Anayasa Mahkemesi

Başvuru Numarası: 2014/4399
Karar Tarihi: 21.09.2016

I. Başvurunun Konusu

  1. Başvuru, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından gerçekleştirilen Hanehalkı Bütçe Anketi’ne geçerli bir mazeret olmaksızın ankete katılmadığı gerekçesiyle hakkında idari para cezası uygulanması nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. Başvuru Süreci

  1. Başvuru 21.03.2014 tarihinde İstanbul 28. Sulh Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
  2. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 27.02.2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
  3. Bölüm tarafından 14.05.2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
  4. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 14.07.2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
  5. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş 17.08.2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını süresi içinde ibraz etmemiştir.

III. Olay ve Olgular

A. Olaylar

  1. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:
  2. TÜİK tarafından Türkiye’deki hanelerin harcamalarının nasıl şekillendiğini tespit etmek amacıyla gerçekleştirilen “2013 yılı Hanehalkı Bütçe Anketi” kapsamında başvurucunun adresi örnek hane olarak seçilmiş; araştırmanın uygulanma aralığı 01.10.2013 ve 31.10.2013 tarihleri olarak belirlenmiş ve TÜİK İstanbul Bölge Müdürlüğünce, yapılacak çalışma hakkında bilgi içeren 06.09.2013 tarihli yazı başvurucunun adresine gönderilmiştir.
  3. Bireysel başvuru dosyasına sunulan Hanehalkı Bütçe Anketi’nde, ailedeki ayni gelir elde eden kişilerin ad ve soyadları, edinilen ayni gelirin kaynağı, ayni gelirin elde ediliş sıklığının, haneye gelen hediye ve yardımlar ile haneden başka hanelere yapılan yardımlar ve verilen hediyelerin belirtilmesi, anket ayı boyunca yapılan tüm harcamaların marka, ölçü, miktar, alışverişin yapıldığı yer gibi detaylarının bir ay süreyle günlük harcama kayıt defterine kaydedilerek listelenmesinin istendiği anlaşılmıştır. Ayrıca söz konusu bir aylık sürede ortalama sekiz defa anket yapılan kişinin evinin anketörler tarafından ziyaret edilerek harcama kayıt defterinin kontrol edileceği belirtilmektedir.
  4. 27.09.2013 ile 08.10.2013 tarihleri arasında TÜİK anketörleri başvurucuyla telefonda iletişime geçmişler, ayrıca üç kez evini ziyaret etmişlerdir. Başvurucunun ankete katılmak istemediğini belirtmesi üzerine İstanbul Bölge Müdürlüğü tarafından 08.10.2013 tarihli cevapsızlık tutanağı düzenlenmiştir. Başvurucuya 21.10.2013 tarihinde tebliğ edilen söz konusu tutanakta, yazının tebliğinden itibaren yedi gün içinde ankete cevap verilmemesi durumunda 10.11.2005 tarihli ve 5429 sayılı Türkiye İstatistik Kanunu’nun 54. maddesi uyarınca 923 TL idari para cezası uygulanacağı ihtarına yer verilmiştir .
  5. Başvurucu, İstanbul Bölge Müdürlüğüne verdiği 24.10.2013 tarihli dilekçesinde işi nedeniyle sürekli medyada yer alan bir sanatçı olarak yoğun iş temposuna sahip olduğu ve sürekli televizyon çekimleri ve iki çocuğunun bakımı ile uğraştığından bahisle ankete katılmasının mümkün olmadığını belirterek mazeretinin dikkate alınmasını ve anketin cevaplandırılmasından muaf tutulmasını talep etmiştir.
  6. Bu dilekçe üzerine İstanbul Bölge Müdürlüğünün 25.10.2013 tarihli yazısıyla başvurucuya 5429 sayılı Kanun uyarınca vereceği bilgilerin gizliliğinin ve güvenliğinin yasa güvenceye kavuşturulduğu, söz konusu anketi 31.10.2013 tarihine kadar cevaplamadığı takdirde hakkında idari para cezası uygulanacağı bildirilmiştir.
  7. Başvurucuya Hanehalkı Bütçe Anketi çalışmalarına katılmaması nedeniyle 07.11.2013 tarihli işlemle 5429 sayılı Kanun’un 54. maddesi gereğince 923 TL idari para cezası verilmiştir. Başvurucu, bu cezayı 21.11.2013 tarihinde ödemiştir.
  8. Başvurucu 26.11.2013 tarihinde söz konusu anket çalışmasında, ekonomik durumu hakkında bir ay süreyle ayrıntılı bilgi vermesinin istenmesi ve anketörlerin ev ziyaretleri nedenleriyle özel hayatın gizliliğinin ihlal edildiğini belirterek anılan idari para cezasının iptali için İstanbul 28. Sulh Ceza Mahkemesine başvurmuştur.
  9. İstanbul 28. Sulh Ceza Mahkemesi 05.02.2014 tarihli ve 2013/602 Değişik İş sayılı ilamında ” … itirazcıya hane halkı bütçe anketi yapılacağı hususunda ihtarat yapılmasına rağmen uyarıya aykırı hareket ettiği, bu haliyle eyleminin 5429 sayılı Kanun’un 54. Maddesinin ikinci fıkrasına aykırılık teşkil ettiği, idari para cezasına yönelik itiraz sebeplerinin yerinde olmadığı … ” gerekçesiyle itirazın reddine kesin olarak karar vermiştir.
  10. Anılan karar başvurucu vekiline 20.02.2014 tarihinde tebliğ edilmiş olup başvurucu 21.03.2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. TÜİK Anketi Hakkında Açıklamalar

  1. TÜİK’in İnternet sitesinde yayımlanmış olan 2013 yılı Hanehalkı Bütçe Anketi Mikro Veri Seti’nde (Bu belge hakkında detaylı bilgi “İlgili Hukuk” kısmında yer almaktadır.) anketin 1 Ocak 2013-31 Aralık 2013 tarihleri arasında bir yıl süre ile kentsel ve kırsal kesimden (Kentsel yerler, nüfusu 20.001 ve daha fazla olan yerleşim yerleri; kırsal yerler, nüfusu 20.000 ve daha az olan yerleşim yerleridir.) her ay değişen aylık toplam 1.104 örnek hane halkına uygulandığı, hane halkı gelirlerine ve tüketim harcamalarına ilişkin bilgilerin hane halkı fertleriyle yapılan birebir görüşmeler ve hane halkının bir ay boyunca yaptığı günlük harcamaları tuttuğu kayıt defterleri yoluyla derlendiği , her anketörün her ay ortalama altı örnek hane halkını anket ayı öncesi bir kez, 1. ve 2. haftalarda ikişer kez, 3. ve haftalarda bir kez ve anket ayı bitiminde de bir kez olmak üzere her bir hane halkını ayda ortalama sekiz defa ziyaret ederek tüketim harcamaları ve son ziyarette gelir bilgilerini kayıt ettiği belirtilmiştir. Bunun yanı sıra anket ayı öncesinde örnek hane halkına yapılan ilk ziyarette, hane halkı ile tanışma sağlandıktan sonra hane halkının sosyoekonomik durumuna ait bilgilerin alındığı, harcama kayıt defterinin nasıl doldurulacağının açıklandığı, anket ayı içinde yapılan ziyaretler sırasında örnek hanenin anket ayında yaptığı gıda, giyim, sağlık, ulaştırma, haberleşme, eğitim, kültür, eğlence, konut, ev eşyası vb. gibi tüketim harcamalarının hane halkına bırakılan kayıt defterinden kayıtlama ve görüşme yöntemleri ile toplandığı, anket ayı bitiminde yapılan son görüşmede ise hane halkı fertlerinin anket ayı içindeki istihdam durumu, iktisadi faaliyeti, mesleği , işteki durumu, son bir yıl içinde elde ettiği gelir bilgilerinin derlendiği bildirilmiştir.
  2. Ankette kullanılan soru kağıdında on iki harcama grubunda (gıda ve alkolsüz içecekler, alkollü içecekler, sigara ve tütün, giyim ve ayakkabı, konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlar , mobilya, ev aletleri ve ev bakım hizmetleri, sağlık, ulaştırma, haberleşme, eğlence ve kültür, eğitim hizmetleri, lokanta, yemek hizmetleri ve oteller, çeşitli mal ve hizmetler) yapılan harcamaların “mal ve hizmetin adı, tanımı, ölçü birimi, miktarı, toplam değer, alışverişin yapıldığı yer” belirtilmek üzere kaydedilmesinin istendiği ifade edilmiştir.
  3. Anılan veri setinde, örnek hane halkının belirlenmesinde Ulusal Adres Veri Tabanı’nın (UAVT) kullanıldığı , bu veri tabanında kentsel yerlerden ve belediye teşkilatı olan kırsal yerlerden ve köylerden yerleşim yerinin büyüklüğüne orantılı olasılıkla bloklar belirlendiği ve her bloktan hane halklarının örnekleme yoluyla seçildiği belirtilmiştir. Buna göre hane halkı bütçe anketinin örneklem birimi hane halkıdır. Örnek haneler, tabakalı iki aşamalı küme örneklemesi yöntemi kullanılarak seçilmektedir. İlk aşama örnekleme birimi olan blokların seçiminde kullanılan örnekleme çerçevesi, UAVT’dir. UAVT kullanılarak öncelikle Türkiye genelinde her biri 100 hane içeren bloklar oluşturulmaktadır. Oluşturulan bu bloklardan araştırma tasarımına ve ölçülmek istenen değişkene bağlı olarak hesaplanan örnek blok sayısı kadar blok tesadüfi olarak seçilmektedir. İkinci aşamada ise her bloktan örnek hane halkları sistematik olarak seçilmektedir.
  4. Anketten aşağıda gösterilen temel olarak üç ana grup değişken elde edildiği belirtilmiştir.

a) Hane Halkı Sosyoekonomik Durum Değişkenleri: Oturulan konutun tipi, mülkiyet durumu, ısıtma sistemi, konut kolaylıkları, sahip olunan eşyalar ve ulaştırma araçları vb.
b) Tüketim Harcaması Değişkenleri: Alt harcama grubu ve yapılan tüketim harcaması değeri.
c) Fertlere İlişkin Değişkenler: Yaş grubu, cinsiyet, öğrenim durumu, medeni durum, istihdam durumu (meslek, iktisadi faaliyet, işteki durum) değişkenleri, son on iki ay faaliyet ve faaliyet dışı kullanılabilir gelirler.

