Peck V. Birleşik Krallık

Başvuru Numarası: 44647/98
Karar Tarihi: 28.01.2003

Özel Hayata Saygı Duyulmasını İsteme Hakkı ve Etkili Başvuru Hakkı İhlali İddiaları

Başkan: M. Pellonpaa,

Üyeler: N. Bratza, A.P. Ridruejo, M. Fischbach, R. Maruste, S. Pavlovschi, L. Garlicki.

Başvuru, 1955 doğumlu olan Essex’te yaşayan İngiliz vatandaşı Bay G. D. Peck tarafından 2 Nisan 1996’da Komisyona açılmıştır. Brentwood Belediyesi, Nisan 1994’te, Kapalı Devre Televizyon (KDT) izleme sistemi yerleştirmiş ve sistem Temmuz 1994’te bütünüyle faaliyete geçmiştir. Belediyenin izleme görevlisi, polis ile direk görsel ve sesli bağlantıya sahipti ve bir olayın polisi ilgilendirdiğini değerlendirirse görüntüler polise aktarılabiliyordu. Başvuru sahibi, kişisel ve ailevi durumlar sonucu depresyonda olduğu Ağustos 1995’te, bir gece yarısı şehir merkezinde eline bıçak alarak bileklerini keserek intihara teşebbüs etmiştir. Elinde bıçakla birlikte trafiğe cephe parmaklıklara yaslanmıştır. Bu arada, KDT onun hareketlerini kayda almıştır. Kayıtta onun bileklerini kestiği görünmediğinden, KDT operatörü polise haber verir. Polis gelerek bıçağı elinden alır, tıbbi yardımda bulunur ve karakola götürerek Akıl Sağlığı Kanunu 1983’e göre alıkoyar. Nezarethane kaydı, kendi bileklerine zarar verdiğini, doktor tedavisi gördüğünü ve herhangi bir suçlama olmadan serbest bırakıldığını belirtmiştir.

Belediyenin KDT grubu, 14 Eylül 1995’te, KDT sisteminin düzenli olarak yayınlanmasına karar verir. Belediye, aynı zamanda, KDT sistemi ile ilgili gerçek programların hazırlanmasına da karar vermiştir. Belediyenin ilk yayını, 9 Ekim 1995’te yapmıştır. Yayında, başvuru sahibinin, KDT sisteminden alınan iki fotoğrafı, “Etkisizleştirme- KDT ve polis arasında işbirliği potansiyel olarak tehlikeli durumları önler” başlığı altında yer almıştır. Bu görüntülerin yazılı ve görsel medyaya verilmesi üzerine, başvuru sahibi, özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle, iç hukuk yollarının tüketilmesinden sonra 2 Nisan 1996’da Komisyona başvurmuştur.

Mahkeme, yapmış olduğu değerlendirmeler neticesinde oybirliği ile;

  1. Sözleşmenin 8. Maddesinin ihlaline;
  2. Sözleşmenin 8. Maddesi ile birlikte ele alındığında Sözleşmenin 13. Maddesinin ihlaline;
  3. (a) Davalı devletin, Sözleşme 44. Maddesine göre nihai karar verildikten sonra üç ay içinde, ödendiği tarihte sterline çevrilmek üzere aşağıdaki miktarları başvuru sahibine ödemesine gerektiğine karar verir:
    • (i) 11800 Euro manevi tazminat;
    • (ii) 18075 Euro masraf ve harcamalar için;
    • (b) Ödemenin üç ayı aşması durumunda Avrupa Merkez Bankasının belirlediği gecikme faizi oranlarının uygulanmasına;
  4. Başvuru sahibinin geri kalan taleplerinin reddine karar vermiştir.

(1) Madde 8- Özel Hayata Saygı Duyulmasını İsteme

Özel hayat, sınırlandırılmış bir tanımlamaya sıkıştırılamayacak kadar geniş bir terimdir. Mahkemenin yerleşik içtihadına göre, cinsiyet kimliği, isim, cinsel köken ve cinsel yaşam gibi unsurlar, 8. maddenin koruduğu bireysel alanın önemli unsurlarındandır. Madde aynı zamanda, bireysel gelişme ve kimlik hakkını; profesyonel ya da ticari türdeki aktiviteleri de kapsayacak şekilde diğer insanlar ve dış dünya ile ilişki kurma ve geliştirme hakkını korur. Bu nedenle, bir kişinin diğerleri ile, kamusal alanda bile, “özel yaşam” sahasına girebilecek bir etkileşim bölgesi vardır (P.G. ve J.H. v. İngiltere kararı, no. 44787/98, 56, ECHR 2001-IX).

P.G. ve J.H. v. İngiltere kararının 57. paragrafında Mahkeme şunları ifade etti: Bir kişinin evinin ve özel mekanlarının dışında etkili olan düzenlemelerden etkilenip etkilenmediğinin değerlendirilmesi ile ilgili bir çok unsur vardır. İnsanların bilerek ya da niyetlenerek içinde yer aldıkları aktiviteler vardır ve bunlar kamu kuruluşları tarafından kaydedilebilir ya da rapor edilebilir. Bu gibi durumlarda bir kişinin mahremiyet beklentisi, zorunlu olarak kesin olmamakla beraber, anlamlıdır. Sokakta yürüyen bir kişi, kaçınılmaz olarak, orada o anda bulunan başkaları tarafından görülecektir. Bir alanın teknolojik aletlerle izlenmesi aynı türden bir olaydır. Bununla beraber, özel yaşam mülahazaları, bu tür görüntülerin kamu kurumlarınca sistematik ve daimi olarak kaydedilmesi ile ortaya çıkabilir.

Bir kişinin kamusal alandaki faaliyetlerinin fotoğraf makinesi tarafından kaydedilmesi özel yaşama müdahale sonucu doğurmaz (Örn. Bkz. Herbecq ve Diğer v. Belçika kararı, başvuru no. 32200/96 ve 32201/96, 14 Ocak 1998 tarihli Komisyon kararı, DR 92-A, s. 92). Öte yandan, verilerin kaydedilmesi ve sistematik ve daimi türdeki kayıt, bu türden endişelere yol açabilir. Buna uygun olarak, Rotaru ve Amann kararlarının her ikisinde, gizli izleme metotları olmadan bile, belirli kişiler hakkında güvenlik servislerince verilerin toplanması, başvuru sahiplerinin özel yaşamlarına bir müdahale oluşturdu (Rotaru v. Romanya [GC], no. 28341/95, 43-44, ECHR 2000-V, ve Amann v. İsviçre [GC], no. 27798/95, 65-67, ECHR 2000-II). P.G ve J.H, polise ifade verirken konuşmaları kaydedildi. Onların konuşmalarının, daha sonraki bir inceleme için kaydedilmesi, özel yaşamlarına müdahale eden bireysel verilerin korunması olarak değerlendirildi . (P.G. ve J.H. v. İngiltere kararı, para. 59-60).

