Sindicatul “Păstorul cel Bun” – Romanya davasında,

Büyük Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi:

Dean Spielmann, Başkan,
Guido Raimondi,
Mark Villiger,
Isabelle Berro-Lefèvre,
Boštjan M. Zupančič,
Elisabeth Steiner,
Danutė Jočienė,
Dragoljub Popović,
George Nicolaou,
Luis López Guerra,
Ledi Bianku,
Vincent A. de Gaetano,
Angelika Nußberger,
Linos-Alexandre Sicilianos,
Erik Møse,
Helena Jäderblom,
Krzysztof Wojtyczek, yargıçlar
ve Michael O’Boyle, Yazı İşleri Müdür Yardımcısı’ndan oluşmuştur.

7 Kasım 2012 ve 5 Haziran 2013 tarihlerinde gizli olarak müzakere ettikten sonra,

Son belirtilen tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:

USUL

1. Dava, bir sendika olan Păstorul cel Bun (“The Good Shepherd” – “davacı sendika”) tarafından, 30 Aralık 2008 tarihinde Romanya’ya karşı İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapılan bir başvurudan (no. 2330/09) kaynaklanmıştır. Büyük Daire’nin Başkanı, başvurucu sendika üyelerinin kimliklerinin açıklanmaması talebini kabul etmiştir (Mahkeme İçtüzüğü’nün 47. maddesi).

2. Adli yardım verilen başvurucu sendika, Cluj Napoca’da avukatlık yapan Bay R. Chiriţă tarafından temsil edilmiştir. Romanya Hükümeti (“Hükümet”) Dışişleri Bakanlığından kendi ajanları Bayan C. Brumar tarafından temsil edilmiştir.

3. Başvurucu sendika, sendika olarak tescil edilme başvurularının reddedilmesinin, sendika üyelerinin Sözleşme’nin 11. maddesinde güvence altına alınan sendika kurma hakkını ihlal ettiğini iddia etmiştir.

4. Başvuru Mahkeme’nin 3. Bölümüne aktarılmıştır (Madde 52 § 1). 31 Ocak 2012 tarihinde bu Bölümün yargıçlar Josep Casadevall, Egbert Myjer, Ján Šikuta, Ineta Ziemele, Nona Tsotsoria, Mihai Poalelungi ve Kristina Pardalos ile aynı zamanda Yazı İşleri Müdürü Santiago Quesada’dan oluşan Dairesi oybirliği ile başvuruyu kabul eden bir karar vermiştir ve beş oya karşı iki oyla Sözleşme’nin 11. maddesinin bir ihlali bulunduğuna hükmetmiştir.

5. 9 Temmuz 2012 tarihinde, Hükümet tarafından sunulan 27 Nisan 2012 tarihli bir talebin ardından, Büyük Daire Kurulu Sözleşme’nin 43. maddesine göre davayı Büyük Daire’ye göndermeye karar vermiştir.

6. Büyük Daire’nin oluşumu, Sözleşme’nin 27. maddesinin 3. ve 4. fıkraları ile İçtüzüğün 24. maddesine göre belirlenmiştir. Romanya adına seçilen Yargıç Corneliu Bîrsan davanın duruşmalarından çekilmiştir (28. madde). Büyük Daire’nin Başkanı bundan dolayı çekilen Yargıcın yerine Angelika Nußberger’i ad hoc yargıç olarak atamıştır (Sözleşme’nin 26. maddesinin 4. fıkrası ile İçtüzüğün 29. maddesinin 1. fıkrası).

7. Başvurucu sendika ve Hükümet ayrı ayrı yazılı ilave gözlemlerini sunmuşlardır (Mahkeme İçtüzüğünün 59. maddesinin 1. fıkrası).

8. Her ikisi de hâlihazırda Daire önündeki yargılamalara üçüncü taraf olarak katılan hükümet dışı kuruluş Avrupa Hukuk ve Adalet Merkezi ile Craiova Ortodoks Başpiskoposluğuna ve aynı zamanda Moskova Patrikhanesine,  hükümet dışı kuruluşlar Becket Fonu ile Hukuk ve Din Çalışmaları Uluslararası Merkezi ile Moldovya Cumhuriyeti, Polonya, Gürcistan ve Yunanistan Hükümetleri’ne, yazılı usulle katılma izni tanınmıştır (Sözleşme’nin 36. maddesinin 2. fıkrası ve Mahkeme İçtüzüğünün 44. maddesinin 2. fıkrası).

9. 7 Kasım 2012 tarihinde Strazburg, İnsan Hakları Binası’nda aleni bir duruşma yapılmıştır (Mahkeme İçtüzüğünün 59. maddesinin 3. fıkrası).

Mahkemede hazır bulunanlar:

(a) Hükümet için
Bayan C. Brumar,Ajan,
Bayan I. Cambrea,yardımcı-Ajan,
BayD. Dumitrache,
Bayan A. Neagu, Danışmanlar;

(b) Başvurucu sendika için
BayR. Chiriţă,
BayI. Gruia, Avukat,
Bayan O. Chiriţă, Danışman.

Mahkeme, Bay Chiriţă, Bayan Brumar ve Bayan Neagu tarafından yapılan sunumları dinlemiştir.

OLGULAR

I. DAVANIN KOŞULLARI

10. 4 Nisan 2008 tarihinde, büyük bölümü Craiova Başpiskoposluğu’nun (güney-batı Romanya’da bir bölge) yetki alanı içinde olan Oltenia Metropolisi papazlıklarından otuz iki Ortodoks papaz ve aynı başpiskoposluğun ruhban sınıfından olmayan üç çalışanı, Păstorul cel Bun sendikasını kurma kararını verdikleri bir genel kurul toplantısı yapmışlardır. Toplantıda kabul edildiği üzere sendika tüzüğünün ilgili bölümleri aşağıdaki gibidir:

“Oltenia Metropolisi’nin idari ve mülki yetki alanı içindeki papazlıklar ile diğer dini organlarında çalışan ruhban sınıfından olanlar ile bu sınıftan olmayanların sendikasının amacı geniş bir şekilde tanımlanmıştır. Sendika hem ruhban sınıfı üyeleri ile bu sınıftan olmayanların Kilise hiyerarşisi ve Kültür ve Din İlişkileri Bakanlığı ile ilişkilerinde mesleki, ekonomik, sosyal ve kültürel hakları ile çıkarlarını temsil etmek ve korumak amacıyla kurulmuştur.

(a) üyelerinin çalışma, onur, sosyal koruma, iş güvenliliği, dinlenme, sosyal güvenlik, işsizlik parası, emeklilik hakları temel haklarına ve yürürlükteki mevzuatta belirtilen diğer hak sahipliklerine saygı gösterilmesini sağlamak;

(b) her bir üyenin mesleki eğitim ve yeteneklerine uygun çalışma yapabilmesini sağlamak;

(c) izin süresi ve tatil günleri ile ilgili olarak yasal hükümlere uyulmasını sağlamak;

(d) üyeleri arasında girişim, yarışma ve ifade özgürlüğünü desteklemek;

(e) iş ve işten kaynaklanan hakların korunması ile ilgili yasal hükümlerin uygulanmasını ve tam olarak uyulmasını sağlamak;

(f) din özgürlüğü ve dini mezheplerin statüsü hakkındaki 489/2006 sayılı Kanun’un, Rumen Ortodoks Kilisesi Statüsü ile Rumen Ortodoks Kilisesi Kutsal Kanunu hükümlerinin tam olarak uygulanmasını sağlamak;

(g) Başpiskoposluk ve Metropolis ile ruhban sınıfından olanlar ile bu sınıftan olmayanların hakları ve görevlerini açıkça belirten toplu sözleşme ve iş sözleşmesi pazarlıkları yapmak;

(h) hem görevi süresince hem de daha sonrasında başkanına ve temsilcilerine koruma sağlamak;

(i) yürürlükteki yasal hükümlere uygun olarak, bütün düzeylerde ve bütün karar alma organlarında temsil edilmesini sağlamak;

(j) üyelerinin menfaatlerini savunmak ve onların onurları ile temel haklarını korunmasının araçları olarak dilekçeler vermek, gösteri ve grevler yapmak;

(k) uzlaşma yoluyla söz konusu anlaşmazlıkların çözümünün imkânsız olması halinde, iş mevzuatını, sendika kanununu, Metropolis ile imzalanan toplu sözleşme anlaşmasının hükümlerini veya iş sözleşmelerini ihlal eden bireylere veya diğer unsurlara karşı hukuki yollara başvurmak;

(l) ücretler ve saygın yaşam koşulları ile ilgili yasal hükümlere uyulmasını ve uygulanmasını sağlamak;

(m) ruhban sınıfından olanlar ile bu sınıftan olmayanların toplumun diğer sektörleri tarafından kullanılan haklardan yararlanmasını güvence altına almaya çalışmak;

(n) karşılıklı yardım fonları kurmak;

(o) üyelerine bilgi sağlayan ve onların menfaatlerini savunan yayınlar yapmak ve çıkarmak;

(p) ilgili yasal hükümlere ve üyelerinin çıkarlarına uygun olarak, sosyal ve sosyo-ekonomik kurumlar yanı sıra, sendikal alanda kültürel, eğitimsel ve araştırma kuruluşları kurmak ve işletmek;

(r) üyelerini desteklemek için para toplamak;

(s) dini faaliyetler organize etmek ve para sağlamak;

(ş) yerel Kilise organlarının seçimi için önerilerde bulunmak ve üyeleri arasından bir papazı Rumen Ortodoks Kilisesi Kutsal Meclis’inde yer alması için aday göstermek;

(t) Başpiskoposluk’tan Papazlar meclisine gelir ve giderleri hakkında bir rapor sunmasını istemek ve

(ţ) Başpiskoposluk Konsülü’ne atamalar, tayinler ve bütçe kaynaklarının tahsisi ile ilgili herhangi bir kararın üçer aylık ya da yıllık olarak kendisine bildirilmesini istemek.”

11. Sendikalar Kanunu’na göre (Kanun no. 54/2003), sendikanın seçilmiş başkanı, tescil başvurusunun Sendikalar Kanunu’na (Kanun no. 54/2003) uygun olduğunu ve sendika kurulmasının Din Özgürlüğü Kanunu (Kanun no. 489/2006) ile yasaklanmadığını belirterek birliğe tüzel kişilik verilmesi ve sendika siciline kayıt edilmesi için Craiova İlk Derece Mahkemesi’ne başvurmuştur.

12. Yargılamalarda Devleti temsil eden Savcılık makamı, ruhban sınıfının üyeleri ile bu sınıftan olmayan personelin sendika kurmasının kanunun herhangi bir hükmüne aykırı olmadığını açıklayarak tescil başvurusunu desteklemiştir. Sendika üyeleri iş sözleşmesi çerçevesinde çalışan personel olduklarından dolayı, diğer çalışanlar gibi, haklarını savunmak için sendikanın bir parçası olarak hep birlikte katılma hakkına sahip olduklarını eklemiştir.

13. Craiova Başpiskoposluğu yargılamalara üçüncü taraf olarak katılarak, sendika üyelerinin Başpiskoposluk tarafından işe alındığını teyit etmiştir fakat Başpiskoposun onayı ve “kutsaması” (“izni”) olmadan bir sendika kurulmasının, Hükümet tarafından 53/2008 sayılı Kararname ile onaylanan Rumen Ortodoks Kilisesi’nin Statüsü ile yasaklandığını ileri sürmüştür. Başpiskoposluk, Statü’nün, başpiskoposun ön yazılı izni olmaksızın kişisel uyuşmazlıklar bile olsa hukuk mahkemelerindeki yargılamalara katılmalarını yasakladığını eklemiştir. Papazların papazlık meclislerine ve yönetim organlarına başkanlık ettiğine işaret ederek, 54/2003 sayılı Kanunun idari görev yapan kişilerin sendika kurmasını yasaklamasından dolayı, Başpiskoposluk bu kişilerin sendika kuramayacağını ileri sürmüştür. Son olarak, sendikanın sekiz üyesinin artık sendika üyesi olmak istemediklerini belirten yazılı ifadelerini sunmuştur.

14. Kayıt başvurusunun 54/2003 sayılı Kanun’un şekli şartlarını yerine getirdiğini gözlemledikten sonra, Mahkeme başvurunun bu Kanun’un 2. ve 3. bölümleri, İş Kanunu’nun 39. maddesi, Anayasa’nın 40. maddesi Uluslararası Kişisel ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 22. maddesi ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 11. maddesi ışığında incelenmesi gerektiğine karar vermiştir.

15. 22 Mayıs 2008 tarihli bir kararla, Mahkeme birliğin başvurusunu kabul etmiş ve sendika siciline kaydının yapılmasına, böylece tüzel kişilik tanınmasına karar vermiştir.

16. Kararın ilgili bölümleri şöyledir:

“Üçüncü taraf, sendika kurma başvurusunun hem din özgürlüğü ile ilgili özel mevzuata hem de dini mezheplerin hukuki statüsüne, aynı zamanda da, Başpiskopos’un herhangi bir ön izninin veya mahkeme yargılamalarına katılması için herhangi bir yazılı ön izninin olamaması halinde (kişisel uyuşmazlıklara bile uygulanan bir şart) Rumen Ortodoks Kilisesi’nin Statüsü’ne aykırı olduğunu ileri sürmektedir.

Kilise Statüsü’nün ve Din Özgürlüğü Kanun’un (Kanun no. 489/2006) hükümlerini dikkate alarak, mahkeme aşağıda belirtilen nedenlerle temelsiz bulunan üçüncü tarafın argümanlarını reddetmiştir.

Mahkeme, 489/2006 sayılı Kanun’un 5(4) bölümüne istinaden, dini topluluklar, dernekler ve grupların Anayasa’ya uygun hareket etmesi gerektiğini ve faaliyetlerinin ulusal güvenliğe, kamu düzenine, kamu sağlığına ve ahlaka veya temel hak ve özgürlüklere tehdit oluşturmaması gerektiğini not eder.