  1. Söz konusu belgede ”Amaç” başlığı altında, Hanehalkı Bütçe Anketi’nden elde edilen verilerin; tüketici fiyat endekslerinde (TÜFE) kullanılacak maddelerin seçimi ve temel yıl ağırlıklarının elde edilmesi, hanelerin tüketim kalıplarında zaman içinde meydana gelen değişikliklerin izlenmesi, milli gelir hesaplamalarında özel nihai tüketim harcamaları tahminlerine yardımcı olacak verilerin derlenmesi, yoksulluk sınırının belirlenmesi, asgari ücret tespit çalışmaları vb. diğer sosyoekonomik analizler için kullanılacağı ifade edilmiştir.

C. İlgili Hukuk

  1. TÜİK’in İnternet sitesinde yayımlanmış olan 2013 yılı Hanehalkı Bütçe Anketi Mikro Veri Seti’nde yer alan tanım ve kavramlar şöyledir:

“Hanehalkı: Aralarında akrabalık bağı bulunsun veya bulunmasın aynı konutta veya aynı konutun bir bölümünde yaşayan, temel ihtiyaçlarını birlikte karşılayan, hanehalkı hizmet ve yönetimine iştirak eden bir veya birden fazla kişiden oluşan topluluktur.
Hanehalkı ferdi: hanehalkını meydana getiren topluluğun her bir üyesidir. Bununla birlikte askerde, hapiste olanlar ve huzurevlerinde kalan yaşlılar ve üniversite yurdunda kalan öğrenciler, hanede kalış süresi ne olursa olsun misafirler ve hane halkından evlenme, askere gitme, çalışmaya gitme gibi sebeplerle kesin olarak ayrılanlar hane halkı ferdi olarak kapsanmamaktadır.
Hanehalkı sorumlusu: Hanehalkının kazanç ve masraflarından sorumlu olan, kısaca hanehalkını bilfiil yöneten kişidir. Burada ölçü yalnız gelir getirmek değil, hanehalkı adına hukuki, sosyal ve iktisadi tasarrufta bulunabilmektir. Hanede hiç değilse bir noktada diğer fertlerden daha üstün ve aktif bir rol oynayan fert, hanehalkı sorumlusu olarak) tanımlanmıştır.
Referans fert: Hanede en yüksek gelir elde eden fert, referans fert olarak tanımlanmıştır.
Hanehalkı Günlük Harcama Kayıt Defteri: Hanehalkının anket ayı süresince yapacağı tüm harcamaların, hane tarafından unutulmadan kaydedilmesini sağlamak amacıyla hazırlanmıştır.
Günlükler, anket ayı öncesinde hanehalkına yapılan ziyerette haneye tanıtılmakta, nasıl doldurulacağı anketör tarafından anlatılarak hanede bırakılmaktadır. Hanehalkının gerek satın alarak yaptığı harcamalar, gerekse kendi üretimlerinden tükettiği maddeler, çalışan hanehalkı fertlerinin işyerinde üretilen ya da satılan mal ya da hizmetlerden haneye getirdikleri ile haneye başka hane ya da kuruluşlardan verilen hediye ve yardımlar; hanehalkı sorumlusu veya hanehalkında yaşayan yetişkin bir fert tarafından bir ay boyunca günlüklere kaydedilmektedir. “

  1. 2013 yılı Hanehalkı Bütçe Anketi’nin amacı şöyle ifade edilmiştir :

“Amaç: Gelişen ve sürekli değişen bir sosyo-ekonomik yapı içinde bulunan ülkemizde, bireylerin ve bunların oluşturduğu hanehalkının tüketim harcamalarını, gelir düzeylerini, sosyo-ekonomik kesimler ve bölgelere göre ortaya çıkaran çalışmalar “Hanehalkı Bütçe Anketleri” dir.
Hanehalkı bütçe anketinden elde edilen tüketim harcamaları bilgileri ile; tüketici fiyat endekslerinde kullanılacak maddelerin seçimi ve temel yıl ağırlıklarının elde edilmesi, hanelerin tüketim kalıplarında zaman içinde meydana gelen değişikliklerin izlenmesi, milli gelir hesaplamalarında özel nihai tüketim harcamaları tahminlerine yardımcı olacak verilerin derlenmesi, yoksulluk sınırının belirlenmesi, asgari ücret tespit çalışmaları vb. diğer sosyo-ekonomik analizler için gerekli verilerin elde edilmesi amaçlanmaktadır. “

  1. 5429 sayılı Kanun’un ”Amaç”kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

“Bu Kanunun amacı; resmi istatistiklerin üretimine ve organizasyonuna ilişkin temel ilkeleri ve standartları belirlemek; ülkenin ihtiyaç duyduğu alanlarda veri ve bilgilerin derlenmesini, değerlendirilmesini, gerekli istatistiklerin üretilmesini, yayımlanmasını, dağıtımını ve Resmi İstatistik Programında istatistik sürecine dahil kurum ve kuruluşlar arasında koordinasyonu sağlamak üzere, Türkiye İstatistik Kurumunun kuruluş, görev ve yetkilerine ilişkin esasları düzenlemektir. “

  1. 5429 sayılı Kanun’un “Tanımlar” kenar başlıklı 2. maddesi şöyledir:

“Bu Kanunun uygulanmasında;
e) Kurum ve kuruluşlar: Başbakanlık ve bakanlıklar ile bunların bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlarını, mahallf idareler ve bunların bağlı ve ilgili kuruluşları ile birlik ve şirketlerini, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası ve üniversiteler de dahil olmak üzere, tüzel kişiliği haiz enstitü, teşebbüs, teşekkül, birlik, döner sermaye, fon ve sair adlarla kurulmuş olan diğer kurum ve kuruluşlar ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarını,
f) Program: Resmi İstatistik Programını,
g) Resmi istatistik: Türkiye İstatistik Kurumu veya Programda yer alan konularda istatistik üretecek kurum ve kuruluşlar tarafından derlenen verilerin, kitle özelliklerini ortaya koymak amacıyla işlenmesi ile elde edilen bilgiyi,
h) İstatistiki birim: Yapılan sayım veya örnekleme çalışmalarına konu olan, hakkında veri toplanacak gerçek ve tüzel kişiler ile kurum ve kuruluşları,
i) Kitle: Sayım veya örneklemeye konu olan istatistiki birim veya alt birimlerin tamamını,
j) Sayım : Kitle özelliklerini ortaya koymak üzere ilgili tüm istatistiki birimlerden veri derlenmesini,
k) Örnekleme: Kitleyi oluşturan istatistiki birimler arasından kitleyi temsil etmek üzere belli sayıda birimin seçilmesi işlemini,
l) Ulusal kayıt sistemi: Kurum ve kuruluşların idari işlemlerini yürütmek amacıyla kayıt altına aldıkları bilgilerin standartlaştırılarak tanımlanmış tek bir numara vasıtasıyla ulusal düzeyde ilgili diğer kurum ve kuruluşların kayıtları ile konuşabilirliğinin sağlandığı veri tabanı sistemini,
m) Alan çalışması: İstatistik çalışmalarıyla ilgili her türlü veriyi derlemek üzere istatistikf birim ile görüşülmesi, bilgilerin anket formuna aktarılması ve bu formların Başkanlığa teslimine kadar geçen sürede yapılan çalışmaları,
n) Veri: Anket veya idari kayıtlar yoluyla elde edilen nicel ve/veya nitel istatistiki bilgileri,
o) Bireysel veri: Hakkında bilgi toplanan istatistikf birimlerin, özellikleri ile birlikte tanımlandığı veriyi,
p) Doğrudan tanınma: Bir istatistikf birimin kimliğinin adı, adresi veya resmen verilmiş ve genel olarak bilinen bir kimlik numarası ile ortaya çıkarılmasını,
r) Dolaylı tanınma: Bir istatistiki birimin kimliğinin, doğrudan tanımlamada yer almayan diğer özelliklerinden faydalanılarak ortaya çıkarılmasını,
s) Gizli veri: İstatistik birimin doğrudan veya dolaylı bir şekilde özellikleri ile birlikte tanınabilmesine ve bu şekilde bireysel bilgilerin açığa çıkarılmasına imkan sağlayan bireysel veya tablo halinde saklı tutulan veriyi,
t) İstatistik amaçlı kullanım : İstatistik birimlerden toplanan verilerin sadece istatistiki tabloların oluşturulması ve istatistiki analizlerin yapılması için kullanımını,
u) Dağıtım: Kullanılan şekil ve araçlara bakılmaksızın, istatistiki bilgilerin
kullanıcılara sunulmasını,
İfade eder. “

  1. 5429 sayılı Kanun’un “İlkeler”kenar başlıklı 4. maddesi şöyledir:

