Anayasa Mahkemesi

Başvuru Numarası: 2014/12522
Karar Tarihi: 08.11.2017

I. Başvurunun Konusu

  1. Başvuru, mesleki nedenlerle yürütülen bir soruşturma sırasında başvurucunun dini görüşünün ve mezhebinin araştırılmasının özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkını; kamu görevlileri hakkındaki şikayetlerinin eksik ve yetersiz incelemeyle reddedilmesinin adil yargılanma hakkını ihlal ettiği iddialarına ilişkindir.

II. Başvuru Süreci

  1. Başvuru 04.08.2014 tarihinde yapılmıştır.
  2. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
  3. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
  4. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
  5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.
  6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. Olay ve Olgular

  1. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
  2. Başvurucu, Ankara’daki bir devlet okulunda felsefe öğretmeni olarak görev yapmaktadır.
  3. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından aynı okulda görev yapan ve aralarında başvurucunun da bulunduğu bazı kişiler hakkında okul müdür yardımcısının şikayeti üzerine soruşturma başlatılmıştır.
  4. Bu soruşturma sonrasında gerek başvurucuya gerekse tanık sıfatıyla ifadelerine başvurulan diğer kişilere mezhebiyle ilgili sorular sorulduğu ve bu kişilerin rencide edildiği ileri sürülerek soruşturmayı yapan denetçilerin görevini kötüye kullandıkları iddiasıyla 20.09.2013 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmuştur.
  5. 02.12.1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun uyarınca yapılan ön inceleme neticesinde Milli Eğitim Bakanlığının 06.02.2014 tarihli kararı ile ilgili denetçiler hakkında soruşturma izni verilmemiştir.
  6. Başvurucu, 4483 sayılı Kanun uyarınca soruşturma izni verilmemesine dair karara karşı şikayetçi sıfatıyla 24.02.2014 tarihinde Ankara Bölge İdare Mahkemesine itirazda bulunmuştur.
  7. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 1. Kurulunun 21.05.2014 tarihli kararıyla ön inceleme raporu ve eki belgelerde yer alan tespitlerin isnat edilen eylemden dolayı Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlık soruşturması yapılmasını gerektirecek nitelik ve yeterlikte olmadığı gerekçesiyle itiraz reddedilmiştir.
  8. Ret kararı 05.07.2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.
  9. Başvurucu 04.08.2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İlgili Hukuk

  1. 4483 sayılı Kanun’un 6. maddesi şöyledir:

“Ön inceleme ile görevlendirilen kişi veya kişiler, bakanlık müfettişleri ile kendilerini görevlendiren merciin bütün yetkilerini haiz olup, bu Kanunda hüküm bulunmayan hususlarda Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununa göre işlem yapabilirler; hakkında inceleme yapılan memur veya diğer kamu görevlisinin ifadesini de almak suretiyle yetkileri dahilinde bulunan gerekli bilgi ve belgeleri toplayıp, görüşlerini içeren bir rapor düzenleyerek durumu izin vermeye yetkili mercie sunarlar. Ön inceleme birden çok kişi tarafından yapılmışsa, farklı görüşler raporda gerekçeleriyle ayrı ayrı belirtilir.
Yetkili merci bu rapor üzerine soruşturma izni verilmesine veya verilmemesine karar verir. Bu kararlarda gerekçe gösterilmesi zorunludur. “

  1. 26.09.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 134. maddesi şöyledir:

“(]) Kişilerin özel hayatının gizliliğini ihlal eden kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Gizliliğin görüntü veya seslerin kayda alınması suretiyle ihlal edilmesi halinde, verilecek ceza bir kat artırılır.

(2) (Değişik: 02.07.2012-6352/81 md.) Kişilerin özel hayatına ilişkin görüntü veya sesleri hukuka aykırı olarak ifşa eden kimse iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. İfşa edilen bu verilerin basın ve yayın yoluyla yayımlanması halinde de aynı cezaya hükmolunur. “

  1. 5237 sayılı Kanun’un 135. maddesi şöyledir:

“(]) Hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydeden kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Kişisel verinin, kişilerin siyasi, felsefi veya dini görüşlerine, ırkı kökenlerine; hukuka kırı olarak ahlaki eğilimlerine, cinsel aşamalarına, sağlık durumlarına veya sendikal bağlantılarına ilişkin olması durumunda birinci fıkra uyarınca verilecek ceza yarı oranında artırılır. “

  1. 5237 sayılı Kanun’un 136. maddesi şöyledir:

“(]) Kişisel verileri, hukuka kırı olarak bir başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişi, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. “

  1. 5237 sayılı Kanun’un 137. maddesi şöyledir:

“l) Yukarıdaki maddelerde tanımlanan suçların;
a) Kamu görevlisi tarafından ve görevinin verdiği yetki kötüye kullanılmak suretiyle,
b) Belli bir meslek ve sanatın sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle, İşlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.”