(2) Madde 13- Etkili Başvuru Hakkı

Mahkeme, 13. maddenin, Sözleşmede korunan hakları zarar gören herkesin iç hukukta etkili başvuru hakkına sahip olduğunu hatırlatır. Bu yol, bir iç hukuk yolu hükmünün, “yetkili ulusal otoriteden”, ilgili Sözleşme şikayetinin esası ile ilgilenmesini ve uygun olan çareyi sağlamasını talep eder (Smith and Grady v. İngiltere kararı, nos. 33985/96 ve 33986/96, parag. 135, ECHR 1999-VI; Murray v. İngiltere kararı, 28 Ekim 1994, Series A no. 300-A, parag. 100). Bununla beraber, bu madde, elverişli sonucun kesinliğini gerektirmez (Amann kararı, parag. 88) ya da Sözleşmenin birleştirilmesini ya da belirli bir çare formunu gerektirmez. Taraf devletler, kendi yükümlülüklerini yerine getirmek şartıyla bir takdir hakkına sahiptir (Vilvarajah and Others v. İngiltere kararı, 30 Ekim 1991, Series A no. 215, parag. 122)

Mahkeme, Smith ve Grady kararında, bir adli kovuşturma sürecinde uygulanan “irrasyonalite” testini şu şekilde tanımladı: bir mahkeme bir idari takdir yetkisinin kullanılmasına, mahkemenin makul bir karar alıcının sorumlulukları dahilinde alınan kararın makul olmadığına inanması durumu dışında, karışmaya yetkili kılınmamıştır. Karar vericinin takdir yetkisini aşıp aşmadığını değerlendirmede insan hakları çerçevesi önemlidir. Bu yüzden, insan haklarına ne kadar önemli müdahale var ise, mahkeme, kararın makul olduğuna karar vermede, o kadar dikkatli olur.

Kararda Atıf Yapılan Diğer Davalar

  1. Amann v. İsviçre, no. 27798/95, 65-67
  2. Christine Goodwin v. İngiltere, no. 28957/95
  3. Friedl v. Avusturya, 31 Ocak 1995
  4. Funke v. Fransa, 23 Şubat 1993
  5. Herbecq ve Diğer v. Belçika, no. 32200/96 ve 32201/96
  6. James ve Diğerleri v. İngiltere, 21 Şubat 1986
  7. Jersil v. Danimarka, 23 Eylül 1994
  8. Van Leuven and De Meyere v. Belçika, 18 Ekim 1982
  9. Leander v. Sweden, 26 Mart 1987
  10. Lupker ve Diğerleri v. Hollanda, no. 18395/91
  11. Lustig-Prean and Beckett v. İngiltere, no: 31417/96 ve 32377/96
  12. Murray v. İngiltere, 28 Ekim 1994
  13. N. v. İsveç, no.11366/85
  14. P.G. ve J.H. v. İngiltere, no. 44787/98
  15. Rotaru v. Romanya, no. 28341/95
  16. Smith and Grady v. İngiltere, no: 33985/96 ve 33986/96
  17. Steward-Brady v. İngiltere, no: 27436/95 ve 28406/95
  18. Sunday Times v. İngiltere, 26 Kasım 1991
  19. Vilvarajah and Others v. İngiltere, 30 Ekim 1991
  20. Winer v. İngiltere, no: 1081/84
  21. Z. v. Finlandiya, 25 Şubat 1997

Prosedür

1-8. Dava, Mahkemeye, Avrupa İnsan Hakları Komisyonu tarafından 1 Kasım 1998’de gönderildi. Başvuru, asıl olarak, 1955 doğumlu olan Essex’te yaşayan İngiliz vatandaşı Bay G. D. Peck tarafından 2 Nisan 1996’da Komisyona açıldı.

I. Olaylar

A-B. Kapalı Devre Televizyon (KDT) ve ilgili gelişmeler

9. Brentwood Belediyesi, Şubat 1994’te KDT ile ilgili faaliyet ve yönetim klavuzu kabul etti. Buna göre, KDT kaset kayıtları başlangıçta 90 gün saklanabilir, bu süre zaman zaman gözden geçirilerek en aza indirilebilir ve sürenin sonunda kasetler imha edilir. “Komşu mallarının mahremiyeti” başlığı altında, KDT’nin, izleme alanı içinde yer alan bölgelere izinsiz girmelerin önlenmesi için gerekli güvenceleri sağlaması öngörülmüştür. Mahremiyetin ihlal edildiğinin ortaya çıkması üzerine, Belediyenin, “elektronik izleme ya da fiziki izleme” ile gerekli adımları atması öngörüldü. Belediye, Nisan 1994’te, Brentwood’ta KDT izleme sistemi yerleştirdi ve sistem Temmuz 1994’te bütünüyle faaliyete geçti. Belediyenin izleme görevlisi, polis ile direk görsel ve sesli bağlantıya sahipti ve bir olayın polisi ilgilendirdiğini değerlendirirse görüntüler polise aktarılabiliyordu.

10-11. Başvuru sahibi, kişisel ve ailevi durumlar sonucu depresyonda olduğu Ağustos 1995’te, bir gece yarısı şehir merkezinde eline bıçak alarak bileklerini kesti ve intihara teşebbüs etti. Elinde bıçakla birlikte trafiğe cephe parmaklıklara yaslandı. Bu arada, KDT onun hareketlerini kayda aldı. Kayıtta onun bileklerini kestiği görünmediğinden, KDT operatörü polise haber verdi. Polis gelerek bıçağı elinden aldı, tıbbi yardımda bulundu ve karakola götürerek Akıl Sağlığı Kanunu 1983’e göre alıkoydu. Nezarethane kaydı, kendi bileklerine zarar verdiğini, doktor tedavisi gördüğünü ve herhangi bir suçlama olmadan serbest bırakıldığını belirtti.

12-13. Belediyenin KDT grubu, 14 Eylül 1995’te, KDT sisteminin düzenli olarak yayınlanmasına karar verdi. Belediye, aynı zamanda, KDT sistemi ile ilgili gerçek programların hazırlanmasına karar verdi. Belediyenin ilk yayını, 9 Ekim 1995’te yapıldı. Yayında, başvuru sahibinin, KDT sisteminden alınan iki fotoğrafı, “Etkisizleştirme- KDT ve polis arasında işbirliği potansiyel olarak tehlikeli durumları önler” başlığı altında yer aldı.

14-17. 12 Ekim 1995’te, “Brentwood Haftalık Haber” gazetesi, KDT sistemi hakkındaki bir haber içerisinde aynı fotoğrafı kullandı. Haberde, başvuru sahibinin yüzü özel olarak maskelenmedi. 13 Ekim 1995’te, yaklaşık 24000 tirajlı mahalli bir gazetede aynı fotoğraf kullanıldı. Haberde, şahsın eli bıçaklı ve potansiyel olarak tehlikeli durumda KDT sisteminde görülmesi üzerine polis tarafından etkisiz hale getirildiği, hakkında bir suçlama yapılmadan serbest bırakıldığı yer aldı. Daha sonra, 350000 civarında izleyicisi olan yerel Anglia televizyonu, olaya ilişkin görüntüleri Belediyeden alarak 17 Ekim 1995’de KDT sistemi ile ilgili bir haberinde kullandı. Görüntüde, başvuru sahibinin yüzü Belediyenin talebi üzerine maskelenmişti. Ancak bu maskeleme, Bağımsız Televizyon Komisyonu tarafından yetersiz bulundu.

18. 1995 Ekim sonunda ya da Kasım başında, başvuru sahibi KDT sisteminde görüntüsünün olduğunu ve bu görüntünün televizyondan gösterildiğini bir komşusundan öğrendi, fakat, hala, depresyonda olduğu için herhangi bir şey yapmadı.

