Anayasa Mahkemesi

Başvuru Numarası: 2014/5671
Karar Tarihi: 07.06.2018

I. Başvurunun Konusu

  1. Başvuru, hırsızlık suçlarına ilişkin bilgilerin adli sicil arşiv kaydında tutulması ve Genel Bilgi Toplama Sistemi’ne kaydedilmesi nedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. Başvuru Süreci

  1. Başvuru 17.04.2014 tarihinde yapılmıştır.
  2. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
  3. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
  4. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
  5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.
  6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur.
  7. İkinci Bölüm tarafından 06.12.2017 tarihinde yapılan toplantıda, niteliği itibarıyla Genel Kurul tarafından karara bağlanması gerekli görüldüğünden başvurunun Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 28. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula sevkine karar verilmiştir.

III. Olay ve Olgular

  1. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
  2. Başvurucu 06.10.1971 tarihinde doğmuştur. Başvurucu, esnaf olup bakkal dükkanı işletmektedir.
  3. Başvurucu 9/10/1989, 10.10.1989 ve 19.10.1989 tarihlerinde işlediği üç ayrı fiilden dolayı 01.03.1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu’nun ilgili hükümlerine göre hırsızlık suçu kapsamında İzmir 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 27.03.1990 tarihli kararıyla ağır para cezaları ile cezalandırılmış ve başvurucunun cezaları ertelenmiştir.
  4. Başvurucunun adli sicil kaydının silinmesi talebiyle yaptığı başvuru üzerine İzmir 8. Asliye Ceza Mahkemesi 09.04.1996 tarihli kararıyla tecilli cezanın işlenmemiş sayılarak adli sicil kayıtlarından silinmesine karar vermiştir.
  5. Başvurucu 30.06.2006 tarihinde Genel Bilgi Toplama (GBT) Sistemi’nde bulunan kaydının silinmesi talebiyle Emniyet Genel Müdürlüğüne müracaat etmiştir.
  6. Başvurucunun dilekçesi idarenin ilgili birimleri tarafından başvurucu hakkındaki adli sicil kaydının düzenlendiği İzmir İl Emniyet Müdürlüğüne iletilmiştir. İzmir İl Emniyet Müdürlüğünün 08.08.2006 tarihli yazısıyla Bilgi Toplama Yönergesi (Yönerge) gereğince başvurucu hakkındaki bilgi formlarının iptal edilemeyeceği belirtilmiştir. Bu yazı başvurucuya 26.07.2006 tarihinde tebliğ edilmiştir.
  7. Başvurucu, GBT sisteminde bulunan kaydının silinmesi amacıyla İçişleri Bakanlığı aleyhine Ankara 9. İdare Mahkemesinde iptal davası açmıştır.
  8. Mahkeme, 11.04.2008 tarihli kararıyla davayı reddetmiştir. Mahkeme kararında İçişleri Bakanlığı Kaçakçılık İstihbarat, Harekat ve Bilgi Toplama Dairesi (KİHBİ) Başkanlığınca çıkarılan 29.03.2005 tarihli Yönerge’de yer alan hükümlere yer verilmiştir. Kararda; kamu güvenliğinin ve suç ve suçluyla mücadelenin etkin şekilde sağlanması amacıyla Yönerge ile bazı suç tiplerinden hüküm giyenler hakkında GBT sistem kaydının nasıl tutulacağının düzenlendiği, Yönerge’nin 9. maddesinin (b) bendinde hırsızlık suçunun da bu suç türleri arasında gösterildiği belirtilmiştir. Bu nedenle hırsızlık suçundan cezalandırılan başvurucu hakkında tutulan GBT sisteminden kaydının silinmesi için yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemin hukuka aykırı olmadığı ifade edilmiştir.
  9. Başvurucunun temyiz istemi Danıştay Onuncu Dairesinin 23.05.2012 tarihli kararıyla reddedilerek hüküm onanmıştır.
  10. Başvurucunun karar düzeltme istemi aynı Dairenin 12.02.2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir.
  11. Nihai karar, başvurucuya 02.04.2014 tarihinde tebliğ edilmiştir.
  12. Başvurucu 17.04.2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
  13. KİHBİ Başkanlığı tarafından Anayasa Mahkemesinin 2013/2941 sayılı bireysel başvuru dosyasına gönderilen 11/6/2015 tarihli ve 1962 sayılı yazıda Yönerge’nin dayanakları ve uygulama alanı ile ilgili bilgilere yer verilmiştir.
  14. Söz konusu yazıda Yönerge’nin 14.02.1985 tarihli ve 3152 sayılı İçişleri Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un 13. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi ve 33. maddesi, 04.07.1934 tarihli ve 2559 sayılı Pasif Vazife ve Salahiyet Kanunu’nun ek 7. maddesi ile 17.12.1983 tarihli Jandarma Teşkilatı Görev ve Yetkileri Yönetmeliği’nin 42. maddesinin birinci fıkrasının (t) bendine dayanılarak hazırlandığı ve söz konusu Yönerge’nin “hizmete özel” dereceli olması nedeniyle kamuya açık olmadığı belirtilmiştir. Ayrıca Yönerge’de 04.06.2007 tarihli İçişleri Bakanlığı onayı ile değişiklikler yapıldığı bildirilmiştir.
  15. Yazı içeriğinde GBT sistemine kaydı yapılan bilgilerin kolluk kuvvetlerine suç ve suçlularla mücadele çalışmalarında istihbarat kaynağı olarak idarenin vatandaşlarla ilgili yürüttüğü iş ve işlemlerde ( silah ruhsatı, sürücü belgesi ve pasaport işlemleri, kamu hizmetlerinden men cezalarının takibi) kullanıldığı bildirilmiştir. Bunun yanı sıra GBT sistemindeki bilgilerin 26/10/1994 tarihli ve 4045 sayılı Güvenlik Soruşturması, Bazı Nedenlerle Görevlerine Son Verilen Kamu Personeli ile Kamu Görevine Alınmayanların Haklarının Geri Verilmesinde ve 1402 Numaralı Sıkıyönetim Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun ile Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Yönetmeliği gereği, bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşlarının gizlilik dereceli birim ve kısımları ile yurt dışı teşkilatlarında, askeri, emniyet, istihbarat teşkilatlarında, ceza infaz kurumu ve tutukevlerinde çalıştıracakları personelin güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması işlemleri için kullanıldığı ifade edilmiştir.
  16. Bunun yanı sıra söz konusu yazıda ilgili programın esas olarak İçişleri Bakanlığına bağlı kolluk birimlerince kullanılmakla birlikte Başbakanlık ve Maliye Bakanlığı bünyesinde bulunan birimler ile yapılan protokoller gereği bilgi paylaşımı yapıldığı da belirtilmiştir.