“Resmi istatistiklerin kalitesinin geliştirilmesi için Program kapsamında üretilen istatistikler, güvenilirlik, tutarlılık, tarafsızlık, istatistiki gizlilik, güncellik ve şeffaflık ilkelerine göre hazırlanır ve uygulanır.
Resmi istatistiklerin gerçekleri yansıtmasının sağlanması, tüm kullanıcılara tarafsız ve eş zamanlı olarak sunulması, gizlilik ilkesine riayet edilmesi, kamuoyunun bilgi edinme hakkının gözetilmesi temel esaslardır.
Resmi istatistiklerin kalitesinin ve ilkelere uygunluğunun değerlendirilebilmesi için gerekli tüm bilgiler ve resmi istatistik üretiminde kullanılan yöntemler kamuoyuna açıklanır…. “

  1. 5429 sayılı Kanun’un “Cevap verme yükümlülüğü ve sınırları” kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:

“(İptal: Anayasa Mahkemesi’nin 20.03.2008 tarihli ve E: 2006/167, K: 2008/86 sayılı Kararı ile; Yeniden Düzenleme: 25.11.2008-5813/1 md.) İstatistiki birimler, ülkenin ekonomi, sosyal, demografi, kültür, çevre, bilim, teknoloji ve ihtiyaç duyulan diğer alanlardaki resmi istatistikleri üretmek üzere, Anayasa ‘da belirlenen temel haklar ve ödevler çerçevesinde, kendilerinden istenen veri veya bilgileri, Başkanlığın belirleyeceği şekil, süre ve standartlarda eksiksiz ve doğru olarak ücretsiz vermekle yükümlüdür …. “

  1. 5429 sayılı Kanun’un “Gizli veriler” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Gizli verilere yalnızca resmi istatistik üretiminde görev alanlar, görevlerini yerine getirebilmek için ihtiyaç duydukları ölçüde erişebilirler.
Bireysel verinin toplulaştırılması ile oluşturulan veri tablosunun herhangi bir hücresindeki istatistiki birim sayısının üçten az olması veya birim sayısı üç ve daha fazla olduğu halde bir veya iki istatistiki birimin hakim durumda olması halinde ilgili hücredeki veri gizli kabul edilir.
Resmi istatistiklerin üretilmesi için toplanan, işlenen ve saklanan verilerden gizli olanları, idari, adli ve askeri hiçbir organ, makam, merci veya kişiye verilemez, istatistik amacı dışında kullanılamaz ve ispat aracı olamaz. Bu bilgileri derleyen ve değerlendiren memurlar ve diğer görevliler de bu yasağa uymak zorundadır. Bu yükümlülük, görevlilerin
görevlerinden ayrılmalarından sonra da devam eder.
Resmi istatistik üreten kurum ve kuruluşların yetkilileri tarafından, gizli verilerin hukuka aykırı erişimine, açıklanmasına veya kullanımına karşı her türlü önlem alınır.
Herkese açık kaynaklardan elde edilen veri veya bilgiler gizli kabul edilmez.
İstatistiki birimin, kendisine ait gizli verilerin açıklanmasına yazılı onay vermesi halinde, veri gizliliği ortadan kalkar.
Gizli veriler, ancak doğrudan veya dolaylı tanımlamaya yol açmayacak şekilde diğer bilgilerle birleştirilerek yayımlanabilir.
(Ek fıkra : 25.11.2008-5813/2 md.) Dış ticaret istatistiklerinde dolaylı tanınma ile gizlilik kapsamına giren veriler için bu gizlilik hükümleri, istatistiki birimin kendisine ait verinin gizlenmesini talep eden yazılı başvurusu halinde uygulanır.
Veri gizliliği ve güvenliğine ilişkin usul ve esaslar, ulusal ve uluslararası ilkeler doğrultusunda, ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri alınarak çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir. “

  1. 5429 sayılı Kanun’un “Bireysel verilerin kullanımı” kenar başlıklı 14. maddesi şöyledir:

“Bireysel veriler, istatistiki birimlerin doğrudan veya dolaylı olarak tanınmasına yol açacak bölümleri gizlendikten sonra, münferit birimlere atıfta bulunmayan bilimsel amaçlı araştırmalarda kullanılması kaydı ve Başkanlığın yazılı izniyle verilebilir. Bireysel verileri kullanma hakkı elde edenler, bu verileri üçüncü şahıslara veremezler. “

  1. 5429 sayılı Kanun’un “İstatistiki birimlerin hakları” kenar başlıklı 15. maddesi şöyledir:

“Resmi istatistiklerin üretimi için veri veya bilgi talep edilen istatistiki birimler, sayımın veya araştırmanın amacı, kapsamı, istatistiki verinin gizliliğinin sağlanması için alınan önlemler ve hakları ile ilgili konularda 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu çerçevesinde, bilgi edinme, kendilerine ait gizli verinin izinsiz açıklanması durumunda da maddi ve manevi her türlü zararının tazmin edilmesini isteme hakkına sahiptir.
Kendilerine ait gizli verilerin açıklanması nedeniyle açılan davalarda Başkanlık veya diğer kurum ve kuruluşlar aleyhine tazminata hükmedilmesi durumunda, bu hususta kusuru olan memur ve diğer görevlilere genel hükümlere göre rücu edilir. “

  1. 5429 sayılı Kanun’un “Yöneticilerin sorumlulukları” kenar başlıklı 50. maddesi şöyledir:

“Başkanlığın her kademedeki yöneticileri, görevlerini mevzuata, stratejik plan ve programlara, performans ölçütlerine ve hizmet kalite standartlarına uygun olarak yürütmekten üst kademelere karşı sorumludur. “

  1. 5429 sayılı Kanun ‘un “Uluslararası işbirliği” kenar başlıklı 51. maddesi şöyledir:

“Başkanlık, istatistiki bilgilerin en gelişmiş yöntemlerle elde edilmesi, veri ve yayın değişimi, eğitim, ortak proje geliştirme ve uygulama konularında diğer ülkelerin benzer kuruluşları, uluslararası ve uluslarüstü kuruluşların ilgili birimleri ile genel hükümler çerçevesinde ilişkiler kurabilir ve işbirliği yapabilir. “

  1. 5429 sayılı Kanun’un 53. maddesi şöyledir:

“Bu Kanunun 13 üncü maddesinde yazılı yasaklara aykırı hareket eden kamu görevlileri, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 258 inci maddesine göre cezalandırılır.
Bu Kanunun 6 ncı maddesinin üçüncü fıkrası ve 14 üncü maddesinde belirtilen yükümlülüklere uymayan gerçek kişilerle özel hukuk tüzel kişilerinin organ ve temsilcilerine adli para cezası verilir. “

  1. 5429 sayılı Kanun’un 54. maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:

“Başkanlık veya kurum ve kuruluşlar tarafından Program kapsamında istenen bilgileri, geçerli bir mazereti olmaksızın belirlenen şekil ve sürede vermeyen veya eksik veya hatalı verenler, bir kereye mahsus olmak üzere uyarılarak yedi gün içerisinde bilgileri vermeleri veya eksik ve hataları gidermeleri istenir. Bu uyarıya rağmen, bilgileri hiç vermeyen veya talep edildiği halde eksikleri gidermeyen ve hataları düzeltmeyen gerçek kişiler veya özel hukuk tüzel kişilerinin organ ve temsilcileri hakkında, fiilin;
a) Hanehalkı veya bireylerle yapılan araştırmalarda işlenmesi durumunda beşyüz Yeni Türk Lirası,
İdari para cezası uygulanır. “

  1. 20.06.2006 tarihli ve 26204 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Resmi İstatistiklerde Veri Gizliliği ve Gizli Veri Güvenliğine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in (Yönetmelik) “Amaç” kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

“Bu Yönetmeliğin amacı, resmi istatistiklerde veri gizliliğine ve gizli verinin güvenliğinin sağlanmasına ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.”

  1. Anılan Yönetmelik’in “Tanımlar” kenar başlıklı 4. maddesi şöyledir:

“1) Bu Yönetmelikte geçen;
a) Başkanlık: Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığını,
b) Bireysel Veri: Hakkında bilgi toplanan istatistiki birimlerin özellikleri ile birlikte tanımlandığı veriyi,
c) Doğrudan Tanınma: Bir istatistiki birimin kimliğinin; adı, adresi veya resmen verilmiş ve genel olarak bilinen bir kimlik numarası ile ortaya çıkarılmasını,
ç) Dolaylı Tanınma: Bir istatistiki birimin kimliğinin, doğrudan tanımlamada yer almayan diğer özelliklerinden faydalanılarak ortaya çıkarılmasını,
d) Gizli Veri: İstatistiki birimin doğrudan veya dolaylı bir şekilde sahip olduğu özellikleri ile birlikte tanınabilmesine ve bu şekilde bireysel bilgilerin açığa çıkarılmasına imkan sağlayan bireysel veya tablo halinde saklı tutulan veriyi,
e) İstatistik Amaçlı Kullanım: İstatistiki birimlerden toplanan verilerin sadece istatistiki tabloların oluşturulması ve istatistiki analizlerin yapılması için kullanımını,
f) İstatistiki Birim: Yapılan sayım veya örnekleme çalışmalarına konu olan, hakkında veri toplanacak gerçek ve tüzel kişiler ile kurum ve kuruluşları,
g) (Değişik:RG- 27.10.2010-27742) İş Kayıtları Sistemi: Gayrisafi yurtiçi hasılaya katkısı bulunan, ülke sınırları içerisinde tüm ekonomik faaliyetleri gösteren ve idari kayıtlarda yer alan tüm işletmeleri ve onlara ilişkin kimlik, tabakalama ve demografik ilişki gibi değişkenleri içeren sistemi,
ğ) Kanun: 10.11.2005 tarihli ve 5429 sayılı Türkiye İstatistik Kanununu,
h) Kurum/Kuruluş: Program kapsamında istatistik üreten kurumları/kuruluşları,
ı) Program: Resmi İstatistik Programını,
i) Resmi İstatistik: Kurumda veya Programda yer alan konularda istatistik üretecek kurum ve kuruluşlar tarafından derlenen verilerin, kitle özelliklerini ortaya koymak amacıyla işlenmesi ile elde edilen bilgiyi,
j) Veri: Anket veya idari kayıtlar yoluyla elde edilen nicel ve/veya nitel istatistiki bilgileri,