19-20. 16 Şubat 1996’da KDT sisteminin suçla mücadelede yararları hakkında bir yazı yine bir gazetede yayınlandı ve aynı resim kullanıldı. Aynı tarihlerde, Belediye, KDT görüntülerini, görüntülerdekilerin tanınır olmadan yayınlanması koşulu ile yaklaşık 9.2 milyon izleyicisi olan BBC televizyonuna vermeyi kararlaştırdı.

21-23. 9-11 Mart 1996 tarihlerinde, başvuru sahibinin arkadaşları, yakında yayınlanacak suçla mücadele konusu ile ilgili bir TV programının tanıtım filminde kendisini gördüklerini söylediler. Başvuru sahibi, 11 Mart 1996’da Belediyeye başvurarak, söz konusu TV kanalı ile yapılan lisans anlaşmasının bir nüshasını istedi. Bunun üzerine Belediye, başvuru sahibinden haberdar oldu. Bu tarihten sonra başvuru sahibi müteaddit defalar medyada yer aldı ve görüntülerinin yayınlanması aleyhinde beyanatlar verdi.

C. Yayın Standartları Komisyonu (YSK)

24-25. Başvuru sahibi, 25 Nisan 1996’da, söz konusu programda özel hayatına müdahale yapıldığı gerekçesiyle YSK’ya başvurdu. YSK, her ne kadar, BBC, söz konusu kişinin tanınmasını istemese de program sırasında, maskelemenin yetersiz olduğunu, başvuru sahibinin izleyenlerce tanındığını, sonuçta ilgilinin ailesi, komşuları ve arkadaşları üzerinde olumsuz etkilere yol açtığını, bu durumun, özel hayatın izinsiz ihlali anlamına geldiğine karar verdi.

D. Bağımsız Televizyon Komisyonu (BTK)

26. Başvuru sahibi, 1 Mayıs 1996’da, Anglia Televizyonundaki yayından dolayı BTK’ya başvurdu. Adı geçen TV kanalı, daha önceden, ilgiliden özür dilemiş, özel hayatın ihlali ile ilgili mevzuatı ihlal ettiğini kabul etmişti. Bunun ortaya konulması üzerine, BTK, başka bir işlem yapmadı.

E. Basın Şikayet Komisyonu (BŞK)

27. Başvuru sahibi, 23 Mayıs 1996’da, bir gazetede çıkan haber ve fotoğrafı hakkında BŞK’ya şikayette bulundu. BŞK, başvuruyu reddetti.

F. Yargı Süreci

28. Başvuru sahibi, 23 Mayıs 1996’da, Belediyenin KDT görüntülerini hukuka aykırı olarak yayınlamasının yargılanabilmesi için Yüksek Mahkemenin izni için başvurdu. Tek kişilik yargıçtan oluşan Mahkeme, 26 Haziran 1996’da başvuruyu reddetti. 18 Ekim 1996’da Mahkeme, yeniden yapılan başvuruyu kabul etti.

29-30. Mahkeme, 25 Kasım 1997’de verdiği kararında, Belediyenin yaptığı uygulamayı yerinde buldu. Mahkemeye göre, 1994 tarihli Ceza Adaleti ve Kamu Düzeni Kanununun 163. Bölümünün amacı doğrultusunda, suçun önlenmesi ya da mağdurların mağduriyetlerinin giderilmesini sağlamak için Belediyelerce KDT sistemi kurulmasına izin verilmiştir. KDT sisteminden yer alan görüntülerin yazılı ve görsel medyaya verilmesi, sistemin suçla mücadeledeki etkinliğini göstermek içindir. Ayrıca, Belediye, adı geçen kanunun 163. Bölümünde yer alan yükümlülükleri yerine getirirken bunları medyaya yansıtması 1972 tarihli Yerel Yönetimler Kanununun 111. Bölümüne uygun işlem yapmıştır.

31-32. Belediyenin, söz konusu görüntüleri medyaya vermesinin rasyonelliği ile ilgili olarak başvuru sahibi, irrasyonel bir tavır olduğunu, bunun sonucunda özel hayatın gizliliği hakkına müdahale yapıldığını ileri sürdü. Mahkeme, bu iddiaya karşı sempatisinin olduğunu kabul etti ancak yapılan işlemlerin hukuka uygun olduğunu ifade etti. Mahkeme, bu kararı verirken, suçla mücadeleye KDT sisteminin yaptığı katkıya vurgu yaptı. Öte yandan, Belediye, başvuru sahibinin kimliğinin anlaşılmasını önlemek için görüntüleri medyaya verirken ilgilinin yüzünün maskelenmesini, en azından sözlü olarak, istemiş böylece gerekli önlemi almaya çalışmıştır. Bu nedenle, önümüzdeki olay şanssız bir durum yaratmış ve Belediyenin gelecekteki uygulamaları için önemli bir ders olmuştur. Bu çerçevede, yapılan işlem, irrasyonel değildir.

33-34. Başvuru sahibi, bu kararı temyiz etti. Temyiz mahkemesi, alt mahkemenin verdiği kararın doğru olduğunu, ilgili mevzuatın yerinde yorumlandığını, Belediyenin yasal yetkileri çerçevesinde görev yaptığını, görüntüleri medyaya vermekte irrasyonel olmadığını değerlendirerek temyiz başvurusunu 21 Ocak 1998’de reddetti. Olayda meydana gelen zarar, sadece, medya tarafından başvuru sahibinin yüzünün yeterince gizlenmemesi üzerine ortaya çıkmıştır. Bu konudaki şikayetler de ilgili medya kuruluşlarına yapılmıştır.

İlgili İç Hukuk ve Uygulama

A. Belediyenin yetkileri

35. 3 Şubat 1995’te yürürlüğe giren 1994 tarihli Ceza Adaleti ve Kamu Düzeni Kanununun 163. Bölümü şu hükümleri içerir:
“1. Başka bir yasal düzenlemeden ortaya çıkan bu amaçlar doğrultusundaki yetkilere engel olmaksızın, bir yerel yönetim kendi bölgesinde suçun önlenmesi ve mağdurun mağduriyetinin giderilmesi için gerekli olarak gördüğü aşağıdaki yolları takip edebilir-
a) bölgelerinde herhangi bir yerde meydana gelen olayların görsel kaydını sağlayacak aygıtlar sağlamak;
b) bölgelerinde 1984 tarihli Telekomünikasyon Kanununa Bölüm II’ye göre lisans olmadan kullanılabilecek bir telekomünikasyon sistemi kurmak;
c) bölgelerinde ya da bölgelerinde bulunan farklı yerler arasında ve kamu kuruluşlarında kullanılan binalar arasında herhangi bir amaçla telekomünikasyon sistemi kurmak.
2. Bu amaçlara dönük herhangi bir aygıt kurmak ve çalıştırmak.”

36. 1972 tarihli Yerel Yönetimler Kanununun 111(1) Bölümünün ilgili hükümleri şunlardır:

“Bu bölümden ayrı fakat bu Kanunun ve bu Kanundan önce ya da sonra çıkmış olan kanunun hükümlerine konu olan uygulanabilir hiçbir yetkiye engel olmaksızın, bir yerel yönetim, fonksiyonlarından herhangi birini yapmasına yardımcı veya gerekli ya da kolaylaştırıcı olduğu değerlendirilen her şeyi yapmaya yetkilidir.”