Mahkeme ayrıca, 53/2008 sayılı Kararname ile onaylanan Kilise Statüsü’nün, iş mevzuatına uygun olarak ruhban sınıfından olanlar ile bu sınıftan olmayanların sendika kurmasını açıkça yasaklamadığını gözlemler. Sendika kurma hakkının başpiskoposun izninin alınmasına tabi oluğunu ileri süren üçüncü taraf, sendikanın kurucu üyelerinin sözleşmeli çalışan olduğunu tartışmamışlardır.

Üçüncü tarafın argümanları, hem Rumen Ortodoks Kilisesi’nin önemli rolü ve onun örgütsel ve işlevsel özerkliğini tanıyan Din Özgürlüğü Kanunu’nun 7 ve 10. bölümleri hem de ‘hiç kimsenin inançlarına aykırı bir dini görüş veya inancı benimsemesi engellenemez veya benimsemeye zorlanamaz’ ve ‘hiç kimse, inancı, bir dini mezhep, grup veya derneğe üyeliği veya üye olmaması nedenleriyle veya kanuna uygun olarak din özgürlüğünü kullanmaktan dolayı ayrımcılığa veya zulüme tabi tutulmayacaktır veya daha düşük bir konuma sokulmayacaktır’ hükmünü getiren aynı Kanun’un 1(2) bölümü ışığında analiz edilmiştir.

Ruhban sınıfından olanlar ile bu sınıftan olmayanlar çalışan olarak kabul edildiklerinden dolayı, sendika oluşturmak kanuni hakkına sahiptirler. Bu hak dini bağa veya hiyerarşinin ön iznine dayanan herhangi bir sınırlamaya tabi tutulamaz.

Mahkeme’nin görüşüne göre, Statü’de düzenlenen hiyerarşik üstünlük ve itaat ilkesi sendika kurma hakkını sınırlayacak şekilde kullanılamaz; bu alanda izin verilebilir tek sınırlama hukuken öngörülmeli ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, düzensizliğin veya suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli olmalıdır.

Başvurucuların hukuk mahkemelerindeki yargılamalara katılmak için başpiskoposun iznini almadığına dair üçüncü tarafın argümanı, ‘Herkes haklarının özgürlüklerinin veya meşru menfaatlerinin korunması için mahkemelere başvurma hakkına sahiptir Bu hakkın kullanılması yasa ile sınırlandırılamaz.’ düzenlemesini getiren Anayasa’nın 21. maddesi dikkate alındığında benzer şekilde reddedilmelidir.

Bir sendikanın kurulması, mutlaka Rumen Ortodoks Kilisesi içinde, Kilise tarafından öngörülen hiyerarşi ve kurallara itibar etmeyen bir muhalif tabanın varlığına işaret etmez; tam tersine, Kilise ve Kilise’nin dini, ruhani, kültürel, eğitsel, sosyal ve hayırsever amaçlı özel özellikleri dikkate alınarak iş sözleşmeleri, çalışma saatleri ile tatil saatlerine ve ücrete ilişkin kurallara uyulması, sağlığın korunması ve iş güvenliği, mesleki eğitim, sağlık masrafları ve temsilciler seçme fırsatı ve karar alma organları seçiminde aday olmak gibi konularda işveren-çalışan diyaloguna katkıda bulunması muhtemeldir.

Yukarıdakiler dikkate alındığında, 54/2003 sayılı Kanun’un 15. bölümü gereğince, Mahkeme başvuruyu kabul eder, üçüncü tarafların itirazını reddeder, sendikaya tüzel kişilik tanır ve sendika siciline tescilinin yapılmasına karar verir.”

17. Başpiskoposluk, kararın dayandığı iç hukuk ve uluslararası hukuk hükümlerinin eldeki davaya uygulanamayacağını ileri sürerek karara itiraz etmiştir. Din özgürlüğü ile dini toplulukların özerkliğini güvence altına alan Anayasa’nın 29. maddesine dayanarak, din özgürlüğü ilkesinin, örgütlenme hakkı dâhil, dernek özgürlüğü gibi diğer anayasal ilkeler tarafından çiğnenemeyeceğini ileri sürmüştür.

18. Ruhban sınıfının üyelerinin sendika tipi örgütlenmelerinin Kilise yapısı içinde ortaya çıkmasının dini mezheplerin kendi geleneklerine göre kendilerini örgütleme özgürlüğünü ciddi biçimde tehlikeye atacağını iddia etmiştir. İlk derece mahkemesi’nin kararı, mevcut Kilise kurumlarına yeni kurumlar, yani papazlar sendikasını, eklemiştir ve böylece Anayasa tarafından güvence altına alınan dini toplulukların özerkliğini zedelemiştir.

19. Başpiskoposluk aynı zamanda, sendikanın amaçlarının “iş tanımı”nda belirtilen ve ettikleri “iman yemini” nedeniyle papazlar tarafından kabul edilen görevlerle çatıştığını ileri sürerek, sendikanın belirtilen amaçlarını da eleştirmiştir. Başpiskoposluk, papazlığa atanma törenini ardından, bütün papazların Kilise Statüsü’nün bütün hükümlerine, Kilise’nin disiplin ve yargısal organlarının usul kurallarına ve Rumen Ortodoks Kilisesi Kutsal Meclisi’nin, yerel kilise meclislerinin ve papazlık konsüllerinin kararlarına uymayı taahhüt ettiklerine işaret etmiştir.

20. Haziran 2008’de Kutsal Meclis ülkenin çeşitli bölgelerindeki papazların bir sendika kurma girişimlerinin kanuna, Kilise hukukuna ve Kilise Statüsü’ne aykırı olduğunu ilan etmiştir.

21. 11 Temmuz 2008 tarihli nihai kararında, Dolj Bölge Mahkemesi Başpiskoposluğun itirazını kabul etmiş ve sendikanın kaydını iptal etmiştir.

22. Kararın ilgili bölümleri aşağıdaki gibidir:

“Rumen Ortodoks Kilisesi 53/2008 sayılı Hükümet kararnamesi ile onaylanmış Statüsü’ne uygun olarak örgütlenir ve çalışır. Statü papazların dernek, vakıf veya kuruluş ve dolayısıyla sendika kurmasını yasaklar. Bu yasak, Rumen Ortodoks Kilisesine, Ortodoks gelenekleri ve kuruluş ilkelerini muhafaza etmesine izin veren hak ve özgürlükleri güvence altına almak için tasarlanmıştır.

54/2003 sayılı Kanun’un 6(2) bölümü gereğince, dâhili düzenlemeler Anayasa veya kanuna aykırı herhangi bir hüküm içermeyecektir.

Bir sendika kurulması, Statü’de düzenlenen danışma ve müzakere organlarının değiştirilmesi veya bu organların Kilise gelenekleri ile danışma ve karar almayı düzenleyen kilise hukuku ile bağlı olmayan yeni bir organla (sendika) birlikte çalışması zorunluluğu ile sonuçlanabilir.

Dini topluluklar kurma özgürlüğü, Anayasa ve dini mezheplerin din özgürlüğü ve hukuki statüleri hakkındaki 489/2006 sayılı Kanun ile kabul edilmiştir. Her bir mezhep kendi iç örgütlenmesini, üyelerinin hakları ve yükümlülüklerini, karar alma usullerini ve disiplin organlarının çalışma usullerini düzenleyen statülerini hazırlayacaktır.

[Ortodoks Kilisesi Statüsü’nün] 14 (w) maddesine göre, Kutsal Meclis, Rumen Ortodoks Kilisesi tarafından kurulan ve yönetilen ulusal dini dernek ve vakıfların kurulması, çalışması ve feshedilmesi ile ilgili kararlar alabilir; kendi karar organları bulunan ve Rumen Ortodoks Patrikliği’nin idari alt bölgelerinde içinde faaliyet gösteren dini dernek ve vakıfların kurulması, çalışması ve feshedilmesi iznini tanır veya reddeder.

Sendikalara hiçbir atıfta bulunmayan yukarıdaki hükümlere göre, dernekler ve vakıflar nitelik olarak dini ve ulusal olmalıdır.

Papazların piskoposun yazılı ön onayı olmadan kendi papazlık bölgelerindeki mahkemelerde yürütülen yargılamalarda papazlıklarını temsil edemeyecekleri sonucu Ortodoks Kilisesi Statüsü’nün 50 (e) maddesinden de çıkmaktadır. Benzer şekilde, kiliseye atanma töreninde verdikleri piskoposa itaat yeminine göre, ruhban sınıfı üyeleri piskoposun yazılı ön izni olmaksızın kişisel konularla ilgili olarak mahkeme yargılamalarına katılamayabilirler.

54/2003 sayılı Kanun idari veya kamu yetkisinin kullanılmasını içeren görev yapan kişilerin, yargı, askeri, polis ve özel kuvvetlerin üyelerinin sendika kuramayabileceklerini düzenlemektedir.

Mevcut davada Statü, Ortodoks Kilisesi’nin alt bölümü olan papazlığı, piskoposluğun dini, hukuki, idari ve ekonomik yetkisi altındaki özel bir coğrafi alanda kurulmuş ve bir papaz tarafından yönetilen, hem ruhban sınıfından olanlar hem de bu sınıftan olmayanlardan oluşan Ortodoks Hristiyan topluluğu olarak tanımlamaktadır.

Mevcut davadaki papaz listesinin incelenmesi, papazların kendi papazlıklarının meclislerini ve konsüllerini yönettiklerini ortaya çıkarmaktadır. Yukarıda belirtilen hükümlere uygun olarak idari görevler yerine getirdikleri ve ücret aldıkları için, sendika kuramayabilirler.

Yukarıda belirtilenler dikkate alındığında, mahkeme itirazı kabul eder, kararı iptal eder ve sendikanın sicile kaydı başvurusunu reddeder.”

23. 29 Eylül 2008 tarihinde, başvurucu sendikanın kurulması girişimi Oltenia Metropolisi Meclisi’nde tartışılmıştır. Meclis, sendika üyelerinin mahkemeye başvuru yapması halinde cezalandırılması ve disiplin organlarına gönderilmesi gerektiğine karar vermiştir. Sonuç olarak, söz konusu üyeler Başpiskoposluk merkezine davet edilmişler, burada bazıları başvuruları daha fazla takip etmek istemedikleri sonucunu doğuran bildiriler imzalamıştır.

24. 21 Haziran 2010 tarihli bir mektupla, Rumen Ortodoks Patrikhanesi’nin arşiv dairesi, Başpiskoposluğa, papazların hiyerarşik üstlerinin izni olmadan iç hukuk veya uluslararası mahkemelere başvurmalarının yasak olduğunu hatırlatmıştır ve söz konusu papazlardan başvuruları artık devam ettirmek istemediklerini belirten yazılı bildirim almalarını ve ret durumunda onları uygun disiplin organlarına göndermesini istemiştir. Papazların bazıları, bildiriyi imzalamış olmalarına rağmen, birlik adına yaptıkları başvuruyu devam ettirmek niyetinde oldukları hususunda Mahkeme’yi bilgilendirmişlerdir.

25. 19 Nisan 2010 tarihinde, başvurucu sendikanın üyesi olan üç papaz diğer beş kişi ile birlikte Apostolia olarak isimlendirilen bir dernek kurmuşlardır. Dernek, bina ve eklentilerini dernek merkezi olarak kullanımına sunan Craiova Piskoposu’nun onayını almıştır. 8 Haziran 2010 tarihinde Craiova İlk Derece Mahkemesi’ne tescil edilmiştir.

26. Sendika Tüzüğünde belirtildiği üzere sendikanın amaçları: insanları Ortodoks ahlakı maneviyatıyla eğitmek; ruhban sınıfı ve müminler arasında dayanışma duygusunu desteklemek; inanç ve gelenekleri savunmak amacıyla belgeler yayınlamak için bağış toplamak; kültürel, dini veya sosyal faaliyetleri düzenlemek ve desteklemek; Hristiyan ahlakını, Ortodoks inancını, ulusal kimliği ve geleneklerini kötüleyen olaylara, girişimlere ve gösterilere karşı tavır almak ve papazlığa ait, sosyal ve mesleki menfaatlerin korunması ilgili kendi kararlarını duyurmak için bütün hukuki yolları kullanmak.

II. İLGİLİ İÇ HUKUK İLE ULUSLARARASI HUKUK VE UYGULAMA

A. İç hukuk ve uygulama

1. Anayasa

27. Anayasa’nın ilgili hükümleri aşağıdaki gibidir:

Madde 29

“Düşünce ve fikir özgürlüğü ile din özgürlüğü hiçbir şekilde kısıtlanamaz. Kimse kendi inançlarının aksine başka bir fikir veya dini benimsemeye zorlanamaz.

Vicdan özgürlüğü güvence altındadır; hoşgörü ruhu ve karşılıklı saygı içerisinde açığa vurulmalıdır.

Dini mezhepler serbesttir ve dini topluluklar, kanunda belirtilen şartlara tabi olarak, kendi düzenlemelerine uygun olarak örgütlenirler.

Dini mezhepler arasındaki ilişkilerde, bütün dini husumet biçimleri, yolları, eylemleri ve hareketleri yasaktır.

Dini topluluklar Devlet karşısında özerklikten yararlanır ve orduda, hastanelerde, cezaevlerinde, sığınma yerleri ve yetimhanelerde dini yardımın verilmesini kolaylaştırıcı erzak dâhil, Devlet desteği alırlar.”

Madde 40

“Vatandaşlar serbest olarak siyasi parti, sendika, işveren kuruluşları ve diğer biçimlerde birlikler kurabilirler.”

Madde 41

“Çalışma hakkı sınırlanamaz. Herkes kendi mesleğini, zanaatını, işini ve işyerini seçmekte serbesttir.

Çalışanlar sosyal güvenlik tedbirlerinden yararlanma hakkına sahiptir. Bunlar, çalışanın sağlık ve güvenliği, kadınların ve gençlerin çalışma şartları, ulusal asgari ücretin belirlenmesi, haftalık dinlenme, ücretli yıllık izin, belli ya da özel koşullarda yapılan çalışma, mesleki eğitim ve kanunun düzenlediği diğer özel durumlarla ilgilidir.

Normal ortalama iş günü yaklaşık sekiz saattir.

Eşit çalışma bakımından, kadınlar erkeklerle aynı ücreti alır.

Toplu pazarlık hakkı ve bağlayıcı toplu sözleşme güvence altındadır.”