  1. 5237 sayılı Kanun’un 257. maddesi şöyledir:

“(]) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) (Mülga: 02.07.2012-6352/105 md.)”

V. İnceleme ve Gerekçe

  1. Mahkemenin 08.11.2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Özel Hayata Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

  1. Başvurucu;
    i. 2012 yılında öğrencileri kendisine karşı kışkırtması nedeniyle okul müdür yardımcısı hakkında şikayette bulunduğunu, ilgili kişiye disiplin cezası verildiğini, bunun üzerine müdür yardımcısının kendisini, okul müdürünü ve il eğitim denetçisini Mim Eğitim Bakanlığına şikayet ettiğini, şikayet üzerine tekrar soruşturma başlatıldığını belirtmiştir .
    ii. Milli Eğitim Bakanlığı denetçilerinin soruşturma sırasında hakkında soruşturma yaptıkları kişilerin dini görüşlerini ve mezhebini araştırdığını, tanıklara bu konuda sorular sorulduğunu, mezhebinin araştırılmasının kendisini üzdüğünü ve rencide olmasına yol açtığını ifade etmiştir.
  1. Bakanlık, özel hayata saygı gösterilmesi hakkı kapsamında Anayasa Mahkemesinin benzer konulardaki önceki içtihatlarından bahsetmiş ve başvurunun idari yargıda tam yargı davası açılmadığından bahisle kabul edilemez bulunması gerektiğini belirtmiştir.

2. Değerlendirme

  1. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 1879/2013, § 16). Başvurucunun şikayetlerinin özü, şikayet ettiği kişiler hakkında soruşturma izni verilmemesi ve hakkındaki soruşturma sırasında kamu görevlilerinin kendisinin mezhebini sorguladığı iddialarına ilişkindir. Başvurucunun ileri sürdüğü şikayetlerin niteliği dikkate alındığında başvurunun Anayasa’nın 20. ve 36. maddeleri bağlamında incelenmesi gerekmektedir. Buna göre başvurucunun şikayetleri adil yargılanma hakkı ile özel hayatın gizliliği ilkesi kapsamında değerlendirilmiştir.
  2. İddianın değerlendirilmesine esas alınacak olan Anayasa’nın “Özel hayatın gizliliği” kenar başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz. “