37. Haziran 1995 tarihli Essex Polisi Politika Klavuzu, polisin KDT sistemi yerleştirilmesi ve çalıştırılmasında yer alması ile ilgilidir. Söz konusu klavuzun, görüntülerin medyaya verilmesiyle ilgili bölümünde, mağdurların ve diğer masum kişilerin korunması ve her türlü yasal işlemlerin korunması için gerekli dikkatin gösterilmesi gerektiği ortaya konmuştur. Mümkün olması halinde, mağdurun, polisin ve şüphelinin kimlikleri gizlenmelidir.

38. Hükümet, 1998’de ilan ettiği Suçun Azaltılması Programına ek olarak, Mart 1999’da KDT sistemlerine fon sağlanmasını benimsedi. KDT sistemine fon sağlanmasının koşulu olarak, özel hayata gerekli saygının gösterilmesinin güvence altına alınması öngörüldü. Brentwood’ta, KDT sisteminin faaliyet gösterdiği ilk yılda, suçlarda %34 azalma oldu.

B. Adli Süreç

39. Bir kamu kuruluşu, yetkisini aştığı, irrasyonel davrandığı ya da prosedürel gerekliliğe uymadığı zaman, bundan zarar gören kişi, yargı yoluna başvurabilir. Eğer, idarenin yaptığı işlem, hedeflenen amaç ile orantılı değilse mahkeme bu işlemi bozacaktır. İngiliz mahkemeleri, orantılılık ilkesini yargısal incelemenin ayrı bir unsuru olarak kabul etmezler.

C. Özel Hukuk Yolları

40-45. Bir kamu görevlisi, bir idari işlemi kasıtlı olarak yanlış yaparak ya da yetkisi olmadığını bilerek bulunduğu pozisyonu kötüye kullanır ve zarara yol açarsa, zarar gören kişi kamu kurumunun kanunsuzluğu gerekçesiyle zararlarını tazmin edebilir. İngiliz hukukunda, vatandaşın lekelenmesine karşı çareler iyi yerleşmiştir. Bu gibi bir durumun meydana gelmesi halinde, herkes, kendi itibarının, lekeleme kabilinden ve yasal olmadan, üçüncü kişilere yapılan yayınlarla lekelenmesine karşı yargı yoluyla hakkını arayabilir. Kötü niyetli yalanın temel unsurları, davalının davacı hakkında doğru olmayan kelimeleri yayınlaması, bunların kötü niyetli olarak yayınlanması ve bu yayının doğal ya da doğrudan bir sonucu olarak özel bir zararın ortaya çıkmış olmasıdır. Başkalarına zarar veren haksız muamele, arazinin kullanılmasına izinsiz müdahaleden oluşur. İhlal, bir başkasının tasarrufunda olan bir araziye bir başka kişi tarafından yapılan haksız müdahaleden meydana gelir. Filmin çekildiği ya da yayınlandığı koşullara bağlı olarak, resimlerin izin olmaksızın çekilmesi ve yayınlanması kopyalama hakkı, sözleşmenin ihlali ya da sözleşmenin ihlaline teşvik gerekçeleriyle engellenmelidir.

D. Gizliliğin Yasal Korunması

46-47. 1997 tarihli Tacizden Korunma Yasası, özel hayatın korunmasına yönelik kesin hükümler içerir. 1985 tarihli Komünikasyonun Durdurulması Yasası, 1994 tarihli İstihbarat Servisleri Yasası ve 1997 tarihli Polis Yasası, izlemenin yasal düzenlemelerini kapsar. 2000 tarihli İnceleme Yetkileri Yasasının amacı, yetkili mercilerin bu tür yetkilerini insan haklarına uygun olarak kullanmalarını güvence altına almaktır. KDT sisteminin kullanıcıları, 1998 tarihli Veri Koruma Yasasına uymak zorundadır. Ekim 2000’de yürürlüğe giren 1998 tarihli İnsan Hakları Yasası, kamu kurumlarının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine uygun olarak işlemlerinin yapmalarını öngörmektedir.

E. Medya Komisyonları

48-51. Yazılı ve görsel medyanın yayınlarını takip ederek, basın yayın ilkelerine aykırı davrananları uyaran, Yayın Standartları Komisyonu, Bağımsız Televizyon Komisyonu ve Basın Şikayetleri Komisyonu vardır.

Hukuki Boyut

I. Sözleşmenin 8. maddesinin İhlali İddiası

52. Başvuru sahibi, KDT sisteminde yer alan görüntülerinin medyaya verilmesi sonucu, Sözleşmenin 8. maddesinde yer alan özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürdü. Bu madde şu hükümleri içerir:

“1.Her şahıs özel ve ailevi hayatına, meskenine ve haberleşmesine hürmet edilmesi hakkına sahiptir.
2. Bu hakların kullanılmasına resmi bir makamın müdahalesi demokratik bir toplumda milli güvenlik, kamu güvenliği … suçların önlenmesi … için zaruri olan tedbirlerle ve kanunla sınırlanabilir.”

A. Özel hayata müdahalenin varlığı

1.Tarafların İddiaları

53. Hükümet, başvuru sahibinin özel hayatına müdahale edilmediğini ileri sürdü. Filme çekilen görüntü, görüntünün yeri koşulları ele alındığında olay, özel hayata bir müdahale değildir. Başvuru sahibinin faaliyetleri zaten kamusal alanda idi. Yapılan işlem, kamusal alandaki bir görüntünün basına verilmesinden ibarettir.

54-56. Başvuru sahibi, KDT sistemine görüntülerinin alınmasına itiraz etmeden, görüntülerinin basına verilmesinin ve yayınlanmasının özel hayatına yapılan ciddi bir müdahale olduğunu ileri sürdü. KDT görüntülerinde, kendisinin bileklerini kestiği anın görüntüleri yer almadı. Görüntüler, kendisinin intihar girişiminden hemen sonraya ait olduğu için kişisel ve özel hayatı ile ilgilidir. Kendisi, o saatte sokakta olmakla birlikte, bir toplumsal olayda yer almıyordu ve psikolojik nedenlerden dolayı orada gönüllü olarak bulunmuyordu.

2. Mahkemenin Değerlendirmesi

57. Özel hayat, sınırlandırılmış bir tanımlamaya sıkıştırılamayacak kadar geniş bir terimdir. Mahkemenin yerleşik içtihadına göre, cinsiyet kimliği, isim, cinsel köken ve cinsel yaşam gibi unsurlar, 8. maddenin koruduğu bireysel alanın önemli unsurlarındandır. Madde aynı zamanda, bireysel gelişme ve kimlik hakkını; profesyonel ya da ticari türdeki aktiviteleri de kapsayacak şekilde diğer insanlar ve dış dünya ile ilişki kurma ve geliştirme hakkını korur. Bu nedenle, bir kişinin diğerleri ile, kamusal alanda bile, “özel yaşam” sahasına girebilecek bir etkileşim bölgesi vardır (P.G. ve J.H. v. İngiltere kararı, no. 44787/98, 56, ECHR 2001-IX).

58. P.G. ve J.H. v. İngiltere kararının 57. paragrafında Mahkeme şunları ifade etti: Bir kişinin evinin ve özel mekanlarının dışında etkili olan düzenlemelerden etkilenip etkilenmediğinin değerlendirilmesi ile ilgili bir çok unsur vardır. İnsanların bilerek ya da niyetlenerek içinde yer aldıkları aktiviteler vardır ve bunlar kamu kuruluşları tarafından kaydedilebilir ya da rapor edilebilir. Bu gibi durumlarda bir kişinin mahremiyet beklentisi, zorunlu olarak kesin olmamakla beraber, anlamlıdır. Sokakta yürüyen bir kişi, kaçınılmaz olarak, orada o anda bulunan başkaları tarafından görülecektir. Bir alanın teknolojik aletlerle izlenmesi aynı türden bir olaydır. Bununla beraber, özel yaşam mülahazaları, bu tür görüntülerin kamu kurumlarınca sistematik ve daimi olarak kaydedilmesi ile ortaya çıkabilir.