2. Sendikalar Kanunu

28. Söz konusu dönemde yürürlükte olan Sendikalar Kanunu’nun (Kanun no. 54/2003) yerini, sendika özgürlüğü ile ilgili önceki düzenlemeleri devam ettiren Sosyal Diyalog Kanunu (Kanun no. 62/2011) almıştır. Bu hükümler şöyledir:

Bölüm 2

“Kamu görevlileri dâhil, bir iş sözleşmesine dayanarak görevlerini yerine getiren kimse sendika kurma ve üye olma hakkına sahiptir.

Bir sendikanın kuruluşu aynı meslek faaliyeti uğraşan veya aynı faaliyet sektöründen en az onbeş üyeyi gerektirir.

Hiç kimse sendikaya üye olmaya, olmamaya veya üyelikten ayrılmaya zorlanamaz.”

Bölüm 3

“Yönetim faaliyeti veya kamu yetkisinin kullanılmasını içeren işlevler yerine getiren kişiler, yargı, asker, polis veya özel kuvvetler mensupları sendika kuramazlar.”

Bölüm 6(2)

“İçtüzük Anayasa veya kanuna aykırı herhangi bir hüküm içermemelidir.”

Bölüm 14

“Sendikanın tüzel kişilik kazanması için, kurucu üyelerinin temsilcileri, sicil dairesinin bulunduğu yerdeki yargı yetkisine sahip ilk derece mahkemesine bir tescil başvurusunda bulunurlar.

Aşağıdaki belgelerin sendika temsilcisi tarafından onaylanmış iki kopyası tescil başvurusuna eklenmelidir:

(a) en az onbeş kurucu üye tarafından imzalanmış, sendikanın kurucu toplantısının tutanakları;

(b) sendikanın tüzüğü;

(c) sendikanın yönetici organlarının üyelerinin listesi …;

(d) temsilci bakımından yetki belgesi …”

Bölüm 15

“Yetkili ilk derece mahkemesi aşağıdakilerin doğru olup olmadığını teyit etmek için beş gün içerisinde tescil başvurusunu inceler:

(a) 14. bölümde belirtilen belgelerin eklenip eklenmediği;

(b) sendikanın kuruluş toplantısının tutanakları ile tüzüğünün uygulanabilir yasal mevzuatla uyumlu olup olmadığı.

İlk derece mahkemesi tescil bakımından yasal şartların yerine getirilmediğini saptarsa, mahkeme başkanı sendikanın temsilcisini özel bir toplantıya davet eder ve temsilciden yedi gün içinde durumu düzeltmesini yazılı olarak ister.

Eğer mahkeme, tescil başvurusunun bu bölümün birinci alt-bölümünün gereklerini yerine getirdiğini saptarsa, tescil başvurusunu sendika temsilcilerinin huzurunda on gün içinde incelemeye geçer.

İlk derece mahkemesi gerekçeli bir kararla tescil başvurusunu kabul veya reddeder.

Karar verilmesinden sonraki beş gün içerisinde sendikanın temsilcilerine iletir.”

Bölüm 16

“İlk derece mahkemesi kararı aleyhine hukuki bir sorun açısından temyize gidilebilir.”

Bölüm 27

“Amaçlarını yerine getirmek için, sendikalar tüzüklerine ve kanunun belirttiği şartlara tabi olarak müzakere, arabuluculuk, tahkim, uzlaştırma, dilekçe, gösteri ve grev gibi belli hukuki yolları kullanma hakkına sahiptir.”

Bölüm 28

“Sendikalar, üyelerinin haklarını iş kanunu, … toplu sözleşme ve iş sözleşmeleri kapsamında iç hukuk mahkemelerinde ve diğer kamu makamları ile ilişkilerinde savunurlar …,

Bu yetkinin kullanılmasında, [sendikalar], açık bir talimat almaya gerek olmaksızın üyeleri adına mahkemelere başvurmak dâhil kanunla öngörülen her çeşit eyleme başvurma hakkına sahiptir. …”

Bölüm 29

“Sendikalar örgütlenme hakkı ile ilgili alanlardaki düzenlemelerle ilgili yetkili makamlara teklif sunabilirler.”

Bölüm 30

“İşverenler, mesleki, ekonomik, sosyal, kültürel ve spor uğraşları konularının tartışıldığı kurul toplantılarına sendika delegelerini katılmaları için davet eder.

Üyelerinin mesleki, ekonomik, sosyal, kültürel ve spor haklarını ve menfaatlerini savunmak ve desteklemek amacıyla, sendikalar işverenden, çalışma şartlarının, iş güvenliğini ve sosyal korumanın iyileştirilmesi için fon kurulması ve kullanılmasına ilişkin bilgilerin yanında, toplu sözleşme pazarlıkları için gerekli bilgileri, uygun olması halinde şube anlaşmasının kararını alırlar.

Mesleki, ekonomik, sosyal, kültürel ve spor uğraşıları konuları ile ilgili olarak kurulun veya diğer organların kararları, kabul edilmelerinden sonra kırksekiz saat içinde sendikalara yazılı olarak iletirler.”

3. Din Özgürlüğü Kanunu

29. Din Özgürlüğü Kanunu’nun (Kanun no. 489/2006) ilgili hükümlerine göre:

Bölüm 1

“Devlet, Anayasa ile Romanya’nın taraf olduğu uluslararası anlaşmalara uygun olarak, ulusal topraklarında kişilerin düşünce, inanç ve din özgürlüğüne saygı gösterir ve güvence altına alır.”

Bölüm 5

“Dini toplulukların üyeleri, bu Kanun’un hüküm ve koşullarına uygun olarak, inançlarını yerine getirmek istedikleri örgüt biçimini – dini topluluk, dernek veya grup – seçmekte serbesttirler.

Dini topluluklar, dernekler ve gruplar Anayasa ve kanuna uyacak ve kamu güvenliğini, kamu düzenini, sağlığı, ahlakı ve temel hak ve özgürlükleri tehdit etmeyeceklerdir.”

Bölüm 8

“Tanınmış dini topluluklar hayır cemiyeti statüsüne sahiptir. Anayasa ve bu Kanun hükümlerine göre, kendi statülerine ve kilise kurallarına uygun olarak örgütlenirler ve bağımsız olarak çalışırlar.”

Bölüm 10

“Devlet, talep üzerine, tanınan dini toplulukların ruhban sınıfından olan ve olmayan personelinin maaşına, her bir topluluğun takipçi sayısına ve gerçek ihtiyaçlarına göre katkıda bulunur.”

Bölüm 17

“Kültür ve Din İşleri Bakanlığı’nın teklifi ile Hükümet, faaliyetleri ve üye sayıları dolayısıyla kamu yararına, kanıtlanmış devamlılığa ve istikrara sahip olan dini derneklere Devlet tarafından tanınmış din toplulukları statüsü veren bir kararname çıkarır.

Devlet içerikleri kamu güvenliğine, kamu düzenine, sağlığa, ahlaka veya temel hak ve özgürlüklere tehdit oluşturmadığı sürece statüleri ve kilise hukuku kurallarını tanır.”

Bölüm 23

“Dini topluluklar personellerini kendi statülerine, kilise hukuku kurallarına ve mevzuata uygun olarak seçer, atar, işe alır ve işten çıkarır.

Dini topluluklar, kendi statülerine, kilise hukuku kurallarına ve ahlak ilkelerine istinaden doktrinlerinin ve ahlak ilkelerinin ihlalinden dolayı üyelerine disiplin yaptırımları uygulayabilirler.”

Bölüm 24

“Devlet sigorta sistemine bağlı olan dini toplulukların çalışanları Devlet’in sosyal güvenlik sistemi ile ilgili mevzuata tabidir.”

Bölüm 26

“İç disiplin konuları münhasıran dahili düzenlemelere ve kilise hukukuna tabidir.

Bir dini topluluğun kendi yargısal organlarının olması üyelerine ceza mevzuatının uygulanmasını engellemez.”

4. Ücretleri kamu fonlarından ödenen çalışanlar bakımından standart maaş cetveli hakkında kanun

30. 284/2010 sayılı Kanun ile sonradan değiştirilmiş olan 330/2009 sayılı Kanun, ruhban sınıfından olan ve olmayan personelin ücretleri ile ilgili hükümler içermektedir. Kanun, Devlet ve yerel makamların kamu kurumlarında çalışan ruhban sınıfı üyelerinin bütün maaşlarını ve tanınmış dini toplulukların liderleri ile bu topluluklar tarafından işe alınan ruhban sınıfından olmayan kişilerin maaşlarının bir kısmını ödeyeceğini düzenlemektedir.

31. Böylece Devlet, tanınmış dini topluluklar tarafından işe alınan ruhban sınıfı üyesine, bir Devlet öğretmeninin maaşının %65’i ile %80’i arasındaki maaşına eşit miktardaki bir aylık ücret ödemektedir. Üst pozisyonlarda bulunan ruhban sınıfı üyeleri daha yüksek bir maaş alırlar.

32. Son nüfus sayımıyla belirlenen takipçilerinin sayısına göre dini topluluklar arasında bölünen toplam 16,602 kadro bu yolla finanse edilmektedir. En son nüfus sayımında (2011), Romanya nüfusunun % 86’sı kendilerini Ortodoks Hristiyan olarak tanımlamıştır. Devlet bütçesi aynı zamanda, işverenler tarafından işe alınan ruhban sınıfı üyeleri bakımından işverenlerin ödeyeceği bütün sosyal güvenlik katkı paylarını kapsamaktadır.

33. Ruhban sınıfından olmayan personel ulusal asgari ücrete eş değer miktarda bir aylık almaktadır. Bu aylık ile bu çalışanlar bakımından işveren tarafından ödenecek bütün sosyal güvenlik katkı payları, yerel makamların bütçesinden karşılanmaktadır. Kanun, ruhban sınıfındaki personellerde olduğu gibi aynı nüfus bazlı ölçüte göre ayrılmış, ruhban olmayan personel için 19,291 kadro vermektedir (bakınız yukarıda 32. paragraf).

34. Papazlar ve dini toplulukların ruhban olmayan personelleri, maaşları baz alınarak hesaplanan sosyal güvenlik katkı paylarını ödemektedirler ve sosyal güvenlikten kaynaklanan bütün haklardan yararlanmaktadırlar: sağlık güvencesi, işsizlik sigortası ve emeklilik hakları. 2010’da maaşları kamu sektörü çalışanlarının maaşlarıyla aynı oranda azaltılmıştır (Devlet bütçesini dengelemek amacıyla %25 kesinti).

5. Rumen Ortodoks Kilisesi’nin iç örgütlenmesi ve düzenlemeleri

35. Rumen Ortodoks Kilisesi 1885’te bağımsız olmuştur. Diğer ülkelerdeki Ortodoks kiliseleri ile yakın ilişkilere sahiptir.

36. Komünist rejim altında,177/1949 sayılı Kanun din özgürlüğünü güvence altına almıştır ve Rumen Ortodoks Kilisesi, Statüsü’nü 1949 yılında onaylayan Din İşleri Bakanlığı’nın gözetimi altında çalışmaya devam etmiştir. Kilise’nin personeli, kamu görevlilerine uygulanan yasal hükümler çerçevesinden Devlet bütçesinden maaş almaktadırlar.

37. Rumen Ortodoks Kilisesi’nin mevcut yapılanması, Din Özgürlüğü Kanunu’na (Kanun no. 489/2006) uygun olarak kendi Statüsü tarafından yönetilmektedir. Kilise Patrik başkanlığında yönetilmektedir ve Romanya’da, 14,500 papaz ve papaz yardımcısının hizmet verdiği başpiskoposluk, piskoposluk ve yaklaşık 13.500 papazlıktan oluşan altı metropole sahiptir.

38. En yüksek makam Kutsal Meclis’tir. Patrik ve görevde bulunan bütün papazlardan oluşmuştur. Merkezi yönetim organı aynı zamanda, her bir piskopos ya da başpiskoposluğun üç temsilcisi içeren ve merkezi tartışma organı olan Kilise Ulusal Meclisi ile merkezi yürütme organı olan Kilise Ulusal Konsülü’nü içine alır.

39. Yerel düzeyde, Ortodoks ruhban sınıfı ve mahalle cemaatinden oluşan papazlıklar, kar elde etme ve ticari faaliyet gütmeyen amaçlarıyla idare ve vergi makamlarına tescil edilmiş tüzel kişiliklerdir. Papaz, papazlığının idaresinden sorumludur. Papazlık meclisi (bütün papazlık cemaatinden oluşan tartışma organı) ve papazlık konsüllerine (yürütme organı) başkanlık eder.

40. Rumen Ortodoks Kilisesi’nin mevcut Statüsü 28 Kasım 2007 tarihinde Kutsal Meclis tarafından kabul edilmiş ve 16 Ocak 2008 tarihinde bir Hükümet kararnamesi ile onaylanmıştır.

41. Statü’nün ilgili hükümlerine göre:

Madde 14 w

“Kutsal Meclis ulusal dini derneklerin ve vakıfların kurulması, örgütlenmesi ve feshedilmesi konularında kararlar alır. Ortodoks piskoposluklarda çalışan ve kendi yönetim organları bulunan derneklerin veya vakıfların kurulmasını, örgütlenmesini ve feshedilmesini tanır veya izin vermeyi (onay) reddedebilir.”

Madde 43

“Papazlık, belli bir coğrafi alan içerisinde ve piskopos veya başpiskoposluğun dini, hukuki, idari ve ekonomik otoritesine tabi olan, müminlerin, ruhban sınıfı ve ruhban sınıfından olmayanların cemaatidir. Piskopos tarafından atanan bir papaz tarafından yönetilir.”