ifade eder. “

  1. Söz konusu Yönetmelik’in “Gizli verinin istisnaları” kenar başlıklı 5. maddesi şöyledir:

“(1) Resmi istatistik çalışmaları kapsamında kullanılan;
a) Herkese açık kaynaklardan elde edilen veriler ile iş kayıtları sistemi kapsamında bulunan istatistiki birimlerin bu nitelikteki unvan, faaliyet ve adres bilgileri,
b) İstatistiki birimin, bizzat kendisi veya açıkça yetkili kıldığı vekili ya da yetkili kanuni temsilcisinin yazılı onayı ile açıklanmasına izin verdiği sadece kendisine ait bireysel veriler, gizli veri niteliğinde değerlendirilmez.
(2) (Değişik:RG- 27.10.2010-27742) İdari kayıtların resmi istatistik üretim sürecine dahil olması halinde, bu Yönetmelikte belirtilen gizlilik hükümleri, sadece bu kayıtları tutan kurum ve kuruluşlardan yalnızca istatistik üretmek amacıyla idari kayıtları alarak kullanan kurum/kuruluşlar için uygulanır. İdari kayıtların paylaşımında ise bu kayıtları tutan kurum/kuruluşlar kendi mevzuatındaki hükümlere tabidir.
(3) (Ek:RG-27.10.2010-27742) Dış ticaret istatistiklerinde dolaylı tanınma ile gizlilik kapsamına giren veriler için gizlilik hükümleri, istatistiki birimin kendisine ait verini, gizlenmesini talep eden yazılı başvurusu halinde uygulanır. “

  1. Yönetmelik’in “Tablolaştırılmış veride gizlilik” kenar başlıklı 6. maddesi şöyledir:

“(1) Bireysel veriler, çeşitli özelliklerine göre gruplandırılmaları yoluyla
tablolaştırılarak kullanıma açılabilir.
(2) Bireysel verilerin toplulaştırılması ile oluşturulan tablonun herhangi bir
hücresindeki bilginin ait olduğu;
a) İstatistiki birim sayısının üçten az olması,
b) İstatistiki birim sayısı üç ve daha fazla olduğu halde herhangi bir birime ait bilginin o hücredeki toplam bilginin yüzde sekseninden, iki birime ait bilginin o hücredeki toplam bilginin yüzde doksanından fazlasını oluşturması, durumunda ilgili hücredeki veri gizli kabul edilir.
(3) Gizli verilerin bulunduğu hücre, ancak gizli veriler ortaya çıkmayacak şekilde başka hücre veya hücrelerle birleştirildikten sonra açıklanabilir. “

  1. Yönetmelik’in “Gizli verinin korunması” kenar başlıklı 7. maddesi şöyledir:

“Kurumların/kuruluşların yetkilileri, Programda belirtilen resmi istatistiki çalışmalarının, gizli verilerin açıklanmasına imkan vermeyecek şekilde yürütülmesini sağlar, bu verilerin istatistiki amaç dışında kullanılmaması için her türlü önlemi alır ve istatistik üretiminin her aşamasındaki gizli verinin bulunduğu ortama yetkisiz kimselerin fiziksel veya elektronik yollarla erişiminin engellenmesi için gerek duyulan güvenlik sistemlerini belirler ve kullanır. “

  1. Yönetmelik’in “Görevlilerin tespiti” kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:

“(1) Gizli verilere yalnızca resmi istatistik üretiminde görev alanlar, görevlerini yerine getirebilmek için ihtiyaç duydukları ölçüde erişebilir.
(2) Kurumlar/kuruluşlar, sorumlulukları altındaki veri derleme, işleme ve saklama çalışmalarını kimlerin yürüteceğini belirleyerek bu görevlilerin hangi ayrıntıdaki veriye ulaşabileceklerini, hangi tarihlerde yetkili olduklarını açık olarak tanımlar ve istatistik üretim sürecinin her aşamasındaki görev değişikliklerinin düzenli olarak kaydını tutar. “

  1. Yönetmelik’in “Gizli/bireysel verinin paylaşım sınırı” kenar başlıklı 9. maddesi şöyledir:

“(1) Resmi istatistiklerin üretilmesi için veri toplayan ve işleyen görevliler ile toplanan veriden üretilen istatistikleri saklamakla görevli personel, gizli/bireysel veri ile gizli/bireysel veriye ulaşılmasını sağlayacak toplulaştırılmış veriyi istatistik üretim sürecinde görevlendirilenler dışında hiçbir organ, makam, merci veya kişiye veremezler.
(2) Resmi istatistik üretim ve dağıtım sürecindeki görevlilerin bu yükümlülüğü, görevlerinden ayrılmalarından sonra da devam eder.
(3) Gizli veriler idari, adli ve askeri hiçbir organ, makam, merci veya kişiye verilemez, istatistik amacı dışında kullanılamaz ve ispat aracı olamaz. “

  1. Yönetmelik’in “Bireysel verinin bilimsel amaçlı kullandırılması” kenar başlıklı 10. maddesi şöyledir:

“(1) Başkanlık tarafından derlenen ve saklanan bireysel veriler, verinin niteliğine göre, ancak istatistiki birimlerin doğrudan tanınmasına yol açacak bölümleri gizlendikten sonra, veri güvenliğine ilişkin önlemlerin alındığı çalışma ortamında veya doğrudan ve/veya dolaylı tanınmasına yol açacak bölümleri gizlendikten sonra elektronik ortamda, münferit birimlere atıfta bulunmayan bilimsel amaçlı araştırmalarda kullanılması kaydı ve Başkanlığın yazılı izni ile araştırmacıların kullanımına açılabilir. Kullanıcıların çalışma ortamında yaptıkları analizlerin sonuçları, istatistiki birimin dolaylı olarak tanınmasına yol açacak bölümleri gizlendikten sonra verilir.
(2) Birden fazla kurum/kuruluş tarafından ortaklaşa gerçekleştirilen çalışmalarda taraflar arasında imzalanan protokolde aksi belirtilmediği sürece, derlenen bireysel verilerin birinci fıkrada belirtilen esaslara uygun olarak kullanımı ve dağıtımı Başkanlık tarafından gerçekleştirilir. İdari kayıtların kullanımında ise idari kaydı tutan kurum/kuruluşların yazılı izni alınır.
(3) Bireysel verileri kullanma hakkını elde edenler, bu hakkı üçüncü şahıslara devredemez/er ve elde ettikleri verileri hiçbir kişi veya kuruluşa veremezler. Bu hükümlere uymayanlar hakkında 5429 sayılı Kanunun 53 üncü maddesinde belirtilen ceza hükümleri uygulanır. “

  1. Yönetmelik’in “Gizliliği sağlama taahhüdü” kenar başlıklı 11. maddesi şöyledir:

“Resmi istatistiklerin üretim sürecinin her aşamasında görevlendirilen personele, Kanunda ve bu Yönetmelikte öngörülen gizlilik ilkelerini içeren bir eğitim verilir. Ayrıca, bu personelden Ek-1 ‘de yer alan “Gizlilik Taahhüt Belgesi” alınır. “

  1. Yönetmelik’in “Bilgi taleplerinin karşılanması” kenar başlıklı 12. maddesi şöyledir:

“Kurumlar/kuruluşlar, resmi istatistik çalışmaları kapsamında veri derledikleri istatistiki birimlerin, istatistiki verinin gizliliğinin sağlanması için alınan önlemler ve hakları ile ilgili konularda bilgi taleplerini karşılamakla yükümlüdür. “

  1. Yönetmelik’in “İstatistiki birimlerin hakları” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“İstatistiki birimler, kendilerine ait gizli verinin izinsiz açıklanması durumunda uğradıkları maddi ve manevi her türlü zararın tazminini isteyebilir. Bu amaçla açılan davalarda Başkanlık veya diğer kurumlar/kuruluşlar aleyhine tazminata hükmedilmesi durumunda, bu hususta kusuru olan memur ve diğer görevlilere genel hükümlere göre rücu edilir. “

  1. 30.03.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“İdari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idari yaptırım kararı kesinleşir. “

  1. 5326 sayılı Kanun’un 28. maddesinin (10) numaralı fıkrası şöyledir:

“Üçbin Türk Lirası dahil idari para cezalarına karşı başvuru üzerine verilen kararla, kesindir. “

  1. Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 30.01.2016 tarihli ve 6669 sayılı Kanun’la uygun bulunan 28.01.1981 tarihli Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireylerin Korunması Sözleşmesi’nin “Tanımlar” başlıklı 2. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi şöyledir:

“Bu Sözleşmenin amaçları bakımından :
(a) Kişisel Veriler: Kimliği belirli veya belirlenebilir bir kişi hakkındaki tüm bilgileri ifade eder.”