59. Bir kişinin kamusal alandaki faaliyetlerinin fotoğraf makinesi tarafından kaydedilmesi özel yaşama müdahale sonucu doğurmaz (Örn. Bkz. Herbecq ve Diğer v. Belçika kararı, başvuru no. 32200/96 ve 32201/96, 14 Ocak 1998 tarihli Komisyon kararı, DR 92-A, s. 92). Öte yandan, verilerin kaydedilmesi ve sistematik ve daimi türdeki kayıt, bu türden endişelere yol açabilir. Buna uygun olarak, Rotaru ve Amann kararlarının her ikisinde, gizli izleme metotları olmadan bile, belirli kişiler hakkında güvenlik servislerince verilerin toplanması, başvuru sahiplerinin özel yaşamlarına bir müdahale oluşturdu (Rotaru v. Romanya [GC], no. 28341/95, 43-44, ECHR 2000-V, ve Amann v. İsviçre [GC], no. 27798/95, 65-67, ECHR 2000-II). P.G ve J.H, polise ifade verirken konuşmaları kaydedildi. Onların konuşmalarının, daha sonraki bir inceleme için kaydedilmesi, özel yaşamlarına müdahale eden bireysel verilerin korunması olarak değerlendirildi . (P.G. ve J.H. v. İngiltere kararı, para. 59-60).

60. Bununla beraber, Mahkeme, mevcut başvuruda, başvuru sahibinin, hareketlerinin KDT sistemi ile kaydedilerek muhafaza edilmesinin, özel yaşamına bir müdahale olduğunu ileri sürmediğini not eder. Gerçekten de, başvuru sahibinin hareketlerinin kaydedilerek polise bildirilmesi belki de onun hayatını korudu. O, asıl olarak, görüntülerinin medyaya verilmesinin özel hayatın gizliliğine müdahale olduğunu ileri sürdü.

61. Bu çerçevede, Mahkeme, kullanılacağı beklenmediğinden önceden gönüllü olarak verilen fotoğrafların yetkililer tarafından kullanılması ile ilgili olan ve Komisyon tarafından karara bağlanan Lupker kararına (Lupker ve Diğerleri v. Hollanda kararı, no. 18395/91, 7 Aralık 1992 tarihli Komisyon kararı, rapor edilmedi) ve bir toplumsal olay esnasında çekilen fotoğrafların yetkililer tarafından kullanılması ile ilgili olan Friedl kararına (Friedl v. Avusturya kararı, 31 Ocak 1995, Series A no. 305-B, Dostane Çözüm, 19 Mayıs 1994 tarihli Komisyon raporu, 49-52) atıf yaptı. Bu kararlarında Komisyon, fotoğrafların, örneğin, bir kişinin evine girilerek fotoğraf çekilmesi gibi başvuru sahiplerinin özel hayatlarına müdahale olup olmadığına, fotoğrafların özel ya da kamusal konu olup olmadığına, elde edilen materyallerin sınırlı olarak ya da genel olarak kullanılıp kullanılmadığına ağırlık verdi. Komisyon, Friedl kararında, fotoğraflar, bir toplumsal olayda çekildiğinden ve sadece toplumsal olayların yönetilmesine yardımcı olmak üzere aynı gün kullanılmasından hareketle, başvuru sahibinin özel yaşamının “iç sınırlarına” zorla girme olmadığını belirledi. Bu çerçevede Komisyon, çekilen fotoğrafların isimler yazılmadan anonim kalması, kaydedilen bireysel verilerin ve çekilen fotoğrafların bir veri işleme sistemine konulmaması ve fotoğrafı çekilen kişilerin kimliklerinin ortaya çıkarılmaya çalışılmaması gerçeklerine ağırlık verdi (Friedl kararı, parag. 50-51). Aynı şekilde, Lupker kararında, Komisyon, polisin fotoğrafları sadece suçluları belirlemek için kullandığını ve fotoğrafların genel olarak kullanıldığını ya da başka amaçlarla kullanıldığını gösteren bir bilgi olmadığını özellikle not etti.

62. Mevcut olayda başvuru sahibi, sokakta idi fakat bir toplumsal olayda yer alma amacı gütmüyordu. Kişi olaydan sonra herhangi bir suçtan dolayı soruşturmaya tabi tutulmadı. İntihar girişimi ise ne kaydedildi ne de yayınlandı. Bununla beraber, olaya ilişkin görüntüler, Belediye tarafından yazılı ve görsel medyaya verildi. Mahkemeye göre, “görsel medyanın yazılı medyadan çok daha fazla ani ve güçlü etkiye sahip olduğu yaygın olarak kabul edilir” (Jersil v. Danimarka kararı, 23 Eylül 1994, Series A no. 298, parag. 31).

63. Bu yüzden, Mahkeme, sözü geçen görüntülerin Belediye tarafından medyaya verilmesini, başvuru sahibinin özel hayata saygı hakkına ciddi bir müdahale olduğuna karar verdi.

B. Müdahalenin Yasaya Uygun Olup Olmadığı ve Meşru Bir Amaç Öngörüp Öngörmediği

64-67. Hükümet, yapılan müdahalenin mer’i mevzuata uygun olduğunu ve meşru bir amaç güdüldüğünü ileri sürdü. Başvuru sahibi ise yapılan müdahalenin önceden görülebilir olmadığından yasaya uygun olmadığını, KDT sistemindeki görüntülerin medyaya verilmesinin ise meşru bir amacının olmadığını iddia etti. Mahkeme, görüntülerin medyaya verilmesinin hukuki zemininin olduğunu, aynı zamanda kamu düzenini sağlamak, asayişsizliği ve suçu önlemek ve başkalarının haklarını korumak gibi meşru amaçlar güttüğüne karar verdi.

C. Müdahalenin Haklılığı

1. Tarafların Sunuları

68-71. Hükümet, vatandaşların hayatını ve mallarını korumak yükümlülüğünün yerine getirilmesi için bu tür müdahalenin orantılı olduğunu ileri sürdü. Hükümete göre, suçla mücadele etmek için KDT sistemi etkili bir yöntemdir ve bu sistemdeki görüntülerin medyaya verilmesi bunun bir parçasıdır. Suçla mücadelede, KDT sistemine, gizli izleme yerine, halkın güvenini kazanmak, sisteme halkın desteğini sağlamak ve suçluları engellemek için olabildiğince fazla rol verilmek istenmiştir.

72-75. Başvuru sahibi, ciddi sonuçları göz önüne alındığında müdahalenin orantısız olduğunu ileri sürdü. Görüntülerin yayınlanmasının amacı, bir suçlunun kimliğinin belirlenmesi değil KDT sisteminin yararlarını daha geniş kitlelere tanıtmak olduğundan Belediye, başvuru sahibini tespit etmek ve durumdan haberdar etmek zorundaydı ve bunu yapabilirdi. Ayrıca, Belediye, ilgilinin yüzünün maskelenmesi için yetersiz girişimde bulunmuştur.