Madde 50

“Misyonlarını yerine getirirken …, papazlar aşağıdaki görevleri yerine getirirler:

(a) Pazar günleri, bayram günleri ve haftanın diğer günlerinde Kilise ayinini yönetmek …; piskoposluk ilkelerine uygun olarak dini öğretmek ve kiliseye günlük girişleri sağlamak …;

(b) Statü ile Kilise ve papazlık düzeyindeki merkez organları tarafından çıkarılan düzenlemelerin bütün hükümlerini uygulamak;

(c) papazlık faaliyetleri ile ilgili olarak hiyerarşinin ve piskoposluk organlarının kararlarını uygulamak;

(d) papazlık düzeyinde yıllık dini, sosyal, hayırseverlik ve idari faaliyetler hazırlamak ve uygulamak ve piskoposluk ve papazlık cemaatini bu faaliyetler hakkında bilgilendirmek;

(e) piskoposun ön yazılı iznine tabi olarak, mahkemedeki yargılamalarda ve makamlarla veya üçüncü taraflarla olan ilişkilerde papazlığı temsil etmek; kiliseye atanma töreninde yapılan itaat yemini dolayısıyla, ruhban sınıfı üyeleri ve keşişler piskoposun ön yazılı izni olmadan kişisel konularla ilgili mahkeme yargılamalarına katılamazlar;

(f) papazlık meclisini, papazlık konsülünü ve papazlık komitesini toplamak ve başkanlık etmek;

(g) papazlık meclisi ve papazlık konsülü kararlarını uygulamak;

(h) papazlık cemaatinin kaydını tutmak;

(i) vaftiz, evlenme ve ölüm kayıtlarını tutmak …;

(j) papazlık meclisi ve konsülü kararlarına uygun olarak papazlık mallarını yönetmek ve papazlık içinde kurulan sosyal ve kültürel kuruluşlarla kilise vakıflarının mallarının yönetimini denetlemek;

(k) tüm papazlık mallarının envanterini hazırlamak ve saklamak …”

Madde 52

“Papazlar ve diğer kilise personeli Kutsal Kanunlar’da, bu Statü’de, kilise yönetmeliklerinde ve Başpiskoposluk kararlarında yer alan haklara sahiptir ve yükümlüklere tabidir.”

Madde 88

“Piskopos … değişik papazlıklardaki ruhban sınıfından olan ve olmayan personelin atanması, nakli ve işten çıkarılması kararını verir … Kendi piskoposluğundaki ruhban sınıfından olan ve olmayan üyelerin, doğrudan veya dini organlar aracılığıyla disipline uymalarını sağlar.”

Madde 123 §§ 7, 8 ve 9

“Ruhban sınıfı üyeleri, özgür olarak üstlendikleri misyondan, yeminlerinden ve kiliseye atanma töreninden önce okudukları ve imzaladıkları ciddi kamusal taahhütlerinden dolayısıyla piskoposa hizmet ederler. Papazlık görevlerine başlamadan önce, piskopostan haklarını ve görevlerini belirten bir karar alırlar.

Piskoposun izni olmadan hiçbir papaz, papaz yardımcısı veya keşiş hiçbir çeşit dernek, vakıf veya başka kuruluşlar kuramaz veya bunlara üye olarak katılamaz.

Papazın, piskoposu veya keşişin statüsü, Ortodoks Hristiyan ahlakına veya Kilise’nin menfaatlerine aykırı ekonomik, mali veya ticari nitelikte başka kişisel faaliyetlerin takip edilmesi ile bağdaşmaz.”

Madde 148

“Aşağıdaki dini organlar doktrin, ahlak, kilise hukuku ve disiplin konularında görevde olan ya da emekli ruhban sınıfı üyeleri, papazlar ve papaz yardımcıları bakımından yargı yetkisine sahiptir:

(A) [Genel konular]:

(a) papazlık disiplin kurulu;

(b) piskoposluk veya başpiskoposluk kurulu;

(B) Temyiz [işten çıkarma durumunda bir personel üye tarafından]: temyizin Metropol Meclisi veya Kutsal Meclis tarafından kabul edilebilir bulunması şartıyla, Metropol Kurulu.”

Madde 150

“Papazlık disiplin kurulu, disiplin mahkemesi … ve kilise personeli arasındaki, papazlar ve kilise cemaati arasındaki uyuşmazlıklarda arabulucu organ olarak görev yapar.

Eğer taraflar kararlardan memnun olmazlarsa, dosya kesin kararı verecek olan piskoposluk kuruluna gönderilir.”

Madde 156

“Dini toplulukların kanun çerçevesindeki özerkliği bakımından, iç disiplin konuları Kilise’nin yargısal organları tarafından çözüme bağlanır. Kararları hukuk mahkemelerinde itiraza tabi değildir.”

42. 2004 yılı süresince Craiova Başpiskoposluğu papazları Başpiskoposluk ile belirsiz süreli iş sözleşmesi imzalamışlardır. Sözleşmeler tarafların genel haklarını ve yükümlülüklerini düzenlemekte ve papazların iş yerlerini, görevlerini, çalışma saatlerini, yıllık izin haklarını ve aylık maaşlarını belirtmektedir. Sözleşme’ye ekli iş tanımı papazların görevlerini aşağıdaki şekilde listelemektedir:

“kilise kurallarına göre papazlık cemaatine ruhani rehberlik sunmak;

Her Pazar ve bayram günü ayinini yönetmek; kilise cemaatine katılmak ve papazlıkta meskenler oluşturmak;

Papazlığın ve Kilise’nin kültürel kurumlarının ve vakıflarının mallarını yönetmek;

Papazlığın malvarlığının bir dökümünü hazırlamak ve muhafaza etmek; papazlığın maliyesini ve hesaplarını yönetmek; papazlık gelir ve giderlerinin bir kaydını tutmak ve bunları mali denetim ve inceleme durumunda müfettiş heyetine sunmak;

Başpiskoposluk’tan satışa sunulacak ayinsel maddeleri tedarik etmek;

Başpiskoposluğa borçlu bulunulan bütün mali katkıların gecikmeksizin ödenmesini sağlamak;

Başpiskoposluğun izni olmadan papazlığa veya kişisel konulara ilişkin uyuşmazlıklar bakımından mahkeme yargılamalarına katılmaktan kaçınmak; uyuşmazlık durumunda üçüncü taraflarla ilişkilerde papazlığı temsil etmek;

Papazlığın statüsü ile bağdaşmayan herhangi bir eylemden kaçınmak;

Kilise Statüsü ile diğer dini belgelerin bütün hükümleri ile kiliseye atanma töreninde edilen yemine uymak.

Yukarıdaki hükümlerin ihlali, işten çıkarma dâhil, çeşitli cezaları uygulayabilecek Kilise disiplin organlarında soruşturma açılmasına yol açabilir.”

43. 17 Mayıs 2011 tarihinde, Kilise’nin bir soruşturmasına cevaben, Çalışma Bakanı, ilgili mevzuatın incelenmesinin ardından, Bakanlık uzmanları tarafından İş Kanun’unun Rumen Ortodoks Kilisesi ile ruhban sınıfı üyeleri arasındaki iş ilişkisine uygulanabilir olmadığı ve bunun bir sonucu olarak, Kilise’nin bu kişilerle bireysel iş sözleşmesi imzalamak zorunda bulunmadığı sonucuna vardıkları hususunda Patrikhane’yi bilgilendirmiştir.

44. Bu doğrultuda, Kasım 2011’den itibaren söz konusu iş sözleşmeleri, piskoposun girişimi sonucu piskopos tarafından verilen atama kararları ile yenilenmiştir. Kararlar iş yeri ile yapılacak işi tanımlamaktadır. Kararlar aynı zamanda aşağıdakileri de belirtmektedir:

“Görevlerini yerine getirirken, papaz doğrudan piskoposa tabidir. Papaz, papazlığın diğer papazları ve piskoposluk temsilcileri ile birlikte çalışmalıdır..

Papaz görevlerini, … Kilise Statüsü’nün 50 (a)-(k) maddesinin gereklerine uygun olarak … yerine getirir.

Görevini yerine getirirken, kiliseye atanma töreninde edilen yemine uygun olarak, Kutsal Kanunları, Kilise Statüsü’nü, dini düzenlemeleri ve Kutsal Meclis ile Piskoposluğun kararlarını iyi bilmeli ve titizlikle uymalıdır. Hiyerarşik otoriteye boyun eğmeli ve Rumen Ortodoks Kilisesi ile cemaatinin meşru çıkarlarını savunmalıdır.

Atanma tarihinden itibaren, görev ve maaş bordrosuna kaydedilirler. Maaşı, ruhban sınıfı üyelerinin ücretlerini düzenleyen yasal hükümlere uygun olarak belirlenir. Kıdemine göre hesaplanacak yıllık izin hakkı vardır.

Papazların satış malzeme kalemlerini sadece piskoposluktan alması gerekir (mumlar, takvimler, ayin kalemler, kitaplar ve benzeri). Papaz bu kalemlerin satıldığı büfelerin (pangarul) faaliyetlerini sürekli denetler.

Suistimal veya disiplin veya bu kararda belirtilen görevlerin ihlali durumunda, papaz piskopos tarafından görevden alınabilir … Kilise’nin disiplin organlarının kurallarına uygun olarak cezalandırılır.”

6. Ruhban sınıfı içinde sendika kurulması ile ilgili iç hukuk uygulaması ve Rumen Ortodoks Kilisesi içindeki diğer örgütlenme biçimlerinin varlığı

45. Kanun ve 1949 Statüsü, Ortodoks müminler ve Kilise personeli bakımından örgütlenme özgürlüğüne ilişkin hiçbir sınırlama getirmemiştir. Komünist rejim altında, Kilise çalışanları tarafından sendikalar kurulmuştur.

46. 4 Ekim 1990 tarihli nihai kararında, Medgidia İlk Derece Mahkemesi, Siyasi Partiler ve Diğer Dernek Biçimleri Kanunu (31 Aralık 1989 tarihli ve 8 sayılı Kanun) kapsamında, Tomris Başpiskoposluğu’nun (Constanţa) Ortodoks ruhban sınıfı ile ruhban sınıfından olmayan personelin sendikası olan, Solidaritatea’nın çalışmasına izin verdi ve sendikaya tüzel kişilik tanıdı.

47. Solidaritatea Sendikası tüzüğünde, amaçlarının “demokratik yaşam ve düşünce ve faaliyet özgürlüğünün güncel gerekleri doğrultusunda ve Rumen Ortodoks Kilisesi’nin doktrinleri ve düzenlemelerine uygun olarak … tinsel yaşamın yenilenmesi ve idari faaliyetlerin yeniden yapılandırılması” için çaba göstermek olduğunu belirtmiştir. Sendika’nın üyelerinin menfaatlerini savunmak için mahkemelere başvurabilmesi, üyelerinin haklarını ve menfaatlerini korumak amacıyla hukuki ve dini kuralların hazırlanmasına yardımcı olması ve üyelerinin Kilise’nin bütün karar alma organlarında sendika başkanı tarafından temsil edilmesi öngörülmüştür.

48. Mayıs 2012’de Tomis Başpiskoposluğu, genel kurul toplantıları yapmayarak, herhangi bir yürütme organı atamayarak ve planladığı faaliyetleri amaçlarını yerine getirmeyerek kendi tüzüğüne uymadığı gerekçeleriyle Solidaritatea sendikasının feshedilmesi için bir mahkeme kararı almaya çalışmıştır. Bu yargılama hala devam etmektedir.

49. 5 Haziran 2007 tarihli nihai kararında, Hârlău İlk Derece Mahkemesi, Sendikalar Kanunu’na göre (Kanun no. 54/2003), Rumen Ortodoks Kilisesi’nin ruhban sınıfı, keşişler ve ruhban sınıfından olmayanların sendikası Sfântul Mare Mucenic Gheorghe’e tüzel kişilik vermiştir.

50. Sfântul Mare Mucenic Gheorghe Sendikası tüzüğünde aşağıdaki amaçları belirtmektedir:

‑ üyelerinin çalışma, onur, sosyal güvenlik, iş güvenliği, dinlenme, sosyal sigorta, işsizlik yardımı, emeklilik istihkakları ve yürürlükteki kanunlarda yazılı olan diğer temel haklarına saygı gösterilmesini sağlamak;

‑ her bir üyesine mesleki eğitimi veya yeteneklerine uygun bir iş sağlamak;

‑ izin süresi ve dinlenme günleriyle ilgili yasal hükümlere uyulmasını sağlamak;

‑ üyeleri arasında girişim, rekabet ve ifade özgürlüğünü desteklemek;

‑ işin ve işten kaynaklanan hakların korunması ile ilgili yasal hükümlerin uygulanmasını ve bunlara tam olarak uyulmasını sağlamak;

‑ başkanlarını ve temsilcilerini hem görevleri süresince hem de sonrasında korumak;

‑ disiplin kurullarında bulunmak ve temsil edilmek;

‑ ortak dini komiteler kurmak;

‑ Kilise’nin dâhili düzenlemelerine, özellikle yeni Statü’nün hazırlanmasına ve değiştirilmesine katılmak;

‑ üyelerini etkileyen kararlarla bağlantılı olarak zorunluluk temelinde danışmanlık vermek;

‑ iş sözleşmelerini müzakere etmek;

‑ Kilise temsilciliğine aday göstermek için demokratik seçimler yapmak;

‑ kilise yetkilileri dâhil, üyelerinin haklarını ve menfaatlerini olumsuz olarak etkileyen idari veya düzenleme kaynaklı tedbirlerden sorumlu bireylere veya diğer unsurlara karşı yasal yollara başvurmak ve

‑ üyelerinin menfaatlerini savunmak ve onurlarını ve temel haklarını koruma aracı olarak dilekçe vermek, gösteri ve grev yapmak.

51. Ocak 2011’de Sendika’nın başkanı, sendika üyeleri ile kilise makamları arasındaki ilişkilerde kayda değer oranda iyileşme olduğunu açıklayarak, Sendika’nın feshini talep etmiştir. İşlemler hala devam etmektedir.

52. Günümüze kadar, Kilise Statüsü’ne uygun olarak piskopos tarafından izin alındıktan sonra, mahkeme tarafından tanınan 200 civarı kilise derneği ve vakfı vardır.

7. İç hukuk mahkemelerinin içtihatları

53. 19 Eylül 2005 tarihli bir kararla, Yüksek İstinaf ve Adalet Mahkemesi, hukuk mahkemelerinin papazın işten çıkarılmasının iptali ile işine geri dönmesini ve maaşının ödenmesine karar vererek mahkeme kararının yerine getirilmesini denetleme bakımından yargı yetkisine sahip olduğuna karar vermiştir.