  1. Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireylerin Korunması Sözleşmesi’nin “Verilerin niteliği” başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi şöyledir:

“Otomatik bilgi işleme konu teşkil eden kişisel nitelikteki veriler:
(a) Meşru ve yasal yoldan elde edilmeli ve işleme tabi tutulmalıdır;
(b) Belli ve meşru amaçlar için kaydedilmeli ve bu amaca aykırı şekilde kullanılmamalıdır;
(c) Uygun ve elverişli olmalı ve kaydedildikleri amaca göre aşırı olmamalıdır;
(d) Doğru ve icabında güncel olmalıdır;
(e) İlgili kişilerin kimliklerini belirtecek bir biçim altında ve kaydedildikleri nihai amaç için gerekli görülen süreyi aşmayacak bir süre için muhafaza edilmelidir. “

  1. Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireylerin Korunması Sözleşmesi’nin “İstisnalar ve kısıtlamalar” kenar başlıklı 9. maddesi şöyledir:

“1. İşbu maddede belirtilen şuurlar dışında, Sözleşmenin 5, 6 ve 8. maddeleri hükümlerine hiçbir istisna getirilemez. Taraf devletin kanunlarında öngörülmüş olması ve demokratik bir toplumda aşağıdaki hususların sağlanması için gerekli bir önlem oluşturması halinde işbu Sözleşmenin 5, 6 ve 8. maddelerine istisna getirilebilir:
a. Devlet güvenliğinin korunması, kamu güvenliği, devletin mali menfaatleri veya suçların önlenmesi;
b. İlgili kişinin veya başkasının hak ve özgürlüklerinin korunması.

3. İlgili kişilerin özel yaşamlarına tecavüz tehlikesi bulunmadığının açık olduğu durumlarda, 8. maddenin b, c ve d fıkralarında düzenlenen haklar istatistiki veya bilimsel amaçlar için kullanılan kişisel veri dosyalan bakımından kanunla kısıtlanabilir.

  1. 5429 sayılı Kanun’un 8. maddesinde yer alan “İstatistiki birimler, kendilerinden istenen veri veya bilgileri, Başkanlığın belirleyeceği şekil, süre ve standartlarda eksiksiz ve doğru olarak ücretsiz vermekle yükümlüdür.” hükmü ile 54. maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinin iptali istenmiştir. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun 20.03.2008 tarihli ve E.2006/167, K.2008/865 sayılı kararıyla, Anayasa’nın 20. ve 25. maddelerinde yer alan güvencelere rağmen itiraza konu 8. madde hükmü bilgi toplama, saklama, işleme ve değiştirme tekeli olan idareye ve diğer kişilere karşı kişilerin korumasız bırakıldığı, veri toplamanın sınırlarına yasal düzenlemede yer verilmediği, bu nedenle Anayasa’nın 20. ve 25. maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle iptal edilmiştir.
  2. Bu iptal kararından sonra anılan hükümler 25.11.2008 tarihli ve 5813 sayılı Kanun’la yeniden düzenlenmiş, 5429 sayılı Kanun’un yeniden düzenlenen 8. maddesi ile 54. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendininde yer alan “Hanehalkı veya bireylerle yapılan araştırmalarda işlenmesi durumunda beşyüz Yeni Türk Lirası,” ibaresinin, Anayasa’nın 20. maddesine aykırılığı iddiasıyla iptali istenmiştir. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun 12.10.2011 tarihli ve E.2010/12, K.2011/135 sayılı kararıyla iptal istemi reddedilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

“İtiraz konusu kurallarla istatistiklerin kamu yararı için önemi dikkate alınarak bireylere mecburi ve ücretsiz kamusal bir külfet yüklenmiştir. Karşılaştırmalı hukukta da bazı ülkelerde bireylere istatistik amaçlı bilgi verme yükümlülüğü getirildiği görülmektedir. Modern bir devlette kamu hizmetlerinin planlanması ve kamu güvenliğinin sağlanabilmesi için bireylerin kendileriyle ilgili pek çok bilgiyi kamu otoritelerine verme yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu bilgilerin istatistik amacıyla toplanmış olması bilgi toplamayı kendiliğinden Anayasa ya aykırı hale getirmez.
5429 sayılı Kanun’un 8. maddesinin eski düzenlemesini Anayasa Mahkemesi 20.3.2008 tarih ve E.2006/167, K.2008/86 sayılı kararıyla, hiçbir sınırlama öngörmeksizin istatistiki birimlere istenilen bilgileri verme yükümlülüğü getirmesi nedeniyle Anayasa’nın 20. ve 25. maddelerine aykırı bularak iptal etmiştir. Bu iptal kararından sonra 5813 sayılı Kanun’la getirilen düzenleme ile 8. maddede bilgi verme yükümlülüğünün sınırı Anayasa’da belirlenen temel hakların ve ödevlerin ihlal edilmemesi olarak belirlenmiştir. Anayasa ‘nın 20. maddesinde herkesin özel hayatına ve aile yaşayışına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu; 24. maddesinde kimsenin dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamayacağı; 25. maddesinde de herkesin düşünce ve kanaat özgürlüğüne sahip olduğu, her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimsenin düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamayacağı hüküm altına alınmıştır. Bunlar gibi, Anayasanın diğer maddelerinde güvence altına alınan hak ve ödevler gözetilerek bilgi talep edilebilecektir. İstenilen bilgilerin bu nitelikte olduğunu düşünen istatistiki birimler, nedenini açıklayarak bilgi vermekten kaçınabileceği gibi haklarında idari para cezası uygulanması halinde buna itiraz ederek istenilen bilginin temel haklarını ihlal edecek nitelikte olduğunu mahkemeler önünde de ileri sürebilirler.
5429 sayılı Kanun’un 54. maddesinin ikinci fıkrasında, istatistiki birimlerin kendilerinden istenen bilgileri geçerli bir mazereti olmaksızın belirlenen şekil ve sürede, eksiksiz ve hatasız olarak vermek zorunluluğuna uyulmaması idari para cezası yaptırımına bağlanmıştır. Bu durumda dava konusu iki hüküm birlikte değerlendirildiğinde bireylerin temel haklarının korunmasının idari ve adli makamların sorumluluğuna bırakıldığı görülmektedir. İdari makamlar bireyin temel haklarını ihlal edecek şekilde bilgi talep etmeme yükümlülüğündedir/er. İdari makamların bu ödevini yerine getirmemesi halinde: istatistiki birimler haklarını yargı makamları önünde arayabilecek/erdir. Bu durumda itiraz konusu kurallarla bireyin hakları ile kamu yararı arasında makul bir denge kurulduğu ve bireylerin haklarına ölçüsüz bir müdahaleye izin verilmediği anlaşıldığından Anayasanın 2. maddesindeki hukuk devleti ilkesine aykırılık görülmemiştir.”

IV. İnceleme ve Gerekçe

  1. Mahkemenin 21.09.2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

  1. Başvurucu, TÜİK yetkileri tarafından gerçekleştirilen Hanehalkı Bütçe Anketi çalışmalarında konutunun istatistiki birim olarak seçildiğini, kendisinin fiili imkansızlıklar nedeniyle anket çalışmasına katılmaktan muaf tutulması talebinin reddedildiğini, söz konusu anket çalışması kapsamında günlük olarak alışveriş yaparken hangi markaları tercih ettiği, düzenli aylık harcamaları, taksit ve borç ödemeleri ve bunun gibi özel hayatının gizliliğine müdahale niteliğindeki soruları cevaplandırmaya karşı çıkarak anket çalışmasına katılmadığını, bu nedenle idari para cezasıyla cezalandırıldığını, TÜİK tarafından ankete katılmasının zorunlu tutulması sebebiyle Anayasa’nın 20. maddesinde tanımlanan özel hayata saygı hakkı ile 25. maddesinde düzenlenen düşünce ve kanaat hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürmüş; ihlalin tespiti talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

  1. Yukarıda belirtildiği üzere başvurucunun katılması istenen söz konusu ankette, ailedeki ayni gelir elde eden kişilerin ad ve soyadları, elde edilen ayni gelirin kaynağı, aynı gelirin elde ediliş sıklığının, haneye gelen hediye ve yardımlar ile haneden başka hanelere yapılan yardımlar ve verilen hediyelerin belirtilmesi, bir ay boyunca yapılan tüm harcamaların marka, ölçü, miktar, alışverişin yapıldığı yer gibi detaylarının bir ay süreyle listelenmesinin istendiği, herhangi bir konuda kişisel düşünce ve kanaatlerine dair soruların bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu nedenle başvurucunun iddiaları Anayasa’nın 20. maddesi kapsamında incelenmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

  1. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

  1. Başvurucu, özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
  2. Bakanlık görüşünde, toplumun menfaatleri ile bireyin menfaatlerinin çatıştığı durumlarda adil denge gözetilirken devletin takdir alanının varlığının kabulü gerektiği, somut olayda kişiden bir ay boyunca yaptığı tüm harcamaların listesini yapmasını istemenin demokratik toplumda gerekli olup olmadığı konusunda takdirin Anayasa Mahkemesine ait olduğu belirtilmiştir.
  3. Başvurucu, Bakanlık görüşüne verdiği cevapta önceki iddialarını tekrar etmiştir.

i. Genel İlkeler

  1. Anayasa’nın “Özel hayatın gizliliği” kenar başlıklı 20. maddesi şöyledir:

“Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.
Milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hakim kararı olmadıkça; yine bu sebeplen bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kağıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hakimin onayına sunulur. Hakim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar.
Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir. “