IV. İlgili Hukuk

A. Ulusal Hukuk

  1. Mevcut başvurunun değerlendirilmesi sırasında gözönünde bulundurulan GBT Sistemi’nde kayıt tutulmasına dair ulusal hukuk kaynakları için bkz. Bülent Kaya [GK], B. No: 2013/2941, 11.05.2016, §§ 20-28.
  2. 25.05.2005 tarihli ve 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu’nun “Adli sicil ve arşiv bilgilerinin silinmesi” kenar başlıklı 12. maddesi şöyledir:

“(Değişik: 05.04.2012-6290/2 md.) Arşiv bilgileri;
a) İlgilinin ölümü üzerine,
b) Anayasanın 76 ncı maddesi ile Türk Ceza Kanunu dışındaki kanunlarda bir hak yoksunluğuna neden olan mahkumiyetler bakımından kaydın arşive alınma koşullarının oluştuğu tarihten itibaren;

1. Yasaklanmış hakların geri verilmesi kararı alınması koşuluyla onbeş yıl geçmesiyle,

2. Yasaklanmış hakların geri verilmesi kararı alınması koşulu aranmaksızın otuz yıl geçmesiyle,
c) Diğer mahkumiyetler bakımından kaydın arşive alınma koşullarının oluştuğu tarihten itibaren beş yıl geçmesiyle tamamen silinir.
(2) Fiilin kanunla suç olmaktan çıkarılması halinde, bu suçtan mahkumiyete ilişkin adli sicil ve arşiv kayıtları, talep aranmaksızın tamamen silinir.
(3) Kanun yararına bozma veya yargılamanın yenilenmesi sonucunda verilen beraat veya ceza verilmesine yer olmadığı kararının kesinleşmesi halinde, önceki mahkumiyet kararına ilişkin adli sicil ve arşiv kaydı tamamen silinir …”

B. Uluslararası Hukuk

1. Uluslararası Belgeler

  1. Mevcut başvurunun değerlendirilmesi sırasında gözönünde bulundurulan GBT sisteminde kayıt tutulmasına dair uluslararası hukuk kaynakları için bkz. Bülent Kaya, §§ 29-34.

2. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı

  1. Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “Özel ve aile hayatına saygı hakkı” kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:

“(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkını sahiptir.
(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”

  1. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadına göre bir kişinin özel yaşamına ilişkin verilerin kaydedilmesi ve saklanması, kendi başına özel hayata saygı hakkı bakımından bir müdahale oluşturmaktadır. Bu müdahalenin tespiti için kaydedilen bilgilerin daha sonra kullanılmış olması gibi bir koşul da aranmamaktadır. Bununla birlikte kamu makamları tarafından muhafaza edilen kişisel nitelikteki bilgilerin özel yaşam unsurlarından birini devreye sokup sokmadığını tespit etmek için bu bilgilerin hangi çerçevede alındıklarının ve muhafaza edildiklerinin, verilerin türünün, kullanıldıkları ve işlendikleri şeklin ve bunlardan çıkarılabilecek sonuçların dikkate alınması zaruridir (S. ve Marper/Birleşik Krallık [BD], B. No: 30562/04, 30566/04, 04.12.2008, § 67).

V. İnceleme ve Gerekçe

  1. Mahkemenin 07.06.2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adli Sicil Arşiv Kaydının Tutulması Nedeniyle Özel Hayata Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

  1. Başvurucu; yirmi yıldan beri ticaretle uğraştığını, adli sicil belgelerinde arşiv kayıtlarına yer verilmesi nedeniyle tüm resmi işlemlerde ve esnaf odası faaliyetlerinde kendisine adli sicil kaydı silinmemiş gibi muamele yapıldığını belirtmektedir. Başvurucu ayrıca arşiv kaydının silinmemesi nedeniyle çeşitli imkanlardan yararlanamadığını, bu durumun kendisine sınırlama getirdiğini belirterek özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
  2. Bakanlık görüşünde, adli sicil arşiv kaydının tutulmasıyla ilgili değerlendirme yapılmamıştır.
  3. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun bireysel başvuru konusu şikayetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlara sunması, bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir (İsmail Buğra İşlek, B. No: 2013/1177, 26.03.2013, § 17).
  4. Başvurucunun açtığı davanın konusu ile bu başlık altında yer verilen şikayet konusu aynı nitelikte değildir. Açılan davanın konusu “GBT sisteminden kaydının silinmesi talebinin reddi” işlemi, şikayet edilen husus ise adli sicil arşiv kaydının silinmemesidir. Başvurucu, derece mahkemesi önünde ileri sürmediği iddiaları Anayasa Mahkemesi önünde ileri sürmüştür. Bu sebeple başvurucunun 5352 sayılı Kanun kapsamındaki taleplerini öncelikle Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğüne iletmesi gerekir.
  5. Buna göre somut olayda başvurucunun adli sicil arşiv kaydının tutulmasıyla ilgili olarak hukuk sisteminde mevcut idari ve yargısal yolları tüketmeksizin bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır.
  6. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. GBT Kaydı Nedeniyle Özel Hayata Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

  1. Başvurucu; hakkında uzun yıllar önce yürütülen ceza yargılamasına ilişkin bilginin GBT sistemine kaydedildiğini, polis kontrollerinde kendisine karşı tutumun değiştiğini, aile bireylerinin yanında küçük düştüğünü, ilgili kaydın silinmesi hususunda idareye yaptığı başvuru ile bu hususta açtığı davanın reddedildiğini belirterek Anayasa’nın 20. maddesinde tanımlanan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
  2. Bakanlık görüşünde; benzer başvurularda AİHM tarafından, kişinin rızası olmaksızın hakkında kişisel veri toplanması, saklanması ve kullanılması hususunun Sözleşme’nin 8. maddesi bağlamında değerlendirildiği ifade edilmiştir. Müdahalenin demokratik toplum düzeninde zorunlu bir toplumsal ihtiyaçtan kaynaklanıp kaynaklanmadığı değerlendirilirken gözönünde bulundurmak üzere AİHM önüne benzer ihlal iddialarıyla yansıyan dava ve karar örneklerine yer verilmiştir.
  3. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvuru formunda belirttiği hususları tekrar etmiştir.