54. Farklı bir davadaki 4 Şubat 2010 tarihli bir kararda, Yüksek Mahkeme, Bükreş İstinaf Mahkemesi’nin, bir (piskoposluk bölgesi) çalışanının İş Kanunu’nun uygulanmasının incelenmesi talebinin İş Müfettişi tarafından reddedilmesi kararına karşı Ortodoks bir papaz tarafından açılan davanın reddi kararını onaylamıştır. Mahkeme, yalnızca ilgili dâhili düzenleme hükümlerinin davada uygulanabilir olduğuna, bunların bu kapsamda İş Kanun’unun genel kurallarına üstün olduğuna ve İş Müfettişi’nin piskoposun bu kurallara uyup uymadığını denetleme yetkisinin bulunmadığına karar vermiştir.

55. 10 Haziran 2008, 3 Temmuz 2008 ve 7 Nisan 2011 tarihlerinde verilen üç kararda, Anayasa Mahkemesi, topluluklar içinde iç disiplin organlarının varlığının ve bunların kararlarına hukuk mahkemelerinde itiraz edilememesinin aslında bir mahkemeye erişim hakkının sınırlanmasına yol açtığını kabul etmiş, fakat bu sınırlamanın dini toplulukların özerk niteliği ile haklı kılındığına karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi bu bağlamda, 489/2006 sayılı Kanun’a göre, ruhban sınıfı üyeleri bakımından olağan mahkemelerin davaya bakma yetkisi bulunan tek halin, cezai suçlarla ilgili olanlar olduğunu not etmiştir.

B. Uluslararası hukuk

1. Evrensel standartlar

56. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) Sendika Özgürlüğüne ve Örgütlenme Hakkının Korunmasına İlişkin 87 sayılı Sözleşmesi’nin (1948’de kabul edilmiş ve 28 Mayıs 1957 tarihinde Romanya tarafından onaylanmıştır) ilgili hükümleri aşağıdaki gibidir:

Madde 2

“Çalışanlar ve işverenler herhangi bir ayırım yapılmaksızın önceden izin almadan istedikleri kuruluşları kurmak ve yalnız bu kuruluşların tüzüklerine uymak koşulu ile bunlara üye olmak hakkına sahiptirler.”

Madde 3

“1. Çalışanların ve işverenlerin örgütleri tüzük ve dâhili yönetmeliklerini düzenlemek, temsilcilerini serbestçe seçmek, yönetim ve etkinliklerini düzenlemek ve iş programlarını belirlemek hakkına sahiptirler.

2. Kamu makamları bu hakkı sınırlayacak veya bu hakkın yasaya uygun şekilde kullanılmasına engel olacak nitelikte her türlü müdahaleden sakınmalıdırlar.”

Madde 4

“Çalışanların ve işverenlerin örgütleri yönetsel yoldan fesih veya faaliyetten men’e tabi tutulamazlar.”

Madde 7

“Çalışanların ve işverenlerin örgütleriyle bunların federasyon ve konfederasyonlarının tüzel kişilik kazanmaları yukarıda yazılı 2,3, ve 4’üncü maddeler hükümlerinin uygulanmasını sınırlayacak nitelikte koşullara bağlanamaz.”

57. ILO tarafından 2006 yılında kabul edilen iş ilişkisi ile ilgili 198 sayılı Tavsiyenin ilgili hükümlerine göre:

“9. Bir iş ilişkisinde ulusal çalışanların korunması politikasının amaçları bakımından iş ilişkisinin varlığı; ilişki taraflar arasında kabul edilen herhangi bir aksini belirtir sözleşme niteliğinde ya da bu nitelikte olmayan herhangi bir düzenleme tarafından nasıl nitelenmiş olursa olsun, esas olarak iş performansı ve işçinin ücretine ilişkin olgular dikkate alınarak saptanmalıdır.

11. Bir iş ilişkisinin varlığının saptanmasını kolaylaştırmak amacıyla, Üyeler, bu Tavsiye’de atıfta bulunulan ulusal politika çerçevesi içerisinde, aşağıdaki ihtimalleri dikkate almalıdır:

(a) bir iş ilişkisinin varlığının saptanması için geniş bir yöntem yelpazesine olanak sağlamak;

(b) bir ya da daha fazla ilgili göstergenin bulunduğu yerde bir iş ilişkisinin mevcut olduğu hukuki varsayımını hesaba katmak ve

(c) işveren ve işçi en çok temsil yeteneğine sahip kuruluşlarla ön istişare yaptıktan sonra, genel olarak ya da belli bir kamu sektöründeki belli özellikleri olan işçilerin ya çalışan veya serbest çalışan olduğunun belirlenmesi.

13. Üyeler kendi kural ve düzenlemelerinde veya başka yollarla bir iş ilişkisinin mevcut olduğunun özel göstergelerini tanımlama ihtimalini dikkate alırlar. Bu göstergeler:

(a) İşin diğer tarafından talimatlarına uygun olarak ve denetimi altında yürütülmesini; çalışanın işletme teşkilatına uyumunu kapsamasını; tamamen ve esas olarak diğer bir kişinin yararına yerine getirilmesini; kişisel olarak çalışan tarafından yürütülmesini; özel çalışma saatlerinde veya belirtilen veya çalışmayı talep eden tarafın kabulü ile belli bir iş yerinde yürütülmesini; belli bir süresinin olması veya belli bir devamlılığa sahip olmasını; çalışanın mevcutiyetini gerektirmesini veya işi talep eden tarafın aletlerin, materyallerin ve makinelerin tedarikini kapsamasını içerebilir;

(b) ücretin çalışana periyodik ödenmesi; bu ücretin çalışanın tek veya temel gelir kaynağı olması; gıda, lojman veya ulaşım gibi ayni ödeme şartı; haftalık dinlenme ve yıllık tatil gibi hakların tanınması; çalışanın işi yürütmek için yaptığı seyahatlerin işi talep eden taraf tarafından ödenmesi veya çalışanın mali riskinin bulunmayışı.”

2. Avrupa standartları

58. Romanya gözden geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı’nı 7 Mayıs 1999’da onaylamıştır. Şart’ın örgütlenme hakkı ile ilgili 5. maddesinin ifadesi aşağıdaki gibidir:

“Akit Taraflar, çalışanların ve işverenlerin ekonomik ve sosyal çıkarlarını korumak için yerel, ulusal ve uluslararası örgütler kurma ve bu örgütlere üye olma özgürlüğünü sağlamak veya desteklemek amacıyla ulusal yasanın bu özgürlüğü zedelemesini veya zedeleyici biçimde uygulanmasını önlemeyi taahhüt ederler. Bu maddede öngörülen güvencelerin, güvenlik güçleri bakımından hangi ölçüde uygulanacağı ulusal yasalarla ya da yönetmeliklerle belirlenir. Bu güvencelerin silahlı kuvvetler mensuplarına uygulanmasına ilişkin ilke ile bu kesime hangi düzeyde uygulanacağı, yine ulusal yasalar ya da yönetmeliklerle saptanır”

59. Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı’nın 12. maddesinin 1. fıkrası şöyledir:

“Herkes barışçı bir şekilde toplanma ve özellikle siyasi, işçi sendikaları ve toplum konuları ile ilgili olarak her düzeyde dernek kurma hakkına sahiptir; bu özgürlüğe, herkesin kendi çıkarlarını korumak için işçi sendikaları kurmak ve bu sendikalara katılma hakkı da dâhildir.”

60. İstihdam ve meslekte eşit muamele bakımından genel bir çerçeve belirleyen 27 Kasım 2000 tarihli ve 2000/78/EC sayılı Konsey Direktifi’nin ilgili bölümlerine göre:

“Avrupa Birliği Konseyi,

Bu nedenlerle: …

(4) Bütün kişilerin kanun önünde eşitlik hakkı ve ayrımcılığa karşı korunması, bütün üye Devletler’in imzacısı olduğu İnsan Hakları Evrensel Bildirisi, Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi ile Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi ve İnsan Haklarını ve Temel Özgürlüklerini Korunması Avrupa Sözleşmesi tarafından kabul edilen evrensel bir hak oluşturur. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) 111 sayılı Sözleşmesi istihdam ve meslek alanında ayrımcılığı yasaklamaktadır.

(5) Bu hak ve özgürlüklere saygı gösterilmesi önemlidir. Bu direktif, başkalarıyla sendika kurma ve menfaatleri savunmak için sendikaya üye olma hakkı dâhil, dernek özgürlüğüne engel değildir.

(24) Amsterdam Antlaşması Nihai Senedi’ne ekli, kiliselerin ve dine dayalı olmayan örgütlerin statüsüne hakkındaki 11 sayılı Avrupa Birliği Deklarasyonu, Üye Devletler’deki kiliselerin ve dini derneklerin veya toplulukların ulusal hukuk altındaki statülerine saygı gösterdiğini ve engellemediğini ve felsefi ve dini olmayan örgütlerin statüsüne aynı derecede saygı gösterdiğini açıkça kabul etmiştir. Bu bakış açısıyla, Üye Devletler mesleki bir faaliyeti sürdürmek için gerekli olabilecek gerçek, meşru ve haklı iş gerekleri ile ilgili özel hükümler benimseyebilirler veya getirebilirler.

Bu Direktifi kabul etmiştir:

Madde 4

İş gerekleri

1. … Üye Devletler [din veya inanca ] dayanan farklı muamelenin, belli mesleki faaliyetlerin niteliği veya işin yapıldığı kapsam nedeniyle, bir özelliğin amacının meşru ve gereğin orantılı olması şartıyla, bu özelliğin gerçek ve belirleyici iş gereği teşkil etmesi durumda ayrımcılık oluşturmayacağını öngörebilirler.

2. Üye Devletler, kilise içerisindeki mesleki faaliyetleri ve değerleri din veya inanca dayanan diğer özel veya kamu kuruluşları bakımından, kişinin din veya inancına dayanan farklı muamelenin, bu faaliyetlerin niteliği veya işin yapıldığı kapsam nedeniyle, kişinin din ve inancının gerçek ve belirleyici iş gereği teşkil etmesi durumda ayrımcılık oluşturmayacağını yürürlükteki ulusal hukukta benimseyebilirler … veya bu Direktif’in kabul edilmesi tarihinde mevcut olan ulusal uygulamaları kapsam dâhiline alabilirler. …

Direktif hükümlerinin başka türlü uyulmasını öngörmemesi şartıyla, bu Direktif, kilise ile değerleri din veya inanca dayanan, ulusal anayasalar ve kanunlara uygun olarak kendileri için çalışan bireylerden iyi niyetle ve kuruluşun değerlerine sadakatle hareket etmesini talep eden diğer kamu ya da özel kuruluşların haklarını engellemez.”

61. Avrupa Devletleri’nin uygulamalarında, kiliseler ve Devletler arasındaki ilişkilere farklı anayasal modeller uygulanmaktadır. Avrupa Konseyi üye Devleri’nin çoğunluğunda,[1] kanun dini bir topluluk ve bu topluluğun ruhban sınıfı arasındaki yasal ilişkinin niteliğini bizzat tanımlamamaktadır. Dini topluluk, papazları ile iş sözleşmesi yapabilir, fakat sözleşme yapmak zorunda değildir ve çoğu durumda da yapmamaktadır. Öte yandan, hiçbir iş sözleşmesinin bulunmadığı hallerde bile, ruhban sınıfı üyeleri genellikle sosyal güvenlik sisteminin diğer hak sahipleri ile aynı şartlar altında sosyal yardımlardan yararlanma hakkına sahiptirler. Az sayıdaki Devlette,[2] ruhban sınıfının üyelerinin kendilerini istihdam eden dini topluluğa karşı yüksek bir sadakat ödevini gözetmesi aranmasına karşın, ilişki iş kanunu tarafından yönetilmektedir. Son olarak, diğer Devletler’de[3] iç hukuk mahkemeleri, iş ilişkilerinin sözleşmeye dayanan iş ilişkisi olarak sınıflandırılabilip sınıflandırılamayacağını bireysel koşullar temelinde karara bağlamaktadır.

Ruhban sınıfı üyelerinin sendikal hakları bakımından, hiç bir Devlet resmen onların sendika kurmasını yasaklamamaktadır ve hatta bazı Devletlerde bu hak onlara açıkça tanınmaktadır. Örneğin, Avusturya, Bulgaristan, Finlandiya, Türkiye, Fransa, Birleşik Krallık, İrlanda ve Hollanda’da din görevlilerinin sendikaları veya işçi sendikalarının savunduğu menfaatlere yakından benzeyen menfaatleri savunan dernekler vardır.

KARAR

I. BAŞVURUNUN İSİMSİZ NİTELİĞİ VE BİREYSEL BAŞVURU HAKKININ ENGELLENDİĞİ İDDİASI

A. Tarafların sunumları

62. Başvurucu sendika, bir sendika kurmak için adım atılır atılmaz, üyelerinin Kilise’den gelen yoğun bir baskı altına alındığını ileri sürmüşlerdir. Bu baskı Mahkeme’ye başvuru yapıldıktan sonra da devam etmiştir ve bu baskının sonucu olarak, bazı üyeler başvuruyu devam ettirebilmek için adının açıklanmamasını talep ederken, bazı üyeler de yargılamalardan çekilmeye zorlanmıştır.

63. Sendika Daire’nin kararını vermesinin ardından baskının yoğunlaştığını söylemiştir ve bu iddiayı desteklemek için, Rumen Ortodoks Patrikliği’nin kararı eleştiren Şubat 2012 tarihli bir basın açıklaması ile birlikte, Kilise liderlerinin basında çıkan birkaç açıklamasını sunmuşlardır.

64. Yukarıdaki değerlendirmelere göre, Sendika, Devlet’in Mahkeme’ye başvuran kişileri hem Devlet yetkililerinin hem de diğerlerinin baskılarından koruma pozitif yükümlülüğünü yerine getirmediğini ileri sürmüşlerdir.