  1. Özel hayat kavramı eksiksiz bir tanımı bulunmayan geniş bir kavramdır. Bu kapsamda korunan hukuki değer esasen kişisel bağımsızlık olup bu koruma bir taraftan herkesin istenmeyen bütün müdahalelerden uzak kendine özel bir ortamda yaşama hakkına sahip olduğuna işaret etse de diğer taraftan özel hayat kavramının herkesin kişisel yaşamını istediği şekilde sürdürme ve dış dünyayı bu çemberden ayrı tutma kavramına indirgenemeyeceği açıktır. Bu açıdan Anayasa’nın 20. maddesi özel bir sosyal hayat sürdürmeyi güvence altına almaktadır (Serap Tortuk, B. No: 2013/9660, 21.01.2015, § 31).
  2. Özel hayata saygı hakkı kapsamında korunan hukuksal çıkarlardan biri de bireyin mahremiyet hakkıdır. Ancak mahremiyet hakkı sadece yalnız bırakılma hakkından ibaret olmayıp bu hak, bireyin kendisi hakkındaki bilgileri kontrol edebilme hukuksal çıkarını da kapsamaktadır. Bireyin kendisine ilişkin herhangi bir bilginin kendi rızası olmaksızın açıklanmaması, yayılmaması, bu bilgilere başkaları tarafından ulaşılamaması ve rızası hilafına kullanılamaması, kısaca bu bilgilerin mahrem kalması konusunda menfaati bulunmaktadır (Serap Tortuk, § 32). Bu husus, ilk defa Federal Almanya Anayasa Mahkemesinin Nüfus Sayımı Kanunu kararında ifade edilen “bireyin kendisi hakkındaki bilgilerin geleceğini belirleme hakkı “na işaret etmektedir (Federal Almanya Anayasa Mahkemesi, Nüfus Sayımı Kanunu kararı, BVerfGE, 65, 1 – Volkszahlung, 15.12.1983; Küzeci, Elif, İnsan Hakları Yıllığı, Cilt 32, 2014, s. 53-75; AYM, E. 2010/40, K. 2012/8, 19.01.2012; E. 1986/24, K. 1987/8, 31.03.1987).
  3. Anayasa’nın 20. maddesinde herkesin, özel hayatına saygı gösterilmesi hakkına sahip olduğu ve özel hayatın gizliliğine dokunulamayacağı belirtilmektedir. Kamu makamlarının özel hayata saygı hakkına keyfi bir şekilde müdahale etmelerinin önlenmesi, Anayasa’nın 20. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 8. maddesi ile sağlanan güvenceler kapsamında yer almaktadır. Özel hayata saygı hakkının kapsamında olan bireylerin kişisel verilerinin korunması hakkı, Anayasa’nın 20. maddesinde açık olarak düzenlenmiştir.
  4. Anayasa Mahkemesi kararlarında da belirtildiği üzere kişisel veri -belirli veya kimliği belirlenebilir olmak şartıyla- bir kişiye ilişkin bütün bilgileri ifade etmekte olup ad, soyadı, doğum tarihi ve doğum yeri gibi bireyin sadece kimliğini ortaya koyan bilgilerin değil telefon numarası, motorlu taşıt plakası , sosyal güvenlik numarası , pasaport numarası , öz geçmiş , resim, görüntü ve ses kayıtları , parmak izleri, sağlık bilgileri, genetik bilgiler, IP adresi, e-posta adresi, alışveriş alışkanlıkları , hobiler, tercihler, etkileşimde bulunulan kişiler, grup üyelikleri, aile bilgileri gibi kişiyi doğrudan veya dolaylı olarak belirlenebilir kılan tüm verilerdir (A YM, E.2014/74, K.2014/201 , 25.12.2014; E.2013/122, K.2014/74, 09.04.2014; E.2014/149, K.2014/151, 02.10.2014; E.2013/84, K.2014/183, 04.12.2014; E.2014/180, K.2015/30, 19.03.2015; Bülent Kaya [GK], B. No: 2013/2941, 11.05.2016, § 49).
  5. Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireylerin Korunması Sözleşmesi nin 2. maddesinde de kişisel bilgi, belirli veya belirlenebilir bir kişiye ilişkin herhangi bir bilgi olarak tanımlanmaktadır.

ii. Genel İlkelerin Somut Olaya Uygulanması

a. Müdahalenin Varlığı

  1. Somut olayda başvurucu; kendisinin ve aile bireylerinin adları, adresi, maddi durumları, gelirlerinin kaynağı, aylık harcamaları, mal ve hizmet tercihleri konusunda detaylı bilgiler vermesini gerektiren ankete katılmayı reddetmesi nedeniyle idari para cezasıyla karşılaşmıştır. Kamu makamlarının başvurucuyla ilgili öğrenmek istediği söz konusu kişisel bilgilerin, kimliği belirlenmiş ya da belirlenebilecek kişilerle ilgili olmasından dolayı özel hayata saygı hakkı kapsamında kişisel nitelikli veriler olduğu anlaşılmaktadır.
  2. Kamu mercileri tarafından özel yaşamı ile ilgili sorular sorulması da dahil olmak üzere, bir bireyin özel hayatı, iş ve sosyal yaşamıyla ilgili bilgilerinin, parmak izinin, fotoğrafının, hücre ve DNA örneklerinin alınması , kaydedilmesi, saklanması ve kullanılması özel hayata saygı hakkına müdahale oluşturur (Bülent Kaya, § 51). (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Leander/ viçre, B. No: 9248/81, 26.03.1987, § 48; Kopp viçre, B. No: 23224/94, 25.03.1998, § 53; Amann İsviçre [BD], B. No: 27798/95, 16.02.2000, § 69; Rotaru/Romanya [BD], B. No: 28341/95, 04.05.2000, §§ 43, 44, 46).
  3. Kaydedilen bilgilerin daha sonra kullanılmış olup olmamasının bir önemi yoktur. Bununla birlikte kamu makamları tarafından muhafaza edilen kişisel nitelikli bilgilerin özel yaşam unsurlarından birini devreye sokup sokmadığını tespit etmek için bu bilgilerin hangi çerçevede alındıklarının ve muhafaza edildiklerinin, verilerin türünün, kullanıldıkları ve işlendikleri şeklin, bunlardan çıkarılabilecek sonuçların dikkate alınması zaruridir (Bülent Kaya, § 53).
  4. Somut olayda kamu makamları tarafından başvurucunun; adı, adresi, gelir kaynakları , tüketim alışkanlıkları ve ekonomik durumuna yönelik kişisel verileri vermeye zorlanması, bilgileri vermemesi üzerine hakkında idari para cezası uygulanması suretiyle Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alına özel hayata saygı hakkına müdahalede bulunulduğu anlaşılmaktadır.

b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

  1. Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Kişilerin Korunmasına Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin 9. maddesinde devlet güvenliği, kamu güvenliği, devletin ekonomik menfaatlerinin korunması ve suçlarla mücadele edilmesi, ilgilinin veya üçüncü kişilerin hak ve özgürlüklerinin korunması ile verilerin istatistiki veya bilimsel amaçlarla kullanılması gibi durumlarda kişisel verilerin korunmasına sınırlamalar getirilebileceği öngörülmüştür.
  2. Anayasa’nın 20. maddesinin ikinci fıkrasında, çeşitli nedenlerle özel hayata saygı hakkına sınırlamalar getirilebileceği belirtilerek bu hakkın mutlak olmadığı kabul edilmiştir (Serap Tortuk, § 38).
  3. Anayasa’nın 20. maddesinin üçüncü fıkrasında ise herkesin kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme, bu veriler hakkında bilgilendirilme, verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme, verilerin amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenme hakkına sahip olduğu, kişisel verilerin ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebileceği, kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usullerin kanunla düzenleneceği hükmüne yer verilerek anayasal sınırlar belirtilmiştir.
  4. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. “

  1. Belirtilen Anayasa hükmü, hak ve özgürlükleri sınırlama ve güvence rejimi bakımından temel öneme sahip olup Anayasa’ da yer alan bütün hak ve özgürlüklerin yasa koyucu tarafından hangi ölçütler gözönünde bulundurularak sınırlandırılabileceğini ortaya koymaktadır. Anayasanın bütünselliği ilkesi çerçevesinde Anayasa kurallarının bir arada ve hukukun genel kuralları gözönünde tutularak uygulanması zorunlu olduğundan belirtilen düzenlemede yer alan başta kanun ile sınırlama kaydı olmak üzere tüm güvence ölçütlerinin, Anayasa’nın 20. maddesinde yer verilen hakların kapsamının belirlenmesinde de gözetilmesi gerektiği açıktır (Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19.12.2013, § 35).
  2. Dolayısıyla özel hayata saygı hakkına yapıldığı iddia edilen müdahalelerin incelemesinde kanunilik ve müdahaleyi haklı kılan sebeplerin var olup olmadığı her somut olayın kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir.