  1. Anayasa’nın 20. maddesinde özel hayatın gizliliği hakkı düzenlenmiştir. Özel hayat geniş bir kavram olup bu kavramın kapsayıcı bir tanımının yapılması oldukça zordur (Ata Türkeri, B. No: 2013/6057, 16.12.2015, § 30). Özel yaşama saygı hakkı kapsamında korunan hukuksal çıkarlardan biri de bireyin mahremiyet hakkıdır. Ancak mahremiyet hakkı sadece yalnız bırakılma hakkından ibaret olmayıp bu hak bireyin kendisi hakkındaki bilgileri kontrol edebilme hukuksal çıkarını da kapsamaktadır. Bireyin kendisine ilişkin herhangi bir bilginin kendi rızası olmaksızın açıklanmaması, yayılmaması, bu bilgilere başkaları tarafından ulaşılamaması ve rızası hilafına kullanılamaması, kısacası bu bilgilerin mahrem kalması konusunda menfaati bulunmaktadır. Bu husus, bireyin kendisi hakkındaki bilgilerin geleceğini belirleme hakkına işaret etmektedir (A YM, E.2009/1, K.2011 /82, 18.05.2011; E.1986/24, K.1987/8, 31.03.1987; Işıl Yaykır, B. No: 2013/2284, 15.04.2014, § 37).
  2. Bunun yanında mahremiyet hakkı; isim, görüntü, itibar, aile bilgisi, cinsel kimlik, sağlık, iletişimin gizliliği gibi birçok değişik duruma uygulana gelmektedir (Adem Yüksel [GK], B. No: 2013/9045, 01.06.2016, § 58). Bu kapsamda kişilerin etnik yahut mezhepsel kökenlerine ilişkin bilgilerin de özel yaşama saygı hakkı içinde mahremiyet hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.
  3. Anayasa’nın 20. maddesinin amacı esas olarak bireylerin özel hayatlarına karşı devlet tarafından yapılabilecek keyfi müdahalelerin önlenmesidir. Devletin ayrıca özel hayata ve aile hayatına saygı hakkını etkili olarak koruma ve saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü de bulunmaktadır (X ve Y/Hollanda, B. No: 8978/80, 26.03.1985, § 23).
  4. Başvuru dosyasına konu olaydan önce başvurucunun görev yaptığı okulda idari bir soruşturma yürütüldüğünü belirtmek gerekir. Bu ilk soruşturmanın tamamlanmasından sonra soruşturmada usulsüzlük ve ayrımcılık yapıldığı ileri sürülerek idareye şikayette bulunulmuştur.
  5. Bu kapsamda idare, ileri sürülen ayrımcılık ve usulsüzlük iddiasını araştırmak için bir idari soruşturma daha başlatmıştır. Dolayısıyla başvurucunun ifadesinin alınmasına neden olan soruşturma, olayların geçtiği okulda öğretmenler ve idareciler arasında ayrımcılık ve hukuka aykırılık yapıldığı yönündeki bir şikayet üzerine başlamıştır. Başka bir deyişle soruşturmacılar bahse konu okulda yapıldığı ileri sürülen ayrımcılık uygulamalarını ve varsa bu uygulamaların temelini soruşturmaktadırlar. Başvurucu; bu soruşturma sırasında dini inancının ve mezhebinin araştırıldığını, hukuka aykırı bir fiilde bulunulduğunu ileri sürmektedir.
  6. Somut olayda başka soruların yanında başvurucuya ve diğer soruşturulanlara mezheplerine ilişkin sorular sorulmuştur. Bu nitelikteki bir soruşturmada olayın aydınlığa kavuşturulması amacıyla ilgililere, mezheplerine ilişkin sorular sorulması makul karşılanabilir bir durumdur. Öte yandan soruşturmacıların kişilerin mezheplerine ilişkin olanlar da dahil olmak üzere özel hayatlarına dair bilgileri onların temel haklarına müdahale edecek şekilde yaydıkları ya da soruşturmanın amacı dışında kullandıkları iddia edilmemiştir.
  7. Ayrıca başvurucu hakkında tesis edilen herhangi bir yaptırım kararı da bulunmamaktadır. Bireysel başvuruya konu şikayet öncesinde tamamlanan ikinci idari soruşturmanın açılma sebebi ve konusu, somut olarak bir mağduriyetin başvurucu tarafından ortaya konulamaması nazara alındığında başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olma ı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
    Engin YILDIRIM ve Osman Alifeyyaz PAKSÜT bu görüşe katılmamışlardır.

B. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

  1. Başvurucu, görevlerini kötüye kullanan kamu görevlileri hakkında soruşturma izni verilmemesinin ve buna ilişkin karara karşı yaptığı itirazın eksik ve yetersiz incelemeyle reddedilmesinin Anayasa’nın 13., 17., 24., 36. ve 49. maddelerinde güvence altına alınan hakların ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
  2. Suç işlediğini düşündüğü üçüncü kişilerin cezalandırılmasını talep eden mağdur, suçtan zarar gören şikayetçi veya katılan sıfatını haiz kişilerin adil yargılanma haklarının ihlal edildiği yönündeki şikayetleri, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde (Sözleşme) yer alan temel hak ve özgürlüklerin ortak koruma alanı dışında kalmaktadır (Adnan Oktar, B. No: 2012/917, 16.04.2013, §§ 21-25).
  3. Sözleşme’nin 6. maddesinde adil yargılanmaya ilişkin hak ve ilkelerin “medeni hak ve yükümlülükler ile ilgili uyuşmazlıkların” ve bir “suç isnadının” esasının karara bağlanması esnasında geçerli olduğu belirtilerek hakkın kapsamı bu konularla sınırlandırılmıştır. Bahsedilen haller dışında kalan adil yargılanma hakkının ihlali iddiasına dayanan başvurular, Anayasa ve Sözleşme kapsamı dışında kalacağından bireysel başvuruya konu olamaz. Dolayısıyla bir ceza davasında; haklarında suç isnadı bulunmayan mağdur, suçtan zarar gören, şikayetçi veya katılan sıfatını haiz kişiler Sözleşme’nin 6. maddesinin koruma alanı dışında kalmaktadır (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26.03.2013, §§ 23, 24).
  4. Somut olayda suç isnadına ilişkin olmayan ve üçüncü kişinin cezalandırılmasına yönelik ihlal iddialarının adil yargılanma hakkının kapsamına girmediği anlaşılmaktadır.
  5. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 36. maddesine dayanan ihlal iddiasının konusunun, Anayasa’da güvence altına alınmış ve Sözleşme kapsamında yer alan temel hak ve özgürlüklerin koruma alanı dışında kaldığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. Hüküm

Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Anayasa’nın 20. maddesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA Engin YILDIRIM ve Osman Alifeyyaz PAKSÜT’ün karşıoyları ve OYÇOKLUGUYLA,

  1. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİGİYLE,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 08.11.2017 tarihinde karar verildi.