2. Değerlendirme

  1. Anayasa’nın “Özel hayatın gizliliği” kenar başlıklı 20. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.
Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.”

  1. Özel hayata saygı hakkı kapsamında korunan hukuksal çıkarlardan biri de bireyin mahremiyet hakkıdır. Mahremiyet hakkı yalnız kalma hakkının yanında bireyin kendisi hakkındaki bilgileri kontrol edebilme hukuksal çıkarını da kapsamaktadır. Bireyin kendisine ilişkin herhangi bir bilginin kendi rızası olmaksızın açıklanmaması, yayılmaması, bu bilgilere başkaları tarafından ulaşılamaması ve rızası hilafına kullanılamaması, kısaca bu bilgilerin mahrem kalması konusunda menfaati bulunmaktadır. Bu husus, bireyin kendisi hakkındaki bilgilerin geleceğini belirleme hakkına işaret etmektedir (Serap Tortuk, B. No: 2013/9660, 21.01.2015, § 32).
  2. Anayasa Mahkemesi tarafından kişisel veri kavramının belirli veya kimliği belirlenebilir olmak şartıyla bir kişiye ilişkin bütün bilgileri ifade ettiği kabul edilmekte olup bu bağlamda adı, soyadı , doğum tarihi ve doğum yeri gibi bireyin sadece kimliğini ortaya koyan bilgilerin değil telefon numarası, motorlu taşıt plakası, sosyal güvenlik numarası, pasaport numarası , öz geçmiş, resim, görüntü ve ses kayıtları, parmak izleri, genetik bilgiler, IP adresi, e-posta adresi, hobiler, tercihler, etkileşimde bulunulan kişiler, grup üyelikleri, aile bilgileri gibi kişiyi doğrudan veya dolaylı olarak belirlenebilir kılan tüm verilerin kişisel veri kapsamında olduğu belirtilmektedir (A YM, E.2014/74, K.2014/201, 25.12.2014; E.2013/122, K.2014/74, 09.04.2014; E.2014/149, K.2014/151, 02.10.2014; E.2013/84, K.2014/183, 04.12.2014; E.2014/180, K.2015/30, 19.03.2015; Bülent Kaya§ 49).
  3. Bu noktada Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireylerin Korunması Sözleşmesi de önemli tespitler içermektedir. Belirtilen sözleşmenin 2. maddesinde kişisel bilgi, belirli veya belirlenebilir gerçek bir kişiye ilişkin herhangi bir bilgi olarak tanımlanmakta ve söz konusu verilerin özel nitelikte olması gibi bir unsur aranmamaktadır.
  4. Başvuruya konu olayda 1989 yılında işlenen suçlar sebebiyle 1990 yılındaki ceza yargılamasına ilişkin başvurucu hakkındaki verilerin GBT Sistemi’ne kaydedildiği görüldüğünden başvurucuyla ilgili olarak resmi makamların muhafaza ettikleri söz konusu kişisel bilgilerin özel hayata saygı hakkı anlamında kişisel veri olduğu anlaşılmaktadır. Bu kapsamda başvurucunun şikayetinin özel hayata saygı hakkı çerçevesinde ele alınması gerekmektedir.

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

  1. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Müdahalenin Varlığı

  1. Somut başvuruda, başvurucu hakkında hırsızlık suçu nedeniyle 27.03.1990 tarihinde verilen ceza mahkumiyetine dair bilgilerin GBT Sistemi’ne kaydedilerek muhafaza edildiği ve bu sistemdeki kayıtların yapılan güvenlik taramalarında kullanılabilecek nitelikte olduğu dikkate alındığında (bkz. §§ 23,24) söz konusu kişisel verilerin ilgili sistemde tutulmasının Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına bir müdahale oluşturduğu anlaşılmaktadır.

ii. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

  1. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

  1. Belirtilen Anayasa hükmü, hak ve özgürlükleri sınırlama ve güvence rejimi bakımından temel öneme sahip olup Anayasa’da yer alan bütün hak ve özgürlüklerin yasa koyucu tarafından hangi ölçütler gözönünde bulundurularak sınırlandırılabileceğini ortaya koymaktadır. Anayasa’nın bütünselliği ilkesi çerçevesinde Anayasa kurallarının bir arada ve hukukun genel kuralları gözönünde tutularak uygulanması zorunlu olduğundan belirtilen düzenlemede yer alan başta kanunla sınırlama kaydı olmak üzere tüm güvence ölçütlerinin Anayasa’nın 20. maddesinde yer verilen hakkın kapsamının belirlenmesinde de gözetilmesi gerektiği açıktır (Sevim Akat Eşki, B. No:2013/2187, 19.12.2013, § 35).

(1) Kanunilik

  1. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu tarafından GBT sisteminin kanuni dayanakları konusunda Bülent Kaya kararında inceleme yapılmış ve konuyla ilgili mevzuatın “kanunla sınırlama” ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır. Mevcut başvuruda anılan karardaki tespitlerden ayrılmayı gerektiren bir yön bulunmamaktadır (Bülent Kaya, § § 71-78).

(2) Meşru Amaç

  1. GBT Sistemi’ne terör, kaçakçılık, devlet güvenliğine karşı işlenen suçlar ve yüz kızartıcı suçların sanıkları ile ilgili dava bilgileri kaydedilmekte olup bu uygulamanın suç ve suçlularla mücadele bağlamında kamu düzeni ve güvenliğinin sağlanmasına yönelik meşru bir amaç taşıdığı anlaşılmaktadır.