i. Kanunilik

  1. Hak ve özgürlüklerin kanunla sınırlanması ölçütü Anayasa yargısında önemli bir yere sahiptir. Hak ya da özgürlüğe bir müdahale söz konusu olduğunda öncelikle tespiti gereken husus, müdahaleye yetki veren bir kanun hükmünün yani müdahalenin hukuki bir temelinin mevcut olup olmadığıdır (Sevim Akat Eşki, § 36).
  2. Somut olayda başvurucunun idari para cezasıyla tecziyesinin dayanağı 5429 sayılı Kanun’un 8. ve 54. maddeleridir. Söz konusu 8. maddede, yapılan sayım veya örnekleme çalışmalarına konu olan hakkında veri toplanacak gerçek ve tüzel kişiler ile kurum ve kuruluşların (istatistiki birim) Anayasa’da belirlenen temel haklar ve ödevler çerçevesinde kendilerinden istenen veri veya bilgileri, Başkanlığın belirleyeceği şekil, süre ve standartlarda eksiksiz ve doğru olarak ücretsiz vermekle yükümlü oldukları düzenlenmiştir.
  3. Kanun’un 54. maddesinde ise istenen bilgileri, geçerli bir mazereti olmaksızın belirlenen şekil ve sürede vermeyen veya eksik veya hatalı verenlerin, bir kereye mahsus olmak üzere uyarılarak yedi gün içerisinde bilgileri vermeleri veya eksik ve hataları gidermelerinin isteneceği, bu uyarıya rağmen bilgileri hiç vermeyen veya talep edildiği halde eksikleri gidermeyen ve hataları düzeltmeyenler hakkında idari para cezası uygulanacağı düzenlenmiştir.
  4. 5429 sayılı Kanun’da ülkenin ekonomi, sosyal, demografi, kültür, çevre, bilim, teknoloji ve ihtiyaç duyulan diğer alanlardaki resmi istatistikleri üretmek üzere Anayasa’da belirlenen temel haklar ve ödevler çerçevesinde kişilerden bilgi isteneceği, bu bilgilerin toplanma, kaydedilme ve saklanma esas ve usulleri detaylı olarak düzenlenmiştir. Anılan Kanun’da söz konusu bilgilerin güvenilirlik, tutarlılık, tarafsızlık, istatistiki gizlilik, güncellik ve şeffaflık ilkelerine göre hazırlanacağı , resmi istatistiklerin gerçekleri yansıtmasının sağlanması, tüm kullanıcılara tarafsız ve eş zamanlı olarak sunulması, gizlilik ilkesine riayet edilmesinin esas olduğu düzenlenmiştir. Kişilerden elde edilen istatistiki bilgilerin kimlere, hangi koşullarda verilebileceği, bilgilerin gizliliği, gizliliğin ihlali durumunda yargı yolunun açık olduğu ve kurumun tazminat yükümlülüğü gibi konularda ayrıntılı düzenlemelere yer verilmiştir. Anılan hükümlerle elde edilecek bilgilerin amacı dışında kullanılmasını önleyecek ve kişilerin özel hayatına dair bilgilerin ve kişisel verilerin ifşa edilmesini önleyecek yasal güvencenin sağlandığı görülmektedir.
  5. Bu kapsamda somut olayda başvurucunun özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin kanuni bir dayanağının mevcut olduğu anlaşılmaktadır. Anılan Kanun hükümlerinin yeterli açıklıkta hükümler içerdiği , başvurucu açısından yeterli derecede ulaşılabilir ve öngörülebilir olduğu kanaatine varılmıştır. Bu durumda söz konusu düzenlemelerin “kanunilik” ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.

ii. Meşru Amaç

  1. 5429 sayılı Kanun’un 1. ve 8. maddeleri, müdahalenin amacını belirlemede yol gösterici niteliktedir. ”Amaç”kenar başlıklı 1. maddede yer alan düzenlemede ülkenin ihtiyaç duyduğu alanlarda veri ve bilgilerin derlenmesi, değerlendirilmesi , gerekli istatistiklerin üretilmesi amacına yer verilmiş ; Kanun’un 8. maddesinde de ülkenin ekonomi, sosyal, demografi, kültür, çevre, bilim, teknoloji ve ihtiyaç duyulan diğer alanlardaki resmi istatistikleri üretmek üzere Anayasa’ da belirlenen temel haklar ve ödevler çerçevesinde kişilerden bilgi isteneceği düzenlenmiştir.
  2. Söz konusu düzenlemeler, kamu düzeni, ülkenin ekonomik refahı amaçlarına yöneliktir. Bu kapsamda somut müdahalenin temelini oluşturan kanuni düzenlemelerin Anayasa’nın 20. maddesi ve Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde meşru bir amaca dayalı olduğu sonucuna varılmıştır.