2. Mahkemenin Değerlendirmesi

76-77. Mahkeme, yayınlamanın “bir demokratik toplumda zorunlu” olup olmadığını değerlendirirken, olayın bütünü içinde, yayını haklı gösteren nedenlerin “ilgili ve yeterli” olup olmadığına ve yapılan işlemin, güdülen meşru amaç için orantılı olup olmadığına bakar. Kişisel verilerin açıklanması ile ilgili davalarda Mahkeme, çatışan kamu ve özel çıkarlar arasında adaletli bir denge sağlamada yetkili mercilere bir takdir hakkının tanınması gerektiğini de kabul etti. Bununla beraber, bu takdir, Mahkemenin denetlemesi ile el ele gider (Funke v. Fransa kararı, 23 Şubat 1993, Series A no. 256-A, parag. 55) ve bu takdirin kapsamı, çıkarların doğası ve ciddiyeti ve müdahalenin ağırlığı gibi faktörlere dayanır (Z. v. Finlandiya kararı, 25 Şubat 1997, Reports of judgments and Decisions 1997-I, parag. 99).

78. Z. v. Finlandiya kararı, mahkeme sürecinde başvuru sahibinin rızası olmadan HIV durumu ile ilgili kişisel sağlık bilgilerinin açıklanması ile ilgiliydi. Mahkeme, kişisel verilerin korunmasının kişinin özel hayata saygı hakkının kullanılmasında temel bir öneme sahip olduğunu ve bu yüzden, iç hukukun, Sözleşmenin 8. maddesinde sağlanan garantilere aykırı olabilecek açıklamaları engellemek için gerekli önlemler alması gerektiğini not eder.

79. Mevcut davada, Mahkeme, ilk olarak, başvuru sahibinin bu olayda bir suçtan dolayı suçlanmadığını not eder. Bu nedenle, bu olayda bir suçun açıklanması söz konusu değildir. Mahkeme, ayrıca, bir yandan, başvuru sahibinin özel yaşamına yapılan müdahalenin tabiatına ve ciddiyetini not eder. Bir yandan da, Devletin, suçun ortaya çıkarılması ve mücadele edilmesinde kararlılığını takdir eder. Suçla mücadelede, KDT sisteminin katkısı tartışılmaz değerdedir.

80. Bununla beraber, Mahkeme, bu amaçlara ulaşmak için Belediyenin elinde başka seçenekler olduğuna işaret eder. İlk olarak, Mahkeme, başvuru sahibinin kimliğini polisle işbirliği yaparak öğrenebilir ve görüntüleri yayınlamadan önce onun rızasını alabilirdi. Alternatif olarak, Belediye, başvuru sahibinin görüntüsünü, bizzat kendisi maskeleyebilirdi. Diğer alternatif, medyanın görüntüyü maskelemesi için azami dikkatin gösterilmesi olabilirdi. Mahkeme, Belediyenin, birinci ve ikinci seçenekleri araştırmadığını ve üçüncü aşamada aldığı önlemlerin yetersiz olduğunu not eder.

81. İlk seçenekle ilgili olarak, bireylerin muvafakat vermeyebilecekleri ya da böyle bir uygulamanın birden çok kişinin görüntüsü söz konusu olduğu zaman çokta uygulanabilir olmadığı doğrudur. Bu gibi durumlarda, görüntüler açıklanmadan önce karşı tarafın rızasının alınması sistemi, uygulamada, KDT sisteminin etkinliğinin geliştirilmesini azaltabilir. Bununla beraber, mevcut olayda, görüntülerde sadece bir kişi bulunduğundan bu tür sınırlamalar söz konusu değildir. Belediyenin, polisle işbirliği halinde o kişiyi tespit ederek görüntülerinin yayınlanması için muvafakatını alması mümkündü.

82. Alternatif olarak, Belediye, bizzat görüntüleri maskeleyebilirdi. Her ne kadar davalı hükümet, Belediyenin bunu yapacak araçlara sahip olmadığını belirtmiş olsa da, Mahkeme, Belediyenin bu konuyu düzenleyen klavuzuna göre bu araçlara sahip olması gerektiğini not eder.

83. Görüntülerin verildiği medya kuruluşlarından maskeleme yapmalarını güvence altına almakla ilgili olan üçüncü tercih bağlamında, Mahkeme, ulusal yüksek mahkemenin yaklaşımının aksine, söz konusu kuruluşlardan sadece sözlü olarak güvence istendiğini, oysa ki bu konuda yazılı bir güvence alınması gerektiğini vurgular.

84-87. Bu değerlendirmeler çerçevesinde, Mahkeme, başvuru sahibinin görüntülerinin yazılı ve görsel bazı medya organlarında maskelenmeden yayınlanmasının, Sözleşmenin 8. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlali olduğunu değerlendirir.

II. Sözleşmenin 8. maddesi ile birlikte 13. maddesinin İhlali İddiası

91-92. Başvuru sahibi, iç hukukta, haklarının etkili olarak korunmadığını ileri sürdü. 13. maddenin ilgili hükmü şöyledir:

“Bu Sözleşmede tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen her şahıs … milli bir makama fiilen başvuru hakkına sahiptir.”

A. Tarafların Sunuları

93-95. Hükümet, bir gizlilik kanuna olan ihtiyacın, uzun yıllardır bir çok tartışmaya konu olduğunu açıkladı. Bununla beraber, iç hukukta genel bir gizlilik hakkının olmaması, bizatihi, bu hakka saygı gösterilmediğinin ortaya koymaz. Önemli olan, mevcut yasal koruma rejiminin, başvuru sahibinin haklarını yeterli olarak koruyup korumadığıdır ve davalı Hükümete göre korumaktadır. Hükümet, başvuru sahibinin, haklarını aramak için, Basın Şikayet Komisyonu (BŞK), Bağımsız Televizyon Komisyonu (BTK), Yayın Standartları Komisyonu (YSK) gibi medya komisyonlarına, başvurma imkanının olduğuna işaret etti. Bu komisyonların, zarar gören kişilere maddi tazminat verme anlamında bir yasal çare olmadığını Hükümet kabul etmekle beraber, Sözleşmenin 13. maddesi, her olayın mutlaka bir mahkemeye gitmesini ya da maddi tazminatın mümkün olmasını gerektirmemektedir.

96-97. Başvuru sahibi, en ilgili çare olan medya komisyonlarına başvurunun etkisiz olduğundan hareketle, iç hukukta etkili başvuru hakkının olmadığını ileri sürdü. Hükümet, benzer bir olayda, kişilerin en azında kısmen uğradıkları zararın bu yollarla giderildiğine dair bir örnek ortaya koyamadı.

B. Mahkemenin Değerlendirmesi

98. Mahkeme, başvuru sahibinin hem 8. madde hem de 13. madde ile birlikte, diğerleri yanında, etkili iç hukuk çaresine sahip olmadığından şikayet ettiğini not eder. Hükümet, başvuru sahibinin iç hukuk yollarını Sözleşmenin 35(1) maddesi çerçevesinde tüketmediğini ileri sürmedi. Davanın kabul edilebilirliği kararında, Mahkeme, Sözleşmenin 35(1) maddesi ile ilgili herhangi bir konu ile başvuru sahibinin etkili iç hukuk yollarının olmadığına ilişkin şikayetinin esası arasında bir yakın ilginin olduğunu kabul etti.