(3) Demokratik Toplum Düzeninde Gerekli Olma ve Ölçülülük

(a) Genel İlkeler

  1. Özel hayata saygı hakkının sınırlanması mümkün olup Anayasa’nın 13. maddesi vasıtasıyla Anayasa’da yer alan tüm temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması hususunda geçerli olan ilkeler, özel hayata saygı hakkının sınırlandırılmasında da gözönünde bulundurulmalıdır. Buna göre demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk gözetilmeli, sınırlamada öngörülen meşru amaç ile sınırlandırma aracı arasında orantısızlık bulunmamalı, sınırlandırmayla ulaşılabilecek genel yarar ile temel hak ve özgürlüğü sınırlandırılan bireyin kaybı arasında adil bir denge kurulmasına özen gösterilmelidir (Marcus Frank Cerny [GK], B. No: 2013/5126, 02.07.2015, § 73; Bülent Polat [GK], B. No: 2013/7666, 10.12.2015, §§ 104, 107; Serap Tortuk, §§ 44, 48).
  2. Başvuru konusu olay bakımından yapılacak değerlendirmenin temel ekseni, müdahaleye neden olan idare ve derece mahkemelerinin kararlarında dayandıkları gerekçelerin özel hayata saygı hakkını kısıtlama bakımından “demokratik toplum düzeninin gereklerine” ve “ölçülülük ilkesi”ne uygun olduğunun inandırıcı bir şekilde ortaya konulup konulamadığı olacaktır. Bu çerçevede bir müdahale, meşru amaçla orantılı olmalıdır. İkinci olarak müdahalenin haklılığı için kamu makamlarının gösterdiği gerekçeler konuyla ilgili ve yeterli olmalıdır (Marcus Frank Cerny, § 83).

(b) İlkelerin Olaya Uygulanması

  1. Somut olayda başvurucunun ceza mahkumiyetine esas olan hırsızlık suçunun Yönerge’nin 9. maddesinin (b) fıkrasında yer alan suçlar arasında olduğu görülmektedir. Bu verilerin polis ve idari merciler tarafından kullanılmasının gizlilik kurallarına tabi olduğu, açık şekilde belirlenmiş durumlarla sınırlı tutulduğu, ilgili bilgilerin toplanma, paylaşım, kullanım ve silinmesine ilişkin hususların ayrıntılı olarak düzenlendiği anlaşılmaktadır.
  2. Bunun yanı sıra 24.03.2016 tarihli ve 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun 17. maddesinde kişisel verilere ilişkin suçlar bakımından 26.09.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 135 ila 140. maddeleri hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır. 5237 sayılı Kanun’un 136. maddesi uyarınca da kişisel verileri hukuka aykırı olarak başkasına vermek, yaymak veya ele geçirmek suç olarak düzenlenmiştir. Dolayısıyla elde edilen bilgilerin amacı dışında kullanılmasını önleyecek ve kişilerin özel hayatına dair bilgilerin ve kişisel verilerin ifşa edilmesini önleyecek yasal güvencenin mevcut olduğu görülmektedir.
  3. Ayrıca somut olayda söz konusu verilerin toplanması, muhafazası ve kullanımı hususunda tespit edilen amaç dışında yararlanıldığına yahut özel yaşamı ve çalışma hayatı bakımından olumsuz sonuçlar doğurduğuna ilişkin somut olgulara dayalı herhangi bir delil başvurucu tarafından ortaya konulamamıştır. Bu nedenlerle başvuruya konu müdahalenin demokratik toplumda gerekli ve ölçülü olmadığı söylenemez.
  4. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir. Engin YILDIRIM, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Muammer TOPAL, Hasan Tahsin GÖKCAN ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ bu görüşe katılmamışlardır.

VI. Hüküm

Açıklanan gerekçelerle;
A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli tutulması talebinin KABULÜNE OYBİRLİĞİYLE,
B. 1. Adli sicil arşiv kaydı nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

  1. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

C. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE Engin YILDIRIM, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Muammer TOPAL, Hasan Tahsin GÖKCAN ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ’in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
D. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,
E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 07.06.2018 tarihinde karar verildi.

Karşıoy Gerekçesi

2013/2941 numaralı bireysel başvuruyla ilgili karşıoyumda belirttiğim gerekçelerle, başvurucunun Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği düşüncesiyle çoğunluk kararına katılmadım.