iii. Demokratik Bir Toplumda Gerekli Olma ve Ölçülülük

  1. Kişisel verilerin korunması , kişisel bilgileri sınırsız şekilde toplayabilen ve kullanabilen günümüz bilişim teknolojileri karşısında savunmasız ve zayıf hale gelen bireyin korunmasını amaçlamakta olup Anayasa Mahkemesi kararlarında belirtildiği gibi kişisel verilerin korunması hakkı , insan onuru ve kişiliğin serbestçe geliştirilmesi hakkına dayanmaktadır (A YM, E.2014/122, K. 2015/123, 30.12.2015, § 20).
  2. Kişisel verilerin korunması kişinin maddi ve manevi varlığını geliştirmesine imkan tanıyarak bireyin hayatını kendi özgür iradesiyle düzenlemesine katkı sağlamaktadır. Bireyin kişisel verileri üzerindeki hakkı yeteri kadar korunmazsa kişiliğini serbestçe geliştirmesi zora gireceğinden özgür iradeleriyle yaşamlarını biçimlendiren bireylerden oluşan demokratik bir toplum düzeninin ortaya çıkması ve korunması da güçleşecektir. Kişinin maddi ve manevi varlığını geliştirmesi ancak ve ancak faaliyetlerini özgürce gerçekleştirmesi ile mümkündür. Kişisel verilerin korunmasıyla, kişisel veri toplanması, saklanması ve işlenmesi sırasında bireyin hak ve özgürlüklerinin korunarak demokratik toplum düzeninin oluşmasına katkı yapmak hedeflenmektedir (Federal Almanya Anayasa Mahkemesi, Nüfus Sayımı Kanunu kararı, BVerfGE, 65, 1 – Volkszahlung, 15.12.1983)
  3. Kural olarak bireyin özel hayatını kendi tercihleri ile nasıl şekillendirdiği, bir başka kişinin veya devletin ilgi alanına girmemelidir. Yaşam ilişkilerine ait tüm kişisel verilerinin kapsamlı bir kaydı tutulan ve özel yaşamının gizliliği adeta ortadan kalkan bireyin kişiliğini geliştirmesi mümkün değildir. Kişisel verilerin korunması hakkı ihlal edildiğinde bireyin diğer temel hak ve özgürlükleri kullanması zorlaşmaktadır. Kayıt altına alınan veya alındığını düşünen birey kendi özgür kişiliğinin gereği gibi değil kendisinden istenilen veya beklenilen davranış tarzıyla hareket edecektir. Bireyler çeşitli faaliyetlerinin devlet tarafından izleneceği endişesiyle bunları gerçekleştirmekten vazgeçebilirler. Aykırı hareket tarzlarının sürekli kayıt altına alındığını düşünen birey, örneğin örgütlenme, toplantı ve düşünce özgürlüklerini kullanmama eğilimine girecektir. Eğer insanlar seyahat etmek, iletişimde bulunmak gibi belli eylemlerin hükümet tarafından yakından izleneceğini düşünürlerse, bu eylemleri gerçekleştirmekten kaçınabilirler ve yasal faaliyetlerinde kendi kendilerini sınırlama eğilimine girebilirler. Bu durum kişinin özerkliğini etkileyerek yurttaşların özgür iradeleriyle kendi yaşamlarını belirleyebildikleri özgürlükçü demokratik esaslara dayanan bir toplum düzeninin oluşmasını engelleyecektir (Federal Almanya Anayasa Mahkemesi, Nüfus Sayımı Kanunu kararı , BVerfGE, 65, 1 – Volkszahlung, 15/12/1983).
  4. Kişisel verilerin korunmasına yönelik uluslararası sözleşmelerle kişisel verilerin korunması ve bireyin kendisi hakkındaki bilgilerin geleceğini belirleme hakkı kapsamında gerekli olan temel ilkeler ve bu amaçla düzenlenen kanunlarda bulunması zorunlu olan hususlar belirlenmiştir. Buna göre kişisel veriler, Kanun’la açıklanan hallerle sınırlı olarak ve belirli amaçlar için toplanmalı, yalnızca bu amaçlar doğrultusunda kullanılmalı ve verilerin gelecekte başka amaçlar için kullanılması önlenmelidir. Bireylere kurum ve kuruluşlarca kendileri hakkında bilgi toplandığı konusunda bilgilendirilme, bunun yanında söz konusu bilgilere erişme, yanlış bilgileri düzeltme, hukuka aykırı şekilde işlenmiş olanları sildirme hakları tanınmalıdır. Bildirim, düzeltme veya silme talebinin yerine getirilmemesi halinde etkili bir başvuru yolundan yararlanma imkanı verilmelidir. Çeşitli kurum ve kuruluşlar tarafından kişisel verileri hukuka uygun olarak kayıt altında tutulan kişilerin, bu verilerin daha sonra üçüncü kişilerle paylaşılması konusunda rızalarının alınması sağlanmalıdır (bkz. § 47; Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireylerin Korunması Sözleşmesi) .
  5. Anayasa’nın 20. maddesinde kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usullerin kanunla düzenleneceği hükmü bulunmasına rağmen anılan maddenin çıkarılmasını öngördüğü kanun başvuruya konu işlemin tesis edildiği tarihte çıkarılmamış olup söz konusu Kanun 24.03.2016 tarihinde kabul edilmiştir (24.03.2016 tarihli ve 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu). Bu nedenle anılan Kanun hükümlerinin başvuru konusu dosya bakımından dikkate alınması mümkün değildir. Bununla birlikte somut olayda müdahalenin 5429 sayılı Türkiye İstatistik Kanunu’na dayandığı ve anılan Kanun’un “kanunilik” ölçütünü karşıladığı yukarıda ortaya konulmuştur.
  6. Öte yandan sosyal devletin gereği olarak ekonomik ve sosyal gelişmenin sürekliliğini sağlamak için bu alanlara yönelik kapsamlı , doğru ve güncel bilgilerin elde edilmesine ihtiyaç vardır. Bu konuda istatistik bilim dalından faydalanmak objektif ve rasyonel sonuçlara ulaşılmasında çok önemli ve etkilidir. Bu nedenle modern devletler istatistik çalışmalarına önem vermekte ve bu çalışmaların sonuçlarından yararlanmaktadır.
  7. 5429 sayılı Kanun’un Anayasa Mahkemesinin iptal kararının ardından yeniden düzenlenmiş olan 8. maddesinde, bireylere kendilerinden istenilen bilgileri vermek yükümlülüğü getirilmekle birlikte, bilgi verme yükümlülüğünün sınırı Anayasa’da belirlenen temel hakların ve ödevlerin ihlal edilmemesi olarak belirlenmiştir. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun 12.10.2011 tarihli ve E.2010/12, K.2011/135 sayılı kararının gerekçesinde de belirtildiği üzere istenilen bilgilerin Anayasa’da güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklere -somut olayda özel hayata saygı hakkına- müdahale niteliğinde olduğunu düşünen bireyler (istatistiki birimler) nedenini açıklayarak bilgi vermekten kaçınabilirler.
  8. Bireyin temel haklarına yapılan müdahale ile bu müdahaleyle güdülen meşru amaç arasında bir orantı bulunması zorunludur. Anayasa’nın 13. maddesinde bu orantının değerlendirilmesi noktasında dikkate alınmak üzere demokratik toplumda gereklilik, hakkın özü ve ölçülülük unsurlarına riayet edilmesi şeklinde üç ayrı güvence ölçütüne daha yer verilmiştir (Marcus Frank Cerny [GK], B. No: 2013/5126, 02.07.2015, § 70).
  9. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarında ifade edilen demokratik toplumda zorunluluk kavramı , müdahale teşkil eden eylemin acil bir toplumsal ihtiyaçtan kaynaklanması ve takip edilen meşru amaç bakımından orantılı olması unsurlarını içermektedir. Bir müdahalenin orantılı olduğunun kabul edilebilmesi için söz konusu temel hakka daha az zarar verebilecek ancak aynı zamanda güdülen amacı da yerine getirebilecek nitelikte olan yöntemin tercih edilmiş olması gerekmektedir (Nada viçre, B. No: 10593/08, 12.09.2012, § 183; Silver ve diğerleri Birleşik Krallık, B. No: 5947/72, 25.03.1983, § 97).
  10. Hakkın özü, dokunulduğunda söz konusu temel hak ve özgürlüğü anlamsız kılan asli çekirdeği ifade etmekte olup bu yönüyle her temel hak açısından kişiye dokunulmaz asgari bir alan güvencesi sağlamaktadır. Bu çerçevede hakkın kullanılmasını önemli ölçüde güçleştiren, hakkı kullanılamaz hale getiren veya ortadan kaldıran sınırlamaların, hakkın özüne dokunduğu kabul edilmelidir. Özel hayata saygı hakkı bağlamında da bu hakkın ortadan kaldırılması, kullanılamaz hale getirilmesi veya kullanılmasının aşırı derecede güçleştirilmesi sonucunu doğuran müdahalelerin bu hakkın özünü zedeleyeceği açıktır. Ölçülülük ilkesinin amacı da temel hak ve özgürlüklerin gereğinden fazla sınırlandırılmasının önlenmesidir. Anayasa Mahkemesi kararları uyarınca ölçülülük ilkesi, sınırlama için kullanılan aracın sınırlama amacını gerçekleştirmeye uygun olmasını ifade eden elverişlilik, sınırlayıcı önlemin sınırlama amacına ulaşmak bakımından zorunlu olmasına işaret eden zorunluluk ve araçla amacın orantısız bir ölçü içinde bulunmaması ile sınırlamanın ölçüsüz bir yükümlülük getirmemesini ifade eden oranlılık unsurlarını içermektedir (AYM, E.2012/100, K.2013/84, 04.07.2013; Marcus Frank Cerny, § 72).
  11. Belirtilen ölçütlere riayetle bir sınırlandırma yapılıp yapılmadığının tespiti için müdahale teşkil eden önlemin temelini oluşturan meşru amaç karşısında, bireye düşen fedakarlığın ağırlığının gözönünde bulundurulması ve gözetilen toplumun genel yararının gerekleri ile bireyin temel hakkının korunması arasında adil bir dengenin kurulup kurulmadığının belirlenmesi zorunludur. Anayasa’nın 13. maddesi vasıtasıyla Anayasa’da yer alan tüm temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması hususunda geçerli olan bu denge, özel hayata saygı hakkının sınırlandırılmasında da gözönünde bulundurulmalıdır (Marcus Frank Cerny, § 73).
  12. Başvuru konusu olay bakımından yapılacak değerlendirmenin temel ekseni, müdahaleye neden olan idare ve derece mahkemelerinin kararlarında dayandıkları gerekçelerin özel hayata saygı hakkını kısıtlama bakımından “demokratik bir toplumda gerekli” ve “ölçülülük ilkesi”ne uygun olduğunun inandırıcı bir şekilde ortaya konup konamadığı olacaktır. Bu çerçevede bir müdahale, meşru amaçla orantılı bir müdahale olmalıdır. İkinci olarak müdahalenin haklılığı için kamu makamlarının gösterdikleri gerekçeler konuyla ilgili ve yeterli olmalıdır (Marcus Frank Cerny , § 83).
  13. Somut olayda başvurucu, idarenin 8/10/2013 tarihli yazısıyla ankete katılmaması halinde idari para cezasıyla cezalandırılacağı yönünde ihtar edilmiştir. Başvurucu 24.10.2013 tarihinde mazeret dilekçesi vererek anket çalışmasına katılmak istemediğini belirtmiş, idare 25.10.2013 tarihli yazısıyla başvurucunun mazeret talebini zımnen reddederek idari para cezasına dair ihtarını yinelemiştir. Tanınan süre içinde söz konusu ankete cevap vermemesi üzerine başvurucu 07.11.2013 tarihli işlemle idari para cezasıyla tecziye edilmiştir. Başvurucunun anılan işleme itirazı , İstanbul 28. Sulh Ceza Mahkemesince cezanın mevzuata uygun olduğu gerekçesiyle reddedilmiştir.
  14. Toplumun tüketim harcamaları ile ekonomik düzeyinin belirlenmesi ve tespit edilen veriler ışığında devletin kamu güvenliği ve planlı kalkınma hususlarında ihtiyaç duyulan tedbirleri alması için hane halklarına yönelik anket yapılması demokratik bir toplumda gerekli olarak görülebilir.
  15. Belli bir toplumda yaşayan kişilerin o toplumun ihtiyaçlarını karşılayacak bazı ödevlerle sorumlu tutulabilmesi olağandır. Bireylerin birlikte yaşamanın gerektirdiği bazı ödevlere katlanmaları gerekebilir. Somut olayda başvurucu kamu yararına olarak bazı verilerin toplanması konusunda ankete katılım ödevi ile sorumlu tutulmuştur. Ankette özel hayata ilişkin bilgiler istenilmekle birlikte Kurum başvurucuya bu bilgilerin gizliliği konusunda gerekli yasal güvencelerin sağlandığını bildirmiştir. Başvurucu bunun aksini ileri sürmemektedir. Bu hususlar dikkate alındığında ankete katılımın zorunlu tutulmasının demokratik bir toplumda gerekli olmadığı söylenemez.
  16. Bunun yanı sıra başvurucu, sanatçı olması nedeniyle iş yoğunluğunu ve iki çocuğuna bakmasını gerekçe göstererek ankete katılımın kendisine ağır külfet getirdiğini, anketörlerin ev ziyareti nedeniyle özel hayatın gizliliğinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Anketörlerle toplamda sekiz görüşme yapılması ve tüketim harcamalarına ilişkin kayıt tutma zorunluluğu bulunmakla birlikte anket bir ay ile sınırlıdır. Toplumda sınırlı sayıda kişinin hayatlarında belki de bir defa katlanacakları böyle bir yükümlülüğün bireylere başlı başına aşırı külfet yüklediği söylenemez. Diğer taraftan ankette toplumun farklı katmanlarındaki kişilerin gelir ve harcama durumlarına ilişkin bilgilere ihtiyaç duyulmaktadır. Başvurucunun mazeretleri içinde bulunduğu toplum katmanında başka herhangi bir kişinin de dile getirebileceği mazeretlerdir. Bunların kabul edilmesi halinde başvurucunun içinde bulunduğu toplum katmanından herhangi bir kişiyle anket çalışması yapılması neredeyse imkansız olacaktır. Önemli ekonomik verilere temel olan anket çalışmalarının kamu gücünün belli bir zorlaması olmadan yapılabilmesi oldukça zordur.
  17. Son olarak uygulanan yaptırım, başvurucunun ekonomik ve sosyal durumu dikkate alındığında oldukça düşük miktarda bir idari para cezasıdır. Dolayısıyla müdahalenin ölçülü olduğu sonucuna varılmıştır.
  18. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının edilmediğine karar verilmesi gerekir.

V. Hüküm

Açıklanan gerekçelerle;
A. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,
D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 21.09.2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Hakkımızda
Ticaret hayatının dijitalleşmeye başlaması ile riskler de dijital ortamdan kaynaklanmış ve veri güvenliği önem kazanmıştır. Bu kapsamda siber saldırıların ve açıkların yanı sıra şirketlere ve kişilere ilişkin verilerin internet ortamında ulaşılabilir olması ile ticaret ve özel hayatın korunması yani veri gizliliği ihtiyaç haline gelmiştir.

DEVAMI

Gizlilik ve Kullanım
Verko İletişim

Ofisim İstanbul İş Merkezi Tugay Yolu Cad. No:20 B Blok Kat:7 D:39 Cevizli / Maltepe / İstanbul

0(216) 418 21 25
0(535) 344 36 32
0(535) 344 36 64

info@verko.com.tr

Open chat