65. Bu nedenle, Büyük Daire’den Sözleşme’nin 34. maddesinin ihlalini saptamasını talep etmiştir.

66. Hükümet başvurunun, başvurucu sendika üyelerinin Mahkeme’ye başvuru bakımından samimi niyetini yansıtıp yansıtmadığı hususundaki şüphelerini ifade etmiştir. Sendika adına Mahkeme’ye başvuran bireylerin kimliklerinin ve isimlerinin Daire önündeki yargılamalar süresince değiştiğini ileri sürmüşlerdir ve Büyük Daire’den başvuru yapan ve başvuruyu devam ettirenlerin kesin kimliklerinin saptanmasını talep etmişlerdir. İlk itiraz olarak ileri sürmeksizin, Hükümet bu sorunun hem davanın esası hem de adil karşılık sorunu açısından önemli olduğunu belirtmiştir.

67. Hükümet, Devlet’in sadece bir bireysel başvuru hakkının engellenmesini oluşturan kasıtlı tedbirlerden dolayı sorumlu tutulabileceğini savunmuştur. Sunumlarına göre, mevcut davada Kilise’nin iddia edilen uygunsuz davranışını kasıtlı olarak onaylayan veya hoşgören bir eylem ya da ihmalden dolayı yetkililer suçlanamayacağı için, Devlet’in bireysel başvuru hakkını ihlal ettiği söylenemez.

B. Büyük Daire’nin değerlendirmesi

68. Büyük Daire, Hükümet ve başvurucu sendikanın ilgili görüşleri farklı olmasına karşın, bu görüşlerin her ikisi de tek başına veya Sözleşme’nin 35. maddesinin 2 (a) fıkrası ile bağlantılı olarak, 34. maddenin uygulanması ile ilgili olduklarını gözlemler. Bu hükümle şöyle ifade edilmiştir:

Madde 34

“Bu Sözleşme veya protokollerinde tanınan haklarının Yüksek Sözleşmeci Taraflardan biri tarafından ihlal edilmesinden dolayı mağdur olduğunu öne süren her gerçek kişi, hükümet dışı kuruluş veya kişi grupları Mahkeme’ye başvurabilir. Yüksek Sözleşmeci Taraflar bu hakkın etkin bir şekilde kullanılmasını hiçbir surette engel olmamayı taahhüt ederler.”

Madde 35 § 2

“Mahkeme, 34. madde uyarınca sunulan bireysel başvuruları aşağıda sayılı hallerde ele almaz:

(a) Başvuru isimsiz ise …”

1. Başvurunun isimsiz olduğu iddiası

69. Büyük Daire başından, Daire önünde ileri sürmedikleri için, Hükümet’in konuyu ileri sürme hakkının düştüğünü gözlemler. Hükümet başvurunun kabul edilebilirliğine, başvurucu sendikanın isimlerinin saklı kalmasını isteyen bazı üyeleri dolayısıyla itiraz ettiği için, Mahkeme, bir başvurunun gerçekliği bakımından şüpheleri olan bir hükümetin Mahkeme’yi zamanında bilgilendirmesi gerektiğini ve bir başvurunun Sözleşme’nin 34. veya 35. maddelerinin gereklerini yerine getirip getirmediğine karar vermek bakımından sadece Mahkeme’nin yetkili olduğunu tekrarlar (bakınız Shamayev ve Diğerleri – Gürcistan ve Rusya, no. 36378/02, § 293, ECHR 2005‑III).

70. Mahkeme aynı zamanda, İçtüzüğün 47. maddesinin 3. fıkrası çerçevesinde davalarını Mahkeme’ye getiren kişilerin kimliklerinin açıklanmamasını tanıma amacının, kimliklerinin açıklanmasının kendilerine zarar verebileceğini düşünen başvurucuları korumak olduğuna da işaret etmiştir. Bu korumanın yokluğunda, bu başvurucuların Mahkeme ile serbestçe ilişki kurması engellenebilir. Bundan başka, feshedilen veya tescil edilmesi reddedilen bir dernek, temsilcileri aracılığıyla fesih veya kabul etmemekten dolayı şikâyet eden bir başvuru yapma hakkına sahiptir (bakınız Stankov ve the United Macedonian Organisation Ilinden – Bulgaristan, no. 29221/95 ve 29225/95, § 57, ECHR 2001‑IX).

71. Mevcut davada, Mahkeme, Bay I. Gruia’ya kendileri adına hareket etmesi için talimat veren başvurucu sendikanın, Mahkeme’ye temsilcileri aracılığıyla başvurduğunu not eder. Temsilciler, Craiova Başpiskoposluğu tarafından Mahkeme’ye gönderilen, başvurularını geri alma niyetini belirten ifadelerini daha sonra geri çekmişlerdir. Başpiskoposluğun ifadeyi imzalamaları için kendilerini zorladığını açıklamışlardır. Mahkeme’nin kendilerini teşhis etmesini sağlayacak olgusal ve hukuksal bilgileri sundukları ve söz konusu olgular ile ileri sürülen şikâyetle bağlantılarını kurdukları için, hem Daire başkanı hem de sonrasında Büyük Daire’nin Başkanı kimliklerinin açıklanmaması taleplerini kabul etmiştir.

72. Bundan dolayı, Mahkeme başvurunun Sözleşme’nin 35. maddesinin 2. fıkrası kapsamında isimsiz olmadığı ve başvurucu sendikanın üyelerinin Mahkemedeki yargılamalarda sendikanın adına hareket etme niyetinin şüpheli olmadığı görüşündedir. Bu doğrultuda, Hükümet’in başvurunun isimsiz olduğu itirazını ileri sürme hakkının olduğu varsayılsa bile, Mahkeme itirazı reddeder.

2. Bireysel başvuru hakkının engellendiği iddiası

73. Mahkeme, bireysel başvuru hakkının etkili kullanılmasını engellememe yükümlülüğünün, bireyin bir şikâyeti Mahkeme önünde etkili bir şekilde ileri sürmesine ve takip etmesine müdahaleyi engellediğini tekrarlar. 34. madde kapsamında kurulan bireysel başvuru sisteminin etkili işlemesi bakımından başvurucuların veya potansiyel başvurucuların başvurularını geri çekmesi veya değiştirmesi için yetkililerin hiçbir baskısına maruz kalmadan Mahkeme ile serbestçe iletişim kurabilmesi son derece önemlidir. Mahkeme önceki kararlarında not ettiği üzere, “baskı”, sadece mevcut veya potansiyel başvuruculara, bunların aile üyelerine veya yasal temsilcilerine karşı doğrudan baskı ve açık yıldırma hareketleri değil aynı zamanda başvurucuları bir Sözleşme yolunu yürütmekten vazgeçirmek veya cesaretini kırmak için hazırlanmış diğer dolaylı uygun olmayan eylemleri veya temasları içerir (diğer kararlar arasında bakınız, Mamatkulov ve Askarov – Türkiye [BD], no. 46827/99 ve 46951/99, § 102, ECHR 2005-I).

74. Mevcut davada, Mahkeme, başvurucu sendikanın Sözleşme’nin 34. maddesinin ihlalini ilk defa Büyük Daire’de ileri sürdüğünü gözlemler. Mahkeme ayrıca, Mahkeme’ye yapılan başvurunun geri çekilmesi talebi dâhil, şikâyet edilen olayların Daire’nin kararını vermesinden önce meydana geldiğini de ayrıca not eder (bakınız yukarıda 23. ve 24. paragraflar).

75. Başvurucu sendikanın başvuru yapıldığından bu yana bir avukat tarafından temsil edildiği olgusu ve Sözleşme’nin 34. maddesinin ihlalini Daire’ye şikâyet etmekten sendikayı alıkoyan hiçbir gerekçe ileri sürülmediği dikkate alındığında, Büyük Daire, sendikanın bu şikâyeti mahkemede ileri sürme hakkının olmadığı görüşündedir.

76. Başvurucu sendika davanın Büyük Daire’ye gönderilmesinden sonra meydana gelen, dolayısıyla 34. maddenin ihlali iddiasını ileri sürme hakkının olmadığı olaylardan şikâyet etmesi bakımından, Mahkeme bir Sözleşmeci Devlet’in yetkililerinin, yargı yetkisi içindeki diğer bireylerin haklarını ihlal eden özel bireylerin eylemlerini kabullenmeleri veya göz yummalarının Sözleşme kapsamında Devletin sorumluluğunu ortaya çıkardığını hatırlatır (aralarındaki farkları dikkate alarak bakınız, Kıbrıs – Türkiye [BD], no. 25781/94, § 81, ECHR 2001‑IV).

77. Öte yandan, Mahkeme mevcut davada başvurucu sendikanın, sendika üyelerine Daire’nin kararını vermesinden sonra uygulanan baskının Devleti böyle bir baskıyı durdurmak için harekete geçmediği için sorumlu tutacak derecede yoğunlaştığı iddiasını temellendirmediğini gözlemler.

78. Bu bağlamda, Mahkeme, sendikanın iddialarını desteklemek için sadece basında yer alan, Ortodoks Patrikhanesi ile Kilise hiyerarşisinin çeşitli üyeleri tarafından Daire’nin kararını eleştiren açıklamalara atıfta bulunduğunu not eder. Ancak, bu görüşleri, sendika üyelerini Büyük Dairede’ki başvuruları geri alması veya değiştirmesi veya bireysel başvuru haklarını kullanmalarını diğer bir yolla engellemeyi amaçlayan herhangi bir tedbir izlemiş görünmemektedir.

79. Mahkeme’nin görüşüne göre, davanın olguları, ulusal makamların başvurucu sendikanın üyelerine baskı uyguladığı veya baskı uygulanmasına izin verdiği veya bireysel başvuru hakkının etkili uygulanmasını güvence altına alma yükümlülüklerini başka şekilde yerine getiremedikleri yargısını desteklememektedir. Hükümet basının hareketlerinden veya ifade özgürlüğünü kullanan ve kamusal bir görev yerine getirmeyen bireylerin yaptığı açıklamalarından sorumlu tutulamazlar.

80. Bu şartlar altında, Mahkeme ilk olarak, başvurucu sendikanın, Daire’nin kararını vermesinden önce meydana gelen olaylar bakımından Sözleşme’nin 34. maddesi ihlalini ileri sürme hakkının düştüğünü ve ikinci olarak bu tarihten sonra meydana gelen olaylar bakımından, davalı Devlet’in Sözleşme’nin 34. maddesindeki yükümlülüklerini ihlal etmediğini düşünmektedir.

II. SÖZLEŞMENİN 11. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI

81. Başvurucu sendika, Dolj Bölge Mahkemesi’nin tescil başvurusunu reddederek, aşağıda belirtilen Sözleşme’nin 11. maddesinde güvence altına alınan örgütlenme hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür:

“1. Herkes barışçıl olarak toplanma ve dernek kurma hakkına sahiptir. Bu hak, çıkarlarını korumak amacıyla başkalarıyla birlikte sendikalar kurma ve sendikalara üye olma hakkını da içerir.

2. Bu hakların kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplum içinde ulusal güvenliğin, kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli olanlar dışındaki sınırlamalara tabi tutulamaz. Bu madde, silahlı kuvvetler, kolluk kuvvetleri veya devlet idaresi mensuplarınca yukarda anılan haklarını kullanılmasına meşru sınırlamalar getirilmesine engel değildir.”

A. Daire’nin kararı

82. 31 Ocak 2012 tarihli kararında, Daire Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlalini saptamıştır. Mahkeme, papazların ve ruhban sınıfından olmayanların maaşlarını esas olarak Devlet bütçesinden alarak ve genel sosyal sigorta kapsamında sigortalanarak Rumen Ortodoks Kilisesi’ndeki görevlerini iş sözleşmeleri ile yerine getirdiklerini gözlemleyerek, sözleşmeye dayanan bir iş ilişkisinin medeni hukukun bütün kurallarından muaf tutulamayacağını düşünmektedir. Mahkeme, Kilise’nin ruhban sınıfı üyeleri ile ruhban sınıfından olmayan çalışanlarının öncelikle 11. madde kapsamı dışında tutulamayacağı sonucuna ulaşmıştır.

83. Ardından, başvurucu sendikanın tescilinin reddedilmesini Sendika Kanunu’nun genel ilkeleri bakımından inceleyerek, Daire, tedbirin iç hukukta öngörüldüğünü ((yani, Bölge Mahkemesi tarafından Ortodoks Kilise Statüsü ışığında yorumlandığı üzere, Sendikalar Kanunu (Kanun no. 54/2003) ve Din Özgürlüğü Kanunu (Kanun no. 489/2006)) ve Kilise çalışanlarının sendika kurması ile ilgili kanun ve uygulama arasındaki farklılığı önlemeyi amaçlayan meşru bir amaç izlediğini (yani, dini toplulukların özgürlük ve özerkliğini içeren kamu düzeninin korunması) kabul etmiştir.

84. Mahkeme daha sonra, Bölge Mahkemesi’nin başvurucu sendikanın tescilini reddeden kararının esas olarak Ortodoks Hristiyan geleneğini, kuruluş doktrinini ve karar almaya ilişkin kilise hukukunun kurallarını koruma ihtiyacına dayandığını gözlemlemiştir. Bu bağlamda, Bölge Mahkemesi, demokrasiye tehdit olmaları bir yana, başvurucu sendikanın, tüzüğünde belirtildiği üzere, programının veya üyeleri tarafından benimsenen görüşlerinin “demokratik bir toplum” ile bağdaşmadığını saptayamamasından dolayı, Mahkeme, “zorlayıcı sosyal ihtiyacı” tanımlayan ölçütün mevcut davada karşılanamadığına karar vermiştir.

85. Başvurucu sendikanın tescilinin reddini haklı göstermek için Bölge Mahkemesi tarafından gösterilen tamamen dini nitelikteki gerekçeleri inceleyerek, Daire, ayrıca, Mahkeme’nin hem Rumen Ortodoks Kilisesi çalışanlarının menfaatlerini – özellikle, bu kişilerle Kilise arasındaki iş sözleşmesinin varlığını – hem ruhban sınıfı üyeleri ile ruhbandan olmayan personel arasındaki ayrımı hem de sendika üyeliğini yasaklayan din kurallarının, çalışanların sendikal haklarını düzenleyen iç hukuk ve uluslararası hukuk düzenlemeleriyle bağdaşıp bağdaşmadığı sorusunu yeterince dikkate almadığını da dikkate almıştır.