Karşıoy Gerekçesi

  1. Başvurucunun 09.04.1996 tarihinde 765 sayılı (halen mülga) Türk Ceza Kanununun (TCK) ilgili hükümlerince üç ayrı hırsızlık suçundan mahkum olduğu, bu cezaların ağır para cezalarına çevrildiği ve ertelendiği, aynı kanunun 95 nci maddesindeki ” … Cürüm ile mahkum olan kimse hüküm tarihinden itibaren beş sene içinde işlediği diğer bir cürümden dolayı evvelce verilen ceza cinsinden bir cezaya yahut hapis veya ağır hapis cezasına mahkum olmazsa, cezası tecil edilmiş olan mahkumiyeti esasen vaki olmamış sayılır … ” hükmü uyarınca, başvurucunun talebi üzerine 09.04.1996 tarihinde ilgili mahkemece “tecilli cezanın işlenmemiş sayılarak adli sicil kayıtlarından silinmesine” karar verildiği, buna rağmen İçişleri Bakanlığınca çıkartılan Bilgi Toplama Yönergesi’nin (Yönerge) ilgili hükümlerine dayanılarak, başvurucunun “esasen vaki olmamış” sayılan bu mahkumiyetinin Emniyet Genel Müdürlüğü Bilgi Toplama Sistemi’ne (GBT) kaydedildiği, bireysel başvuru tarihinde ve halen bu durumun anılan sistemde varlığını devam ettirdiği ve başvurucunun emniyet mensuplarınca her bilgi sorgulamasında karşısına çıktığı ve anılan Yönergenin ilgili hükümleri gereğince “hırsızlık” suçundan sisteme giren her bilginin (verinin) “beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, davanın düşmesi veya dava zaman aşımı nedeniyle davanın ortadan kaldırılmasına “karar verilmedikçe sistemden çıkışının (silinmesinin) mümkün olmadığı, diğer bir deyişle başvurucu hakkındaki, anılan kaydın onun ölümüne kadar sistemde muhafaza edileceği, başvurucunun da, sürekli karşısına çıkan ve özel hayatına bir müdahale olarak değerlendirdiği bu durum nedeniyle söz konusu bireysel başvuruyu yaptığı anlaşılmaktadır.
  2. Anılan Yönerge “Gizli” gizlilik dereceli olup, bilmesi gerekenler (uygulayıcılar) dışındaki üçüncü kişilerin erişimine kapalıdır. Yine Yönergenin dayanağı olarak gösterilen 3152 Sayılı Kanunun 13/1-c ve 33. maddeleri ile 2559 sayılı Kanunun EK-7. maddelerinde, Yönergedeki düzenlemeye dayanak teşkil edebilecek bir hüküm bulunmamaktadır. Yani işaret edilen yasa hükümlerinin, anılan düzenlemeyi haklı kılacak bir “çerçeve getirdiği” nin kabulü mümkün değildir. Dolayısıyla, Yönergenin dayanakları olarak gösterilen kanunlarda “yakalansalar dahi bazı suçları işlemiş olan kişiler” (Yönge Md. 9/b) hakkında GBT bilgi kaydı tutulacağına ilişkin herhangi bir yetkinin verilmemiş olduğu, bunun doğal sonucu olarak da idarenin temel hak ve hürriyetlere sınırlama getiren düzenlemeleri Anayasanın 13. maddesine uygun olmayan biçimde, herhangi bir kanuni dayanağı olmaksızın ilk elden düzenleyici tasarrufla (Yönergeyle) getirdiği anlaşılmaktadır. Somut olayda da başvurucu hakkında hırsızlık suçundan verilen ve “esasen vaki olmamış sayılan” ceza mahkumiyetine dair bilgilerin GBT sistemine kaydedilerek muhafaza edilmesi ve davacının ölümüne kadar sistemde kalmaya devam edecek oluşu şeklinde gerçekleşen “özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin” kanunilik şartını sağlamadığı görülmektedir.
  3. Öte yandan, açık kanun hükmü uyarınca “esasen vaki olmamış”, yani artık hukuk aleminde mevcudiyetinden söz edilemeyecek bir kişisel verinin, anılan Yönerge uyarınca “varmış gibi” kabul edilmesi aynı zamanda “ölçülülük” ilkesini de ihlal etmektedir. Esasen vaki olmamış bir mahkumiyet nedeniyle hala beraat, düşme vb. şeklinde yargı kararı beklemek aynı zamanda Anayasanın 2. maddesinde ifadesini bulan Hukuk Devleti ilkesi ile de bağdaşmamaktadır. Dolayısıyle ilgili düzenlemenin ölçülülük ilkesiyle de uyum halinde olmadığı açıktır.
  4. Genel güvenlik, suçla mücadele ve önleyici kolluk hizmetleri gibi demokratik toplum düzeninde gereklilik ölçütleri ile uyumlu kabul edilebilecek gerekçelerin de, somut başvuruda anılan düzenlemeyi haklı kılan bir yönü yoktur. Çünkü, esasen vaki olmamış kabul edilen bir mahkumiyet hükmünün Emniyet veri tabanında başvurucunun ölüm tarihine kadar saklanması fiili olgusu, başlıca hedefi kişilerin hak ve özgürlüklerden en geniş biçimde yararlanmalarını sağlamak olan demokratik hukuk devleti kavramı ile bağdaştırılamaz. Dolayısıyle böyle bir düzenlemeyi demokratik toplum düzeni bakımından “gerekli” olarak kabul etmek mümkün değildir.
  5. Diğer taraftan, Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi ‘nin (AİHM) ilgili kararlan incelendiğinde de, bu şekildeki düzenlemeler bakımından ihlal kararlan verildiği görülmektedir. AİHM, Shimovolos/Rusya Davasında (No. 30194/09, 21.06.2011), bir insan haklan aktivistinin gizli bir güvenlik izleme veri tabanına kaydedilmesi ve hareketlerinin takip edilmesi ile ilgili olarak başvuranın adının kaydedildiği veri tabanının, yayınlanmamış ve halka açık olmayan bir bakanlık emri üzerine oluşturulmuş olmasından bahisle, insanların bu veri tabanına niçin kaydedildiğini, bu veri tabanında ne tür bilgilerin ne kadar süre tutulduğunu, kaydın nasıl yapıldığı, nasıl kullanıldığı ve kimin bu kayıtlan kontrol ettiğinin bilinmesinin mümkün olmadığı gerekçeleriyle Sözleşmenin 8. maddesinin ihlal edildiğine hükmetmiştir. Yine AİHM Brunet/Fransa kararında (B.No: 21010/10, 18.09.2014), bizdeki GBT’ye benzer şekilde Fransa’daki STIC sistemi tartışılmış ve başvurucunun bu bilgilerin sistemden silinmesini isteme hakkının olmadığına vurgu yapılarak, sonuçta özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine karar vermıştır. Aynı doğrultudaki bir başka karar Dimitrov-Kazakov /Bulgaristan kararıdır. (B.No: 11379/03,10.2.2011). AİHM bu başvuruda, cinsel saldın suçundan mahkum olan başvurucunun adının kayıtlarda yer alması olayında, etkili bir hukuk yolunun bulunmamasını ölçüsüz bir müdahale olarak kabul etmiştir.
  6. Yukarıda açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasanın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerektiği kanaatine vardığımızdan, çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmıyoruz .

Karşıoy Gerekçesi

  1. Başvuru, başvurucu hakkında 1990 yılında verilen ve adli sicilden de silinmiş olan ceza mahkumiyetinin, GBT sistemine kaydedilerek halen muhafaza edilmesinin özel hayata saygı hakkını ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.
  2. GBT sistemine kayıtlı bilgiler esas itibariyle kolluk kuvvetleri tarafından suç ve suçlularla mücadele çalışmalarında istihbarat kaynağı olarak kullanılmaktadır. Bunun yanı sıra, idarenin vatandaşlarla ilgili yürüttüğü iş ve işlemlerde GBT bilgilerinden yararlanıldığı, kamu kurum ve kuruluşlarının yurt dışı veya gizlilik dereceli birimlerinde çalıştırılacak personelin güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması amacıyla kullanıldığı bilinmektedir. Bu konuda mevzuatta farklı ve dağınık hükümler yer aldığı görülmektedir.
  3. GBT ile ilgili mevzuatta, özel hayata ilişkin ve hassas nitelikli bu bilgilerin saklanma süresine, hangi şartlarda silinebileceğine veya bunların “bilmesi gereken” ilkesi gereğince kimler tarafından incelenebileceğine ilişkin açık ve öngörülebilir düzenlemeler bulunmadığı; aksine, uygulamada bu bilgilerin kişinin hayatının sonuna kadar saklandığı ve yaptığı kamu hizmeti nedeniyle “bilmesi gereken” görevliler dışında da çok geniş bir kesimin tetkikine açık olduğu, demokratik bir toplumda başta terör olmak üzere suçla ve suçlulukla mücadele, kamu güvenliği ve kamu düzeni için zorunlu olmakla birlikte, GBT sisteminin uygulamada ölçüsüzce genişletildiği anlaşılmaktadır. Örneğin, başvuru konusu olayda olduğu gibi, trafik veya genel bir asayiş kontrolü yapan kolluk kuvvetlerinin, kişilerle ilgili varsa arama, yakalama, devam eden soruşturma veya kovuşturma, sahip olduğu veya geri alınmış olabilecek ehliyet, silah ruhsatı, pasaport, yurda giriş-çıkış ve benzeri bilgilere derhal erişebilmeleri ne kadar gerekli ve ölçülü ise, her trafik polisinin GBT bilgilerine baktığı kişinin -başvuruda olduğu gibi- 25 yıl önce para cezasına mahkum olduğu, adli sicilden çıkarılmış bir hırsızlık olayını bilmesi aynı derecede gereksiz ve ölçüsüzdür.
  4. Bu nedenlerle, Anayasanın 13. maddesinin emrettiği anlamda “kanunilik” şartını karşılamayan, fiilen silinemeyen ve kişiye karşı hangi amaçla kim tarafından kullanılacağı bilinemeyen bir arşive dönüşen GBT uygulaması nedeniyle, başvurucunun temel haklarının ihlal edildiğini kabul etmek gerekir.