1. Uygulanabilir Yasal Prensipler

99. Mahkeme, 13. maddenin, Sözleşmede korunan hakları zarar gören herkesin iç hukukta etkili başvuru hakkına sahip olduğunu hatırlatır. Bu yol, bir iç hukuk yolu hükmünün, “yetkili ulusal otoriteden”, ilgili Sözleşme şikayetinin esası ile ilgilenmesini ve uygun olan çareyi sağlamasını talep eder (Smith and Grady v. İngiltere kararı, nos. 33985/96 ve 33986/96, parag. 135, ECHR 1999-VI; Murray v. İngiltere kararı, 28 Ekim 1994, Series A no. 300-A, parag. 100). Bununla beraber, bu madde, elverişli sonucun kesinliğini gerektirmez (Amann kararı, parag. 88) ya da Sözleşmenin birleştirilmesini ya da belirli bir çare formunu gerektirmez. Taraf devletler, kendi yükümlülüklerini yerine getirmek şartıyla bir takdir hakkına sahiptir (Vilvarajah and Others v. İngiltere kararı, 30 Ekim 1991, Series A no. 215, parag. 122)

100. Mahkeme, Smith ve Grady kararında, bir adli kovuşturma sürecinde uygulanan “irrasyonalite” testini şu şekilde tanımladı: bir mahkeme bir idari takdir yetkisinin kullanılmasına, mahkemenin makul bir karar alıcının sorumlulukları dahilinde alınan kararın makul olmadığına inanması durumu dışında, karışmaya yetkili kılınmamıştır. Karar vericinin takdir yetkisini aşıp aşmadığını değerlendirmede insan hakları çerçevesi önemlidir. Bu yüzden, insan haklarına ne kadar önemli müdahale var ise, mahkeme, kararın makul olduğuna karar vermede, o kadar dikkatli olur.

2. Bu Prensiplerin Mevcut Davada Uygulanması

101. Mahkeme, ilk olarak, mevcut davanın, James ve Diğerleri v. İngiltere kararı (21 Şubat 1986, Series A no. 98, parag. 85-86), Leander v. Sweden kararı (26 Mart 1987, Series A no, 116, parg. 77) ve Sunday Times v. İngiltere kararından (26 Kasım 1991, Series A no, 217, parag. 61) farklı olduğuna dikkat eder. Bu kararlar, 13. maddenin, birincil yasalara ya da denk iç normlara karşı bir çare garanti ediyor olarak görülemeyeceğini ortaya koyar. Mevcut davada, ilgili yasa, KDT materyallerinin açıklanmasını talep etmiyor ve şikayet, Belediyenin, ifşa etme yetkisinin kullanılması hakkındadır.

a) Gizlilik İçin Yasal Koruma Rejimi

102. Hükümet, Winer kararında olduğu gibi (Winer v. İngiltere kararı, no. 1081/84, Komisyon kararı, 10 Temmuz 1986, DR 48, p. 154), Mahkemenin, gizliliğin “gizlilik için yasal koruma rejimi”nce korunmasını, bir bütün olarak analiz etmesi gerektiğini ileri sürdü. Bu rejim, bir gizlilik kanununun rolünü etkili olarak yerine getirmektedir.

Bununla beraber, Mahkemenin görevi, ilgili kanunu ya da uygulamayı soyut olarak incelemek değil, fakat, kendisini, genel çerçeveyi gözden kaçırmadan, önüne gelen davada ileri sürülen konuları incelemeye (Amann kararı, parag. 88) ve özellikle, sadece, başvuru sahibi ile ilgili olabilecek çareleri değerlendirmeye hasretmektir (N. v. İsveç kararı, no.11366/85, Komisyon kararı, 16 Ekim 1986, DR 50, p. 173; Winer kararı; ve Steward-Brady v. İngiltere kararı, nos. 27436/95 ve 28406/95, Komisyon kararı, 2 Temmuz 1997, DR, p. 45). Mahkeme, bu nedenle, o tarihte yürürlükte olmayan çareleri incelemenin ya da başvuru sahibinin davasının gerçekleri ile ilgili olmayanları incelemenin konuyla ilgili olmadığını değerlendirir.

103-104. Mahkeme, başvuru sahibinin, Belediyenin kötü niyetli eylemlerinden, doğru olmayan raporlarından ya da en azından doğrudan itibarına bir saldırıdan şikayet etmediğini not eder. Hakkına tecavüz, sıkıntı, telif hakkı, sözleşmenin ihlali ya da güvenlik güçlerince gizli izleme konularının başvuru sahibinin şikayetine konu olduğu tartışılmadı. Aynı şekilde, davalı hükümet, Veri Koruma Kanunu, Cinsel Suçlar Kanunu (1976), ve Çocuk ve Gençler Kanununun (1933), mevcut davanın gerçekleri ile ilgili olduğunu öne sürmedi. Bu nedenle Mahkeme, değerlendirmesini, başvuru sahibinin şikayetleri ile bazı bağlantıları olduğu değerlendirilen çarelere hasretti.

b) Hukuki İnceleme

105. Mahkeme, Belediyenin, görüntüleri açıklaması sonucu, başvuru sahibinin özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğini tespit etti. Mahkeme, halihazırda, Sözleşmenin, iç hukukun parçasını oluşturmadığını not eder ve açıklamanın, başvuru sahibinin 8. madde altındaki haklarını ihlal edip etmediği, özellikle, açıklamanın, yetkililer tarafından sosyal ihtiyaç baskılarına cevap vermek için yapılıp yapılmadığı ya da hedeflenen herhangi bir meşru amaç için orantılı olup olmadığı gibi sorular, cevap verilmesi gereken sorular değildi.

Smith ve Grady kararında, ulusal mahkeme önündeki tek konu politikanın “irrasyonel” olduğunun söylenip söylenemeyeceği idi. Smithy ve Grandy kararında olduğu gibi, bu davada da Yüksek Mahkeme, başvuru sahibinin gizliliğine müdahaleden zarar gördüğünü not etti fakat iç hukukta genel bir gizlilik hakkı olana kadar, gizliliğe yapılan bu tür istenmeyen müdahaleleri önlemek için istinat, uygulama ya da diğer düsturların sağladığı klavuz üzerine oturtulmalıdır. Yüksek Mahkeme, kamuya açık yerlerdeki KDT kameralarının önemli rolü, bu kameralarla elde edilen görüntüler, görüntülerin ticari amaçla verilmediği gerçeği, başvuru sahibinin kimliğinin gizlenmesi için, başarısız da olsa, Belediyenin yaptığı girişimler dahil olmak üzere, bir çok faktörü inceledi. Yüksek Mahkeme, Belediyenin gelecekte benzer olayların ortaya çıkmasını önlemek için uygulamalarında daha da dikkatli olmasının sağlanması dahil olmak üzere bu şanssız olaydan çıkarılacak dersler olmakla beraber, Belediyenin irrasyonel davrandığının söylenemeyeceğine karar verdi.