Karşıoy Gerekçesi

  1. Başvurunun konusu, başvurucunun yaptığı bir şikayet sonucunda hakkında disiplin cezası verilen okul müdür yardımcısının, bir nevi misilleme kabilinden, kendisini, okul müdürünü ve il eğitim denetçisini Milli Eğitim Bakanlığına şikayet ettiği, bu şikayet üzerine başlatılan soruşturmada kendisinin ve hakkında soruşturma yapılan kişilerin mezhebine ilişkin ifadelerin alınması nedeniyle Anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
  2. Bölüm tarafından başvuru Anayasa’nın 20. maddesindeki özel hayatın gizliliği ilkesi kapsamında incelenmiş ve başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir. Bu bağlamda, başvuruya konu ihlal iddiası açısından, “Bu nitelikteki bir soru sormada olayın aydınlığa kavuşturulması amacıyla
    ilgililere, mezhebi kimliklerine dair sorular sorulması makul karşılanabilir bir durumdur ” şeklinde bir değerlendirme yapılmıştır.
  3. Başvuru dosyası kapsamından, başvurucunun tam yargı davası açtığı, Ankara 5. İdare Mahkemesinin 29.01.2016 tarihli ve E.2013/1324, K.2016/362 sayılı kararıyla başvurucunun davasının reddedildiği (ve karar günü itibariyle kesinleştiği) anlaşılmaktadır. İdare Mahkemesi gerekçesinin ilgili kısımları şu şekildedir :

“Mahkememizce ara karar ile davalı idareden söz konusu soruşturma raporu, ifade tutanakları ve diğer eklerinin getirtilerek incelenmesi neticesinde; … şikayet edilen milli eğitim denetçisi ve ilgili diğer kişiler hakkındaki şikayet konusu iddiaları incelemek ve soruşturmak üzere davalı idarece denetçi görevlendirildiği, davalı idarenin gerek inceleme ve soruşturma onayları, gerekse denetçi görevlendirme yazıları ve konuya ilişkin tüm yazışmalarında davacının mezhebinin araştırılması gibi bir görevin denetçilere verilmediği gibi denetçiler tarafından yürütülen inceleme ve soruşturma esnasında da böyle bir araştırmaya gidilmediği, ifadesi alınan kişilere de bu yönde sorular sorulmadığı anlaşılmaktadır. Her ne kadar, denetçiler tarafından ifadesine başvurulan okulda görev yapan öğretmen ve idarecilerin bir kısmının yazılı beyanlarında, içinde davacının da yer aldığı okuldaki diğer öğretmen ve idarecilerin mezhep ve dini inancına yönelik beyanlarda bulunulduğu görülmekte ise de, bunun soruşturma konusu hususlarla ilgili ifadesine başvurulan kişilere ait şahsi beyanlar olduğu ve davalı idare adına inceleme ve soruşturma yürüten denetçilerin ilgililerin beyanlarını ifade tutanağına geçirmekle yükümlü oldukları dikkate alındığında, ifadesine başvurulan bir kısım kişilerin beyanlarından hareketle davalı idarenin davacının mezhebini sorguladığı sonucuna ulaşılamayacağı açıktır. Bunun dışında, davalı idare tarafından davacının, mezhebini inceleme ve soruşturulmaya konu edildiği yönündeki iddialarını kanıtlayacak başkaca herhangi bir somut bilgi ve belge bulunmamaktadır. “