Karşıoy Gerekçesi

  1. Başvuruya konu olaylar şöyledir : Başvurucu 1989 yılı Ekim ayında işlediği üç hırsızlık suçu nedeniyle ceza mahkemesi tarafından 1990 yılında adli para cezası ile cezalandırılmış ve cezası ertelenmiştir. İzmir 8. Asliye Ceza Mahkemesi 09.04.1996 tarihli kararıyla tecilli cezanın işlenmemiş sayılarak adli sicil kayıtlarından silinmesine karar vermiştir. Başvurucunun 2006 yılında Emniyet Genel Müdürlüğüne yaptığı Genel Bilgi Toplama (GBT) kayıtlarının silinmesi istemi, Bilgi Toplama Yönergesi gerekçe gösterilerek reddedilmiş , bu işlemin iptali için açtığı dava da idare mahkemesince reddedilerek, karar Danıştay 1 O. Dairesince onanmıştır.
  2. Başvurunun, GBT kaydı nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin bölümünde başvurucu; mahkumiyetine ilişkin adli sicil kaydı silinmesine karşın GBT kaydının silinmemesi nedeniyle polis kontrollerinde bu konunun gündeme geldiğini , polisin kendisine tutumunun değiştiğini ve ailesi yanında küçük düştüğünü, bu durumun özel hayata saygı hakkını ihlal ettiğini ileri sürmektedir.
  3. Başvurucunun geçmiş mahkumiyetine ilişkin bilgilerin tüm güvenlik taramalarında kullanılabilir otomatik bir ortam oluşturan GBT kaydında tutulması , Anayasanın 20. maddesinde düzenlenen özel hayatına saygı hakkına müdahale teşkil etmektedir. Bu müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı meselesi, kanuni temeli ile meşru amacının varlığına ve demokratik bir toplumda gerekli ve ölçülü olup olmadığına bağlı bulunmaktadır.
  4. Bilindiği üzere kanuni temel ölçütü bakımından AİHS hukukundaki otonom anlamından farklı olarak Anayasamızda temel hakların sınırlanmasıyla ilgili düzenlemelerin iç hukukumuzdaki anlamıyla ‘kanun’a dayanması zorunludur (AY m. 13, 20/3). Böylece kişi haklan güvence altına alınmakta ve idarenin yetkisi kanunla sınırlandırılmaktadır. Temel hakların sınırlandırılmasının kanun’a dayanması zorunluluğu ; sınırlamanın kapsamı ve sınırının parlamento tarafından belirlenmesini öngörmekle, demokratik bir rejimde oluşumu ve karar alma süreci boyutuyla parlamentonun insan haklarının korunması konusundaki işlevinin bir gereği olarak görülmesinden kaynaklanmaktadır. Yürütme elbette, sınırlama hükümleri ve çerçevesi kanunda belirlenmek kaydıyla temel haklar alanında da düzenleyici işlemler yapabilir. Fakat Anayasadaki güvence sistemi bakımından temel haklara ilişkin olarak kanunda öngörülmeyen bir sınırlamanın düzenleyici işlemlerle yapılması söz konusu olamaz. Aksi durum, temel haklara ilişkin Anayasal güvenceleri işlevsiz bırakacağı gibi pozitif temeli bulunmayan düzenlemelerin hukuki sonuç doğurmasına da cevaz verilemez. Anayasa Mahkemesinin bir kararında belirtildiği gibi, “bir hukuk devletinde kaynağını anayasadan almayan bir düzenlemenin hukuk aleminde varlığını sürdürmesi düşünülemez.” (AYM 11.06.2003, E.2001/346, K.2003/63).
  5. Soruşturma ve kovuşturma sürecinde suç işlediği iddia edilen kişiler hakkındaki kolluk işlemleri ve adli işlemler Ceza Muhakemesi Kanunu ve kolluğun görevleriyle ilgili kanunlar çerçevesinde yürütülmektedir. Örneğin yakalama kararının ilgili kolluk birimlerinde kayda girmesi, mahkumiyet veya beraat kararının yargılayan ve kanunyolu denetimi yapan mahkemelerin kayıt ve karar arşivlerinde yer alması bu süreçle bağlantılıdır. Mahkemelerin arşivlerinde yer alan kararlar kanunda belirtilen nedenler dışında kamu kurumlarına da kapalıdır. Mahkumiyet kararlarının genel bilgi sistemine kaydedilmesi ise 5352 Sayılı Adli Sicil Kanununda düzenlenmiştir. Anılan kanun hükümlerinde kaydın süresi, yararlanacak kurumlar, bilgi güvenliğinin korunması , kaydın silinmesi koşullan , vb. güvenceler sağlanıp, Resmi Gazetede yayımlandığı için kişilerin erişimine de açık bulunması dolayısıyla kanunilik bakımından gerekli anayasal güvenceler temin edilmiş durumdadır. Buna karşın ceza soruşturma veya kovuşturmasının herhangi bir şekilde sonuçlandığı durumda, kişinin soruşturma-kovuşturma sürecine veya sonucuna ilişkin bilgilerin adli sicil dışında genel ya da lokal bir bilgi arşivine kaydedilmesini öngören bir kanun hükmü bulunmamaktadır.
  6. Kolluğun Genel Bilgi Toplama kaydının dayanağı, İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve İstihbarat Daire Başkanlığı tarafından çıkartılan 29.03.2005 tarihli Yönergede gösterilmektedir. Yönerge uyarınca, herhangi bir suç nedeniyle yakalama kaydı bulunanlar, kayıp şahıslar, belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılanlar ve 9/b maddesinde sayılan bazı suçları işleyenler hakkında bilgi formu düzenlenmektedir (m.7). Yönergenin 16. maddesine (16/b-4) göre, 9/b maddesinde belirtilen (hırsızlık dahil) suçları işleyenler hakkında düzenlenen bilgi formları, kişilerin ölümlerine kadar silinmemektedir. Yönergenin 1. maddesinde açıklandığı üzere suçla ve suçlulukla mücadele görevine ilişkin olarak böyle bir bilgi kaydı düzenlenmesinin meşru amacının bulunduğu ileri sürülebilir. Fakat müdahalenin ihlal oluşturmaması için Yönergenin kanuni dayanağının bulunması, başka bir anlatımla temel hakka ilişkin sınırlamanın kanuna dayanması gerekmektedir.
  7. Anayasanın 13. maddesinde temel hakların sınırlandırılmasına ilişkin düzenlemelerin münhasıran (ancak) kanunla yapılabileceği ifade edilmiş, 20/3. maddesinde de kişisel verilerle ilgili düzenlemelerin kanunla yapılması gerektiği belirtilmiştir. Aynı maddeye göre kişisel verilerle ilgili hak kişilere; verilerin korunmasını isteme, bilgilendirme, verilere erişme, düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Yine kişisel veriler ancak kanunla öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir, korunmasıyla ilgili esas ve usuller kanunla düzenlenir. Mahkememiz kararlarında müstakar biçimde belirtildiği üzere, hukuk devleti ilkesinin alt unsuru olan hukuki güvenlik ilkesi gereği hukuk kuralları belirli ve öngörülebilir olmalıdır. Yasal düzenlemeye dayanması, erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir olmaları kaydıyla mahkeme içtihatları ve yürütmenin düzenleyici işlemleri ile de hukuki belirlilik sağlanabilir. Fakat tali düzenleyici işlemler ve yargı kararlarının belirliliği sağladığının söylenebilmesi için sınırlamaya ilişkin temel unsurların kanunda açık ve kesin bir biçimde belirlenmiş ve erişilebilir olması zorunludur. Ne var ki Yönerge ilk olarak erişilebilirlik testinden geçememektedir. Bakanlık yazısında ‘hizmete özel’ dereceli olduğu belirtilen Yönerge Resmi Gazetede yayımlanmadığından kişilerin düzenlemeye erişimi ve kuralları öngörmeleri de mümkün bulunmamaktadır. Buna karşın konunun her boyutuyla değerlendirilebilmesi için, sınırlamanın kanuni dayanağının varlığı sorununu ayrıca incelemeye gerek duymaktayız.