106-107. Bu gibi durumlarda, Mahkeme, Yüksek Mahkemenin açıklamayı irrasyonel bulacağı limitin çok yüksek olduğunu bu nedenle, bu limitin, başvuru sahibinin hakkına müdahalenin bir sosyal ihtiyaç baskısından olup olmadığı ya da güdülen amaçla orantılı olup olmadığını değerlendirmeyi etkili olarak hariç bıraktığını değerlendirir. Bu prensipler, Sözleşmenin 8. maddesi çerçevesinde yapılan şikayetleri Mahkemenin analiz etmesinin merkezinde yer alır. Bu yüzden, Mahkeme, adli incelemenin, başvuru sahibinin özel yaşamına saygı hakkının ihlal edilmesi konusunda etkili bir çare sağlamadığını ortaya koyar.

c) Medya Komisyonları

108-109. Hükümet, başvuru sahibinin, medya komisyonları önünde hakkını arama imkanının olduğunu savundu. Mahkeme, komisyonların başvuru sahibine tazminat ödenmesine hükmetme yetkisinin olmadığı gerçeğini göz önüne alarak, bu yolun etkili bir başvuru hakkı anlamına gelmediğini ortaya koydu.

3. Mahkemenin Kararı

113-114. Bu gibi durumlarda, Mahkeme, başvuru sahibinin, Sözleşmenin 8. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edilmesi ile ilgili olarak etkili bir çareye sahip olmadığını ortaya koyar. Mahkeme, davalı hükümetin ileri sürdüğü, bir çareye sahip olma ihtiyacının kabul edilmesinin Sözleşmenin 10. maddesinde güvence altına alınan basın özgürlüğünü daraltacağı iddiasının ilgisini olmadığını kabul eder. Belediye ve bu yüzden medya, başvuru sahibinin kimliğini gizleyecek şekilde maskeleme yaparak ya da maskeleme yapılmasını güvence altına almak için gerekli adımları atarak ulaşmak istedikleri amacı gerçekleştirebilirlerdi. Bu yüzden, Sözleşmenin 13. maddesinin ihlali söz konusudur.

III. Sözleşmenin 41. maddesinin Uygulanması

115. Sözleşmenin 41. maddesi şu hükümleri içerir:

“Mahkeme, işbu Sözleşme veya protokollerin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili yüksek taraf devletin iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, mahkeme gerektiği takdirde hakkaniyete uygun bir surette zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”

116. Başvuru sahibi, uğradığı maddi ve manevi zararların karşılanması ve mahkeme masraflarının karşılanması için tazminat talep etti.

A. Manevi Zarar

117. Başvuru sahibi, görüntülerin yerel ve ulusal medyada yer almasından sonra arkadaşları, komşuları ve ailesi ile yaşadığı sıkıntıları ileri sürerek 7500 sterlin manevi tazminat talep etti. Davalı hükümet, 4000 sterlinin yeterli olacağını ileri sürdü.

118-119. Mahkeme, ruhi sıkıntı dahil olmak üzere manevi zararın bazı formlarının, doğası gereği, kesin delillerle ortaya konulamayacağını değerlendirir. Bununla beraber, bu durum, Mahkemenin, bir başvuru sahibinin zarar gördüğünü kabul etmenin makul olduğu zamanlarda tazminat almaya hükmetmesine engel değildir (Davies v. İngiltere kararı, no. 42007/98, parag. 38, 16 Temmuz 2002, rapor edilmedi). Mahkeme, başvuru sahibinin hakkına yapılan tecavüzün ciddi bir tecavüz olduğunu not eder.

120. Mahkeme, bu nedenle, başvuru sahibine manevi tazminat olarak 11800 Euro’ya denk paraya hükmeder.

B. Maddi Zarar

121-122. Başvuru sahibi, medya komisyonları, ulusal mahkemeler ve Mahkeme önünde haklarını aramak için yaptığı, seyahat masrafları, ücret kaybı, posta ve telefon harcamaları gibi masrafların karşılanması için 2500 sterlinlik maddi kaybının ödenmesini istedi. Mahkeme, bu talebin başvuru sahibi tarafından tatminkar düzeyde detaylandırılamadığından ve belgelendirilemediğinden maddi tazminata hükmetmedi.

C. Masraflar ve Harcamalar

123-129. Başvuru sahibi, hakkını aramak için ulusal ve Sözleşmenin öngördüğü merciler önünde yaptığı masrafların ödenmesini talep etti. Başvuru sahibi, ulusal merciler önünde yaptığı harcamalar için 5047 sterlin, Sözleşmenin öngördüğü prosedürler için yaptığı harcamalar için 11563 sterlin ve diğer harcamalar için 19000 sterlin maddi tazminat talep etti. Mahkeme, Sözleşmenin 41. maddesine göre, sadece, gerçekten ve zorunlu olarak ortaya çıktığı kabul edilen yasal masraf ve harcamaların makul bir kısmının geriye ödenebilir olduğunu hatırlatır (Lustig-Prean and Beckett v. İngiltere kararı, (adil tazmin), nos. 31417/96 ve 32377/96, parag. 32, 25 Temmuz 2000, rapor edilmedi). Mahkeme, ayrıca, ulusal işlemler esnasında ortaya çıkan masrafların, Mahkeme tarafından tespit edilen ihlali önlemek ya da bu ihlalin ortaya çıkardığı zararı düzeltmek için başvuru sahibince yapılmış olması gerektiğini belirtir (Le Compte, Van Leuven and De Meyere v. Belçika kararı, 18 Ekim 1982, Series A no. 54, parag. 17). Bu çerçevede, Mahkeme, başvuru sahibine, ulusal işlemlerde yapılan masraflar için 3000 Euro ödenmesine karar verir.

130-132. Sözleşme işlemleri için yapılan masraflar için Mahkeme 15075 Euro’ya hükmeder. Böylece, toplam masraflar için 18075 Euro’ya hükmedilmiş olur.

D. Gecikme Faizleri

133. Mahkeme, gecikme faizi oranlarının, Avrupa Merkez Bankasının belirlediği faiz oranlarına dayanması gerektiğini uygun bulur (Christine Goodwin v. İngiltere kararı [GC], no. 28957/95, parag. 124, ECHR 2002).

Tüm bu gerekçelerle, mahkeme, oybirliğiyle;

  1. Sözleşmenin 8. Maddesinin ihlaline;
  2. Sözleşmenin 8. Maddesi ile birlikte ele alındığında Sözleşmenin 13. Maddesinin ihlaline;
  3. 3.(a) Davalı devletin, Sözleşme 44. Maddesine göre nihai karar verildikten sonra üç ay içinde, ödendiği tarihte sterline çevrilmek üzere aşağıdaki miktarları başvuru sahibine ödemesine gerektiğine karar verir:
    • (i) 11800 Euro manevi tazminat;
    • (ii) 18075 Euro masraf ve harcamalar için;
    • (b) Ödemenin üç ayı aşması durumunda Avrupa Merkez Bankasının belirlediği gecikme faizi oranlarının uygulanmasına;
  4. Başvuru sahibinin geri kalan taleplerinin reddine karar vermiştir.
Hakkımızda
Ticaret hayatının dijitalleşmeye başlaması ile riskler de dijital ortamdan kaynaklanmış ve veri güvenliği önem kazanmıştır. Bu kapsamda siber saldırıların ve açıkların yanı sıra şirketlere ve kişilere ilişkin verilerin internet ortamında ulaşılabilir olması ile ticaret ve özel hayatın korunması yani veri gizliliği ihtiyaç haline gelmiştir.

DEVAMI

Gizlilik ve Kullanım
Verko İletişim

Ofisim İstanbul İş Merkezi Tugay Yolu Cad. No:20 B Blok Kat:7 D:39 Cevizli / Maltepe / İstanbul

0(216) 418 21 25
0(535) 344 36 32
0(535) 344 36 64

info@verko.com.tr

Open chat