86. Son olarak, Ortodoks Kilisesi çalışanlarının bir sendikaya üye olma hakkının diğer sendikalar bakımından iç hukuk mahkemeleri tarafından hâlihazırda tanınmış olduğunu not ederek, Daire, başvurucu sendikanın tescilinin reddi gibi sert bir tedbirin izlenen amaçla orantısız ve dolayısıyla demokratik bir toplumda gerekli olmadığı sonucuna varmıştır.

B. Tarafların sunumları

1. Başvurucu sendika

87. Başvurucu sendika, Rumen Ortodoks Kilisesi papazlarının ve ruhban sınıfından olmayan personelinin kamu görevlilerine benzer bir statüye sahip olduğunu ileri sürmüştür. Kamu görevlileri gibi, seçme sınavları ile işe alınmışlardır. Ardından piskoposun haklarını ve yükümlülüklerini belirleyen bir kararı ile atanmışlardır. Papazlığa atanma törenlerinde yemin etmişler ve maaşları bütün kamu görevlilerinin ücretini düzenleyen kanunla belirlenmiş ve ekonomik bir kriz zamanında aynı oranda azaltılmıştır. Genel sosyal güvenlik sistemine katkı payı yatırmışlar ve her çeşit sosyal yardımdan tam olarak yararlanma hakkına sahiptirler. Bundan başka, üniversitelere benzer şekilde, Rumen Ortodoks Kilisesi’ne çalışanlarının maaşlarının ödenmesi için Devlet bütçesinden fon tahsis etmiştir. Bundan dolayı, başvurucu sendika ne Rumen Ortodoks Kilisesi’nin personel ile iş sözleşmesi imzalamama pratiği ne de maaşlarının bir kısmını kendi öz fonlarından karşılıyor olması Kilise ve çalışanları arasındaki ilişkinin gerçek niteliğini etkiler, çünkü bu ilişki bir iş sözleşmesinin bütün yönlerini zorunlu kılar ve kamu görevlileri ile onları işe alan kurumların arasındaki ilişkiyle benzerdirler.

88. Başvurucu sendika, benzer şekilde özel sadakat ödevleriyle bağlı olan fakat kendi menfaatlerini savunmak için sendikası bulunan diğer meslek gruplarının aksine, sayısı 15,000’lerde olan Rumen Ortodoks Kilisesi’nin çalışanları maaşlar ve tayinler gibi konularla söz konusu potansiyel suistimallere karşı herhangi bir çeşit korunmadan mahrum olduğunu iddia etmiştir.

89. Başvurucu sendika, üyelerinin dernek özgürlüğüne müdahalenin iç hukukta öngörülmediğini eklemiştir. Bu bağlamda, sadece organik bir kanunla sınırlanabilecek olan, vatandaşların siyasi partilerin, sendikaların, işveren derneklerinin ve diğer çeşit derneklerin kuruluşuna serbestçe katılma hakkını güvence altına alan Anayasa’nın 40., 53. ve 73. maddelerine atıfta bulunmuşlardır. Sendika papazların bir sendika kurmasını engelleyen hiçbir mevzuatın bulunmadığını, tescilinin reddedilmesinin yalnızca Kilise Statüsü’nün 123. maddesinin 8. fıkrasına dayandırıldığını; Statü’nün Hükümet tarafından onaylanmış olmasının, bu belgeye değil anayasal özgürlükleri sınırlayabilecek organik bir kanun niteliği, iç hukuk yasama normu statüsü bile vermediğinin Anayasa’nın bu hükümlerinden çıkarılabileceğini ileri sürmüştür. Statü’nün 123 § 8 maddesinin Anayasa ile çelişkili olduğunu ileri süren başvurucu sendika, sendikanın yasaklanması kararının iç hukuka aykırı olduğu sonucuna varmıştır. Bu nedenle kararın hiçbir yasal temeli yoktur ve Sözleşme’nin 11. maddesini ihlal etmiştir.

90. Başvurucu sendika, söz konusu tedbirin meşru bir amaç, yani Kilise’nin menfaatlerinin korunması meşru amacını izlediğini kabul etmiştir, fakat tedbirin Kilise’nin dini özerkliğini korumak için demokratik bir toplumda gerekli olmadığını iddia etmiştir.

91. Sendikanın sunumuna göre, Devlet ve dini topluluklar arasındaki ilişki söz konusu olduğunda, topluluğun dini faaliyetleri ile medeni ve ticari faaliyetleri arasında bir ayrım yapılması gerekir. Bu şekilde, dini faaliyetlere herhangi bir devlet müdahalesinin kesin olarak yasaklanması gerekirken, Kilise’nin medeni ve ticari faaliyetleri, din ile veya Kilise’nin ruhani misyonu ile bağlantılı değildir ve bundan dolayı medeni hukuka tabi olmalıdır. Bu bağlamda, başvurucu sendika ne Hristiyan dogmasını ne de dini ibadet organizasyonunu değiştirmek istediğini fakat tek amacının, üyelerinin garantili kanuni maaş alma ve haksız yere işten çıkarılmama dâhil yasal haklarının korunması için mücadele etmek olduğuna işaret etmiştir. Sendika aynı zamanda üyelerinin bir sendika kurmak için sözlü izin almaya çalıştığını – ve aldığını – fakat başpiskoposun sonradan Kutsal Meclis’in muhalefetinin ardından başlangıçtaki onayını geri çektiğini de ileri sürmüştür.

92. Başvurucu sendika tüzüğünde yer alan bazı amaçların papazların görevleri ile çatışabileceğini kabul etmiştir fakat bunların “büyük çapta Sendikalar Kanunu’ndan kopyalanmış” olduğunu ve bu kuralların aynı zamanda, papazlarla aynı yükümlülüklere tabi olmayan Kilise’nin ruhban sınıfından olmayan personellerinin menfaatlerini de korumayı amaçladığını ileri sürmüşlerdir. Sendika ayrıca her halde, grev veya benzeri faaliyetler gibi yapılabilecek herhangi bir eylem fesih dâhil, feshe kadar gidecek yaptırımlar uygulayabilecek yargısal makamların denetimine tabi olacağını ileri sürmüştür. Papazların greve gitme veya papazlıklarının görev alanı dışında diğer faaliyetleri düzenleme kararı alsa bile, benzer yaptırımlar öngören Kilise’nin disiplin prosedürüne ve Statüsüne tabi kalacaklarını eklemiştir.

93. Son olarak, başvurucu sendika diğer iki sendikanın zaten Kilise içinde kurulmuş olduğunu Devlet tarafından tanınmalarının iç örgütlenmelerini etkilemediğini veya eşdeğer yönetim kurallarına sebebiyet vermediğini not etmiştir. Kilise görevlileri sendikalarının diğer Avrupa Konseyi üye Devletleri’nde serbestçe faaliyet gösterdiğini de belirtmiştir.

94. Sonuç olarak, başvurucu sendika, tamamen tüzüğü ışığında yapılan varsayımlara dayanan önleyici bir tedbir olarak yasaklanmasının izlenen amaçla orantılı olmadığını ve Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlaline yol açtığını iddia etmiştir.

2. Hükümet

95. Hükümet herhangi bir kabul edilemezlik savunması ileri sürmemiştir ve başvurucu sendikanın tescilinin reddedilmesinin örgütlenme özgürlüğü hakkına bir müdahale oluşturduğunu kabul etmiştir. Hükümet ayrıca, Rumen Ortodoks Kilisesi’nin ruhban olmayan personelinin sendika kurmasını engelleyen hiçbir yasal engel olmadığına da işaret etmiştir.

96. Ruhban sınıfının üyeleri bakımından, Hükümet, Rumen Ortodoks Kilisesi Statüsü ve Din Özgürlüğü Kanunu’na istinaden, bu kişilerin Kilise ile ilişkilerinin, iş hukukunun alanı dışına düşen “özgürce kabul edilmiş hizmet ve misyon ilişkisi” olduğunu ve bundan dolayı İş Kanunu alanı dışında kaldığını ileri sürmüştür. Hükümet, papazların görevlerini, haklarını ve yükümlülüklerini belirleyen piskopos kararı ile ve kiliseye atanma töreninde verdikleri bağlılık ve itaat yeminine göre yerine getirdiklerini gözlemlemiştir. Craiova Başpiskoposluğu tarafından 2004’te imzalanan iş sözleşmelerinin kanunun yanlış yorumlanmasının bir sonucu olduğunu ve İş Müfettişleri tarafından hiçbir zaman kayıt altına alınmadığını, bunun da aslında iş kanunun Ortodoks Kilisesi ile onun dini personeli arasındaki ilişkiye uygulanabilir olmadığını teyit ettiğini de eklemişlerdir. Bu görüş, dini cemaatlerin özerkliği gereğince, olağan iç hukuk mahkemelerinin İş Kanunu hükümlerine göre dini mahkemeler tarafından verilen kararları gözden geçirme yetkisine sahip olmadıklarına karar veren Yüksek İstinaf ve Adalet Mahkemesi ile Anayasa Mahkemesi tarafından paylaşılmıştır.

97. Hükümet ayrıca, Devlet’in papazlara ücret vermediğini, bu açıdan Devlet’in rolünün Kilise’nin takipçi sayısına ve güncel ihtiyaçları temelinde hesaplanan mali yardımı vermekle sınırlı olduğunu da ayrıca ileri sürmüştür. Devlet’ten alınan fonların personeli arasında yeniden dağıtılması tamamen Kilise’nin sorumluluğundadır. Devlet, bu şekilde Ortodoks Kilisesi’ne miktarları 163 AVRO ile 364 AVRO arasında değişen miktarlarda toplam 12,765 yardım ödemesi ve ruhban olmayan 1,408 personele tamamen kendi fonlarından ödeme yapmıştır. Papazların ve diğer Kilise çalışanlarının Devlet’in sosyal güvenlik sistemine bağlanması bakımından, Hükümet bunun, bu gibi konularda geniş bir takdir marjından yararlanan ulusal Parlamento’nun bir tercihi olduğunu, öte yandan, sosyal güvenliğe dâhil olmalarının statülerini etkilemediğini ve onları Devlet görevlisi haline getirmediğini ileri sürmüşlerdir.

98. Alternatif olarak, Hükümet papazların kendi papazlıklarının yönetiminden ve yerine getirilen benzeri yönetim işlevlerinden sorumlu olduklarına işaret etmiştir; 54/2003 sayılı Kanun gereğince, bu onların sendika faaliyetlerini engellemektedir.

99. Yukarıdaki değerlendirmeler dikkate alındığında, Hükümet, iş kanunun hükümlerinin başvurucu sendika üyelerine uygulanmadığına göre, 11. maddenin mevcut davaya uygulanabilir farz edilmesi fikrine karşı kaygılarını ifade etmiştir.

100. Her halde, müdahalenin kanunda öngörüldüğünü, meşru bir amaç içerdiğini ve demokratik bir toplumda gerekli olduğunu ileri sürmüşlerdir.

101. Sunumlarına göre, söz konusu tedbirin yasal dayanağı, ruhban sınıfının üyelerinin herhangi bir biçimde derneklere katılmasının başpiskoposun ön iznine tabi olduğunu getiren Kilise Statüsü’nün 123. maddesinin 8. fıkrasıdır. Bu hüküm, Statü’nün Hükümet tarafından bir kararname ile onaylanmasının ardından iç hukukun bir parçasını oluşturmuştur ve Anayasa ile çatışmamaktadır; Anayasa, sendika özgürlüğü dâhil, dernek özgürlüğünü güvence altına almasına karşın, bu özgürlüğü kanunda öngörülen şartlara tabi tutmaktadır: mevcut davada uygulanabilir kanun Kilise Statüsü’dür. Ayrıca, Sendikalar Kanun’unun papazların sendika kurmasını açıkça yasaklamamış olması, bu hakkın örtülü olarak tanınmış olduğu anlamına gelmez; aksine, özerkliğini kullanan Kilise, kendi personelinin faaliyetlerinin iş kanunu dışındaki kurallar tarafından hüküm altına alınması gerektiğine karar vermiştir.

102. Müdahale ile izlenen meşru amaç bakımından, Hükümet, söz konusu tedbirin dini toplulukların özgürlüğünü ve özerkliğini güvence altına alarak kamu düzenini korumayı amaçladığını saptayan Daire’nin analizinden ayrılması çağrısında bulunmuştur. Müdahalenin tek amacının başkalarının, yani Rumen Ortodoks Kilisesi’nin hak ve özgürlüğünü korumak olduğunu ileri sürmüştür. Bundan dolayı, kamu düzenine özel atıfta bulunulması mevcut davayı etkilemez.

103. Tedbirin gerekli ve orantılı olup olmadığı bakımından, Hükümet ilk olarak başpiskoposun izni olmadan sendika kurma yasağının sadece ruhban sınıfının üyeleri ile ilgili olduğu ve Kilise’nin ruhban sınıfından olmayan personelinin Sendikalar Kanunu’nda belirtilen şartlar ve ölçütlere uygun olarak dernekleşmekte serbest olduklarına işaret etmiştir.

104. Bu arada, aralarında Craiova Başpiskoposluğu’ndaki Apostolia derneğinin de bulunduğu, içinde yüzlerce dernek ve vakıf barındıran Rumen Ortodoks Kilisesi tarafından ruhban sınıfının örgütlenme özgürlüğüne bütünüyle saygı gösterilmektedir.

105. Hükümet’in sunumuna göre, içinde ruhban sınıfı üyelerinin olduğu herhangi biçimdeki bir dernek için piskoposun izninin elde edilmesi gereği meşrudur ve Kilise özerkliği ilkesini yansıtmaktadır. Hükümet, mevcut davada başvurucu sendikanın bu izin için başvurmamış olmasına şaşırmıştır ve olağan mahkemelerin, uygun olan koşullarda izin alınmamasının yanlış olduğuna hükmettiğini eklemiştir.

106. Hükümet, başvurucu sendikaya katılan papazların, statüleri nedeniyle Ortodoks Kilisesi’ne karşı yüksek derecede sadakat yükümlülüğü ile bağlı olduklarını not etmiştir. Hiçbir muhalefet hakkı yoktur: hoşnutsuz papazlar istedikleri her zaman Kilise’den ayrılabilirler, fakat kalmayı tercih ettikleri sürece, Kilise’nin kurallarına uymaya özgür olarak rıza gösterdikleri ve bazı haklarından feragat ettikleri varsayılır.