  8. İçişleri Bakanlığı’nın 11.06.2015 tarih ve 1962 sayılı Yazısında Yönergenin kanuni dayanağı olarak; Bakanlığın kuruluşuna ilişkin 3152 Sayılı Kanunun 13/1-c ve 33. maddeleri ile 2559 sayılı PVSK’nın ek 7. maddesi, gösterilmiştir. Kaçakçılık İstihbarat, Harekat ve Bilgi Toplama Dairesi Başkanlığının görevlerini düzenleyen 3152 sayılı Kanunun 13/1-c maddesinde verilen yetki; “c) Suç işleyip ele geçmeyen kişilerin, çalınan veya kaybedilen motorlu taşıtların, ateşli silahların, kimliği ispata yarayan her türlü belgelerin kayıtlarını tutarak güvenlik kuvvetlerine bildirmek, görevli kuruluşlarla ilgili koordinasyon sağlamak. ” hususlarını kapsamaktadır. Görüldüğü üzere maddedeki yetki suç işleyip ele geçirilemeyen kimseler hakkında bilgi kaydı tutulmasıyla sınırlıdır. 3152 sayılı Kanunun 33. maddesinde ise İçişleri Bakanlığının düzenleme yapma yetkisi; “Bakanlık, kanunla yerine getirmekle yükümlü oldukları hizmetleri; tüzük, yönetmelik, tebliğ, genelge ve diğer idari metinlerle düzenlemekle görevli ve yetkilidir.” şeklinde ifade edilmiştir. Belirtilen düzenleme yetkisinin kullanılabilmesi için, kanunda açık bir yetkinin varlığına ihtiyaç olduğu açıktır. Dolayısıyla da bu hükümlerin Yönergeye kanuni dayanak olarak kabulü mümkün değildir.
  9. Yönergeye dayanak olarak gösterilen 2559 sayılı Kanunun ek 7. maddesi ise şöyledir: “Polis, … emniyet ve asayişi sağlamak üzere ülke seviyesinde istihbarat faaliyetlerinde bulunur, bu amaçla bilgi toplar, değerlendirir, yetkili mercilere veya kullanma alanına ulaştırır. ” Bu hüküm, gerek diğer kanunlarda ve gerekse bu kanunda polise verilen yetkiler çerçevesinde bilgi toplamayı kapsamaktadır. Diğer kanunlarda verilen yetkinin sınırı yukarıda belirtilmişti. Ek 7. maddede ise emniyet ve asayişin sağlanması için istihbarat yapılması ve bilgi toplanması düzenlenmektedir. Ayrıca kişilerin temel haklarıyla ilgili Anayasal ilkeler ile diğer kanun hükümleri de sözü edilen düzenleme yetkisinin sınırını oluşturmaktadır. Görüleceği üzere anılan hükümde temel hakların sınırlanmasıyla ilgili olarak idareye herhangi bir yetki verilmiş değildir.
  10. Yukarıda belirtildiği üzere kişilerin mahkumiyetlerine ilişkin bilgilerin genel otomatik bilgi sistemine kaydedilmesi Adli Sicil Kanununda düzenlenmektedir. Bu kanun uyarınca hak yoksunluğuna neden olan kayıtlar dahi, yasaklanmış hakların geri alınması kararı verilmesi durumunda 15 yıl, böyle bir karar alınmamışsa 30 yıl, diğer mahkumiyet kayıtları ise infaz veya arşive alınma tarihinden itibaren 5 yıl sonra arşiv kaydından silinmektedir. Buna karşılık Yönerge ile düzenlenen GBT sisteminde kişiler hakkında herhangi bir güvence sağlanmadan süresiz (kalan ömürle sınırlı) bir kayıt sistemi öngörülmüştür. GBT kaydındaki bilgilerin özellikle yapılan güvenlik taramaları ve güvenlik soruşturmalarında kullanıldığı anlaşılmaktadır (AYM B. No: 2013/2941, 11.05.2016, par. 88). Nitekim Anayasa Mahkemesi Adli Sicil Kanununun, arşiv bilgilerinin silinmesiyle ilgili 12. maddesinin 1. fıkrasını iptal ederken, söz konusu kuralda hak kısıtlamaları sona ermesine karşın arşiv kaydının 80 yıl süreyle veya kişinin ölümüne kadar sürdürülmesinin, Anayasadaki hukuk devleti ilkesine (m.2) ve kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına (m.5, 17 /1) aykırı olduğunu ifade etmiştir (bkz. AYM 2008/44 E.-2011/21 K., 20.1.2011; RG. : 14.04.2011-27905). Bu iptalden sonra yasama organı 12. maddeyi mevcut şekliyle yeniden düzenlemiştir.
  11. Konuyla ilgili kanunlarda kişiler hakkındaki kesinleşmiş suç kayıtlarının dahi ancak belirli koşullarda ve belirli sürelerle otomatik bilgi sistemine kaydedilebileceği düzenlenmişken adli sicil sisteminden bağımsız şekilde, kolluk tarafından kanuna dayanmayan ve vatandaşlarca ulaşılabilir olmayan tali düzenlemelerle ayrı ve otomatik bir kayıt sistemi oluşturulması, müdahalenin kanuniliği yönünden Anayasanın 13. ve 20/3. maddelerine aykırıdır. Kanuni temeli olmayan bir müdahalenin hak ihlaline yol açacağı da açıktır.
  12. Diğer taraftan, kanuni dayanağının bulunduğunun kabul edilmesi durumunda dahi müdahalenin demokratik toplumda gerekli ve ölçülü olduğu söylenemez. Suçla ve suçlulukla mücadele ve bazı kamu görevlerinin gerektirdiği etik ilkelere bağlılık yönünden belirli bir süreyle adli sicil kayıtlarının merkezi arşiv sisteminde tutulmasında kamu yararı görülmektedir. Bu amaçla Adli Sicil Kanunu düzenlenmiş ve gerekli anayasal güvenceler öngörülmüştür. Ele geçirilemeyen suç zanlılarının veya cezasının infazı için aranan kimselerin kolluk tarafından merkezi kayıt sistemine kaydedilmesinin de kamu yararına yönelik ve gerekli olduğu söylenebilir. Buna karşılık yakalanarak işlemleri veya infazı tamamlanmış kişilere yönelik mahkumiyet kayıtlarının bir kısım suçlar bakımından merkezi bir sistemde ve ömür boyu sürecek şekilde (Yönerge, m.16/b-4) tutulmasının demokratik bir toplumda gerekli ve ölçülü olduğu kabul edilemez. Böyle bir uygulama, kişilerin devlet tarafından ömür boyunca izlendiği anlamına gelmektedir. Suç işleyen kişilerin potansiyel olarak ömür boyu suç işleyeceği varsayılarak izlemeye tabi tutulması hukuk devleti ilkesiyle ve Anayasanın 38. maddesinde ifade edilen masum sayılma hakkıyla bağdaşmaz. Belirtilen nedenlerle, başvuranın özel hayatına saygı ve gizliliğinin korunması hakkının ihlal edildiği düşüncesiyle oy kullanmış bulunmaktayız.
Hakkımızda
Ticaret hayatının dijitalleşmeye başlaması ile riskler de dijital ortamdan kaynaklanmış ve veri güvenliği önem kazanmıştır. Bu kapsamda siber saldırıların ve açıkların yanı sıra şirketlere ve kişilere ilişkin verilerin internet ortamında ulaşılabilir olması ile ticaret ve özel hayatın korunması yani veri gizliliği ihtiyaç haline gelmiştir.

DEVAMI

Gizlilik ve Kullanım
Verko İletişim

Ofisim İstanbul İş Merkezi Tugay Yolu Cad. No:20 B Blok Kat:7 D:39 Cevizli / Maltepe / İstanbul

0(216) 418 21 25
0(535) 344 36 32
0(535) 344 36 64

info@verko.com.tr

Open chat