izin veren kararların yargısal güvenceler getiren 6. madde kapsamına girip girmedigini, 6. maddenin uygulanabilirligi varsayılırsa, izlemenin sona erme bildiriminden önce ve sonra olmak üzere, iki asamaya ayırarak
incelemelidir.
Bir kimseyi izleme altına alan kararın gizliligi geçerli devam ettigi sürece, ilgili kisinin girisimiyle bu kararın 6. maddeye göre yargısal denetiminin yapılabilmesi mümkün degildir; sonuçta bu karar, zorunlu olarak 6. maddenin sartlarından kurtulmaktadır.
Izleme kararı sadece izlemenin kesilmesinden sonra, sözü edilen hükmün çerçevesine girebilir. Hükümetin verdigi bilgiye göre, izlemenin kesilmesi ilgili kisiye bildirildikten sonra bu kimse, haklarının muhtemel bir ihlaline karsı bir çok hukuki yola basvurabilir.

Buna göre Mahkeme, Sözlesmenin 6. maddesi uygulanabilse bile, bu maddenin ihlal edilmedigi sonucuna varmaktadır.

Bu Gerekçelerle Mahkeme,

  1. Oybirligiyle, basvurucuların Sözlesmenin 25. maddesi anlamında magdur olduklarını iddia edip edemeyecekleri sorunu hakkında karar verme yetkisi bulunduguna;
  2. Oybirligiyle, basvurucuların 25. madde anlamında magdur olduklarını iddia edebileceklerine;
  3. Oybirligiyle, Sözlesmenin 8, 13 ve 6(1). maddelerinin ihlal edilmedigine

karar vermistir.

Hakkımızda
Ticaret hayatının dijitalleşmeye başlaması ile riskler de dijital ortamdan kaynaklanmış ve veri güvenliği önem kazanmıştır. Bu kapsamda siber saldırıların ve açıkların yanı sıra şirketlere ve kişilere ilişkin verilerin internet ortamında ulaşılabilir olması ile ticaret ve özel hayatın korunması yani veri gizliliği ihtiyaç haline gelmiştir.

DEVAMI

Gizlilik ve Kullanım
Verko İletişim

Ofisim İstanbul İş Merkezi Tugay Yolu Cad. No:20 B Blok Kat:7 D:39 Cevizli / Maltepe / İstanbul

0(216) 418 21 25
0(535) 344 36 32
0(535) 344 36 64

info@verko.com.tr

Open chat