  1. Yerel Mahkeme kararında denetçiler tarafından yürütülen inceleme ve soruşturma esnasında davacının mezhebinin araştırılmasına gidilmediğini ve ifadesi alınan kişilere bu yönde sorular sorulmadığını belirtmekle birlikte soruşturulan konular kapsamında ifadesine başvurulan kişilerin bir kısmının içinde davacının da yer aldığı okuldaki diğer öğretmen ve idarecilerin mezhep ve dini inancına yönelik beyanlarına soruşturma raporunda yer verilmiştir.
  2. Dini alana ait olan kişisel bilgilerin hassas veri niteliği taşıdığını göz önüne alırsak özel hayata saygı hakkının bir bileşeni olan mahremiyet hakkı çerçevesinde başvuruyu incelediğimizde, Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan bu hakka yönelik bir müdahale bulunulduğu anlaşılmaktadır.
  3. Aynı şekilde başvurucunun şikayetlerinin özü itibarıyla bütün insanların haysiyetine aynı düzeyde saygı göstermeye dayanan demokratik, çoğulcu bir toplumun temellerinden biri olan din ve vicdan özgürlüğünün önemli bir parçası olan dini inanç ve kanaatleri açıklamaya zorlanmama hakkıyla ilgili olup, bu alana da bir müdahale gerçekleştirilmiştir. Anayasamızın 24. maddesinde kimsenin, ibadete, dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamayacağı ve dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanıp, suçlanamayacağı güvence altına alınmıştır.
  4. AİHM’ye göre bir kişinin din ya da mezhebini açığa vurmama, açıklamama, böylesi bir inanca sahip olup, olmadığını belli edecek davranışlarda bulunmak zorunda kalmama hakkı vardır. Gerek kamu kurum ve görevlilerinin, gerekse üçüncü kişilerin din veya inancı açıklamaya zorlayacak uygulamaları, din ve vicdan özgürlüğü hakkına aykırı olacaktır.
  5. Somut olayda, mesleki nedenlerle yürütülen bir soruşturma esnasında başvurucunun mezhebiyle ilgili bilgiler soruşturma raporunda yer almıştır. Soruşturmanın amacı başvurucunun dini görüşlerini ve mezhebini sorgulamak olmasa da, böyle bir bilginin soruşturma raporunda sunulması başvurucunun dini inancının ve mezhebinin dolaylı da olsa ifşası sonucunu doğurmaktadır.
  6. Anayasa’nın 13. maddesinde temel hak ve özgürlüklerin özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak kanunla sınırlanabileceği ve bu sınırlamaların Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır.
  7. Yapılan müdahalenin kanuni dayanağını 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkındaki Kanun oluşturmaktadır. Bu müdahale eğitim ve öğretim hizmetinin belli bir düzen içerisinde sağlıklı yürütülmesi meşru amacını gerçekleştirmeye yöneliktir. Diğer taraftan söz konusu müdahalenin demokratik toplum düzeninin gerekliliği bakımından hangi baskılayıcı ve acil toplumsal ihtiyacı karşıladığı hususu cevapsız bırakılmıştır.
  8. Ölçülülük ilkesi bir hakka yönelik sınırlamada başvurulan aracın sınırlama amacını gerçekleştirmeye elverişli olmasını; bu aracın sınırlama amacı açısından gerekli olmasını ve araçla amacın ölçüsüz bir oran içinde bulunmamasını ifade etmektedir. Burada kısıtlama için kullanılan araçla amaç arasında hak ve özgürlüğü en az sınırlayacak dengeli bir orantı aranmaktadır. Önümüzdeki bireysel başvuruda hakka yapılan müdahalenin aracı (mezheb bilgisinin ifşası) bu müdahalenin amacını gerçekleştirmeye elverişli ve gerekli olmayıp, araçla amaç arasında orantısız bir ilişkiye işaret etmektedir.
  9. Mezhep aidiyeti hakkında gıyabında ve rızası hilafına resmi kayıtlara geçen beyanlarda bulunulan başvurucunun bu durumdan kaynaklanan ihlal iddiasının esasının incelenmesi ve Anayasa’nın 13., 20. ve 24. maddelerinin kamu gücü tarafından ihlal edildiğine karar verilmesi gerekirken, açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesi ile
    başvurunun kabul edilemezliğine hükmedilmesi şeklinde ortaya çıkan sonuca katılmamaktayız.
Hakkımızda
Ticaret hayatının dijitalleşmeye başlaması ile riskler de dijital ortamdan kaynaklanmış ve veri güvenliği önem kazanmıştır. Bu kapsamda siber saldırıların ve açıkların yanı sıra şirketlere ve kişilere ilişkin verilerin internet ortamında ulaşılabilir olması ile ticaret ve özel hayatın korunması yani veri gizliliği ihtiyaç haline gelmiştir.

DEVAMI

Gizlilik ve Kullanım
Verko İletişim

Ofisim İstanbul İş Merkezi Tugay Yolu Cad. No:20 B Blok Kat:7 D:39 Cevizli / Maltepe / İstanbul

0(216) 418 21 25
0(535) 344 36 32
0(535) 344 36 64

info@verko.com.tr

Open chat