107. Bir sendika kurulmasının Kilise’nin çalışma yöntemleri üzerindeki muhtemel etkileri bakımından, Hükümet, gerçekten kurulmuş olsaydı, başvurucu sendikanın tüzüğünün, Kilise’nin kurallarına benzer nitelikte kurallar getirmeye teşebbüs edeceği izlenimi bıraktığını öne sürmüştür. Bu izlenim, personelin işe alınması, girişim, rekabet ve ifade özgürlüğünün desteklenmesi, toplu sözleşme ve iş sözleşmesi imzalanması, çalışma saatleri bakımından medeni kanun hükümlerine uyulması, karar alma organlarında temsil veya grev hakkı ile ilgili pasajların incelenmesinden oldukça belirgindir. Hükümet bu nedenle başvurucu sendikanın tanınmasının zorunlu olarak Rumen Ortodoks Kilisesi içinde ortak yönetim sisteminin ortaya çıkışına yol açacağını; bunun, Devletin tarafsızlık ve bağımsızlık ödevi ile dini cemaatlerin özerkliğinin ihlali olan, sendika ile Kilise arasında iç hukuk makamlarının karar vermesini gerektirecek bir çatışma kaynağı olacağını ileri sürmüştür.

108. Hükümet, mevcut davada Devlet’in başvurucu sendika çalışmaya başlamadan önce herhangi bir sendikal örgütlenme girişimini önleme kaygısı taşıdığını ve bu yaklaşımın, sendikanın tescil olur olmaz herhangi bir ön yargısal denetime tabi olmadan Sendikalar Kanunu’ndaki haklarından faydalanmasının mümkün olabileceği olgusuyla haklı kılındığını açıklamıştır.

109. Son olarak, Hükümet Avrupa Konseyi üyesi Devletler’de papazların statüsü ile onların dernek özgürlüğü hakkını hüküm altına alan çeşitli kurallara dikkat çekmiş ve bu alanda Avrupa konsensüsünün olmamasının ulusal makamlara bir takdir payının bırakılması gerektiğine işaret ettiğini ileri sürmüşlerdir.

C. Üçüncü taraflar

110. Yargılamalara katılan üçüncü taraf hükümetler ve hükümet dışı kuruluşların hepsi davalı Hükümet’in görüşünü benimsemiştir.

1. Yunan Hükümeti

111. Yunan Hükümeti Sözleşme’nin 9. ile 11. maddeleri arasında herhangi bir çatışma ortaya çıkması halinde, Mahkeme’nin dini bir topluluk içerisinde dernek özgürlüğü hakkının tanınmasının söz konusu topluluğun özerkliği hakkını ihlal edip etmediğini saptayarak incelemeye başlaması gerektiğini ileri sürmüştür. Hükümet’e göre, dini toplulukların özerkliği üstün olmalıdır ve bu toplulukların kendi dâhili düzenlemelerine göre, bu düzenlemeler belli hakların kullanılmasını kısıtlasa veya sınırlasa bile, personelleriyle ilişkilerinde karar verme hakkından yararlanması gerekir.

112. Yunan Hükümeti, papazların esas olarak dini bir işlev yerine getirmelerinden dolayı, dini ve dini olmayan faaliyet ayrımının önemli olmadığını iddia etmiştir. Bundan başka, iç hukuk mahkemeleri bu alanda ortaya çıkacak herhangi bir sorunu çözmek bakımından uluslararası bir mahkemeye göre daha iyi konumdadır.

2. Moldova Cumhuriyeti Hükümeti

113. Moldova Cumhuriyeti Hükümeti Daire’nin, başvurucu sendika tarafından talep edilen dernek özgürlüğü ile din özgürlüğü ve Ortodoks Kilisesi’nin özerkliği arasında yeterli bir denge kuramadığını ileri sürmüştür. Hükümet, dini topluluk içindeki seküler bir derneği tanınmanın Devletin mezhepsel tarafsızlığıyla çelişmesi durumunda, Sözleşme’nin 11. maddesinin Devlete bu tür bir derneği tanımak bakımından pozitif yükümlülük getirdiği şeklinde anlam çıkarılamayacağını iddia etmiştir.

114. Hükümet ayrıca, Sözleşme’nin 9. maddesi çerçevesinde, dini bir topluluğun üyelerinin, topluluğa katılırken, Sözleşme’nin 11. maddesinde ileri sürülebilecek bazı medeni haklarından özgür tercihleriyle vazgeçtiklerinin kabul edilmesi gerektiğini ileri sürmüşlerdir.

3. Polonya Hükümeti

115. Polonya Hükümeti, Daire’nin, Kilise ve Kilise’nin ruhban sınıfı arasındaki ilişkinin özel niteliğine daha çok yoğunlaşmış olması gerektiğini ileri sürmüştür. Bir grup din adamı tarafından talep edilen hakların ekonomik, sosyal veya kültürel nitelikte oluşu, bu kişilerin sendika kurma hakkının tanınmasının, söz konusu dini topluluğun özerk çalışmasının zedelenme ihtimalini taşımadığı kanısını desteklemez.

116. Hükümet, hangi faaliyetlerin dini uygulamanın bir parçası olarak kabul edileceği ya da kendi iç örgütlenmeleri veya misyonları üzerinde bir etkiye sahip olacağına öncelikle dini toplulukların kendilerinin karar vereceğini ve bu rolün iç hukuk mahkemelerine tevdi edilmesinin ve mahkemelerin dini konuları çözüme kavuşturmasını gerekli kılmanın, mezheplerin özerkliği ve Devletin tarafsızlık görevinin ihlaline yol açacak bir çatışma kaynağı oluşturacağını iddia etmiştir.

117. Son olarak, eğitimleri ve ruhban sınıfına katılma kararları nedeniyle, Polonya Hükümeti, belli haklarının kullanılmasını sınırlayan Kilise’ye karşı papazların yüksek bir sadakat duygusuna sahip olduklarını ve misyonlarının gereklerinin farkında olmaları gerektiğini ileri sürmüştür.

4. Gürcistan Hükümeti

118. Gürcistan Hükümeti, Kilise-Devlet ilişkisinin ülkeden ülkeye farklı ele alınması gerektiğine ve bu alanda hiçbir Avrupa konsensüsünün bulunmadığına işaret etmiştir.

119. Bu nedenle, Hükümet Sözleşmeci Devletler’in ve mahkemelerinin dini toplulukların özerkliğinin tehlikelere karşı güvence altına alınmasında geniş bir takdir payından yararlanmaları gerektiğini belirtmişlerdir. Devlet bu topluluklar içinde herhangi bir muhalefeti cesaretlendirmekten kaçınmalıdır.

5. Craiova Başpiskoposluğu

120. Craiova Başpiskoposluğu, Rumen Ortodoks Kilisesi içinde, kilise hukukuna göre meşru bir kişilik olan papazın doğrudan bu Kilise’nin piskoposuna bağlı olduğunu belirtmiştir. Piskopos ve ruhban sınıfı arasındaki ilişki karşılıklı güven ile Kilise misyonunun birliğine dayanmaktadır ve Kutsal Meclis tarafından temsil edilen Kilise makamları ve piskoposlar ile ruhban sınıfı üyeleri arasında herhangi bir husumet olması kilise hukukunda tasavvur edilemez. Ruhban sınıfı üyeleri dini otoritenin demokratik kullanılması rolünü üstlenmektedir ve bir yetkinin kötüye kullanımına karşı kendilerini savunmak için Kilise’nin dâhili kurallarına dayanabilirler. Ek olarak, başpiskoposun bir dernek kurulmasına izin vermeyi reddetmesi aleyhine Kutsal Meclis’e başvurulabilir.

121. Sonuç olarak, Başpiskoposluk, papazların ve ruhban sınıfından olmayanların sendika kurmasının Kilise ve ruhban sınıfı arasındaki mevcut ilişkiyi bozacağını ve kamu düzenine ve toplumsal uyuma bir tehdit oluşturacağını ileri sürmüştür.

6. Moskova Patrikhanesi

122. Moskova Patrikhanesi dini topluluklar içindeki hiyerarşik hizmet ilişkisinin özel niteliği ile bu ilişkinin gerekli kıldığı yüksek derecede sadakati vurgulamıştır. Devlet, özerklikleri gereğince kendi yapılanmaları ve iç işleyiş kurallarını belirlemeleri bakımından dini toplulukların münhasır yetkisini güvence altına almalıdır.

123. Papazlar açısından hizmet ilişkisinin temel unsuru dini hizmet performansıdır ve bu ilişki medeni hukuk kurallarına tabi bir iş ilişkisiyle soyut, yapay bir biçimde azaltılamaz. Moskova Patrikhanesi, uygulamada olağan mevzuatın kapsamını dini topluluklara kadar genişletmenin imkânsız olacağını ve böyle bir yaklaşımın, Rus Ortodoks Kilisesi dâhil, bu topluluklar bakımından zorlu sorunlara yol açacağını iddia etmiştir.

7. Hükümet dışı kuruluş Avrupa Hukuk ve Adalet Merkezi (AHAM)

124. AHAM papazların yüksek bir sadakat ödevi ile bağlı olduğunu belirtmiştir. Bu ödev, hem 27 Kasım 2000 tarihli, 2000/78/EC sayılı Konsey kararında hem de Mahkeme’nin içtihatlarında tanınmıştır.

125. AHAM, papazların “çalışan” değil fakat münhasıran dini bir mesleğe sahip olduklarını ve Kilise ile ilişkileri bir iş sözleşmesine dayanmadığı için örgütlenme hakkının alanı dışında kaldıklarını eklemiştir.

126. Son olarak, Merkez, mevcut davada olduğu gibi, tartışmalı olguların dini nitelikte olduğu durumlarda, söz konusu müdahalenin dini toplulukların menfaatlerinin ağırlığının Sözleşme’nin 8 ile 12. maddeleri çerçevesinde bireylerin talepte bulunabileceği menfaatlerin ağırlığına karşı tartan orantılılık testi yoluyla denetlenemeyeceğini, çünkü bu maddelerin söz konusu bireylerin özgür olarak kullanmamayı seçtiği hakları koruduğunu ileri sürmüştür.

8. Hükümet dışı kuruluşlar Becket Fonu ile Uluslararası Hukuk ve Din Çalışmaları Merkezi

127. Bu kuruluşlar dini kurumların özerkliği ile ilgili Birleşik Devletler Yüksek Mahkemesi’nin içtihatlarına referans yapmışlardır. Ulusal Çalışma İlişkileri Kurulu – Şikago Katolik Piskoposu (440 U.S. 490 (1979)) davasında, Yüksek Mahkeme, sendikanın tanınmasının dini kurumların özerk işleyişine müdahale edeceğini gözlemleyerek, iç hukuk makamlarının Piskopos’un isteklerini Katolik okul öğretmenleri sendikasını tanıyarak göz ardı edemeyeceğine karar vermiştir. Hosanna‑Tabor Evanjelik Luteran Kilisesi ve Okulu – Eşit İstihdam Fırsatı Komisyonu (no. 10-553 (2012)) davasında, Yüksek mahkeme, ruhban sınıfı üyesi olsun olmasın, İş Kanunu hükümlerinin dini kurumların çalışanlarına uygulanabilir olmadığına karar vererek “papazlık görevi istisnası” doktrinini uygulamıştır.

128. Bu iki kuruluş, Birleşik Devletler Yüksek Mahkemesi’nin görüşünün, dini toplulukların ruhani sınıfla ilişkilerinde özerkliklerinin korunması bakımından Avrupa Mahkemesi’nin görüşü ile uyumlu olduğunu iddia etmişlerdir. Daire bu nedenle bu görüşten ayrılmakta hatalıdır ve eğer Daire kararı onaylanırsa, bu hata, Devletin dini topluluklar ile üyeleri arasındaki uyuşmazlıkları karara bağlamasını gerektireceği için dini özerklik üzerinde olumsuz etkilere sahip olacaktır.

D. Büyük Daire’nin değerlendirmesi

129. Hükümet, Sözleşme’nin 11. maddesinin ruhani sınıf üyelerine uygulanabilir olup olmadığını sorgulamıştır. Büyük Daire bu sorunun davanın esasının incelenmesinin parçasını oluşturduğu görüşündedir ve bu nedenle aşağıda inceleyecektir.

1. Genel ilkeler

(a) Sendika kurma hakkı

130. Uluslararası çalışma hukukundaki gelişmeleri dikkate alarak, Mahkeme, sendika özgürlüğünün çalışanlar ve işverenler arasındaki sosyal diyalogun esaslı bir unsuru olduğunu ve böylece sosyal adalet ve uyumun sağlanması için önemli bir araç olduğunu baştan gözlemler.

131. Mahkeme ayrıca, Sözleşme’nin 11. maddesinin sendika özgürlüğünü dernek özgürlüğünün özel bir yönü olarak sunduğunu ve bu maddenin temel amacının, maddenin koruduğu hakların kullanımına kamu makamlarının keyfi müdahale etmesine karşı bireyi korumak olmasına karşın, bu hakların etkin kullanımını sağlamak için devlete ayrıca pozitif yükümlülük getirebileceğini tekrarlar (bakınız Demir ve Baykara – Türkiye [BD], no. 34503/97, §§ 109 ve 110, ECHR 2008).

132. Devletin Sözleşme’nin 11. maddesi çerçevesindeki pozitif ve negatif yükümlülükleri arasındaki sınırlar, kesin tanım yapmaya elverişli değildir. Yine de uygulanabilir ilkeler aynıdır. Dava, Devletin pozitif yükümlülüğü bakımından veya haklı kılınması gereken kamu makamlarının müdahalesi bakımından analiz edilirse, uygulanacak ölçüt özünde farklı değildir. Her iki kapsamda, bireyin yarışan menfaatleri ile bir bütün olarak toplumun menfaatleri arasında kurulacak adil denge göz önüne alınmalıdır.

133. İşgücü ve idarenin ayrı ayrı menfaatleri arasında uygun bir dengenin sağlanmasında mevcut olan sosyal ve siyasi konuların hassas özelliğinden dolayı ve iç hukuk sistemlerinde bu alanda var olan büyük farklılıklar dikkate alındığında, Sözleşmeci taraflar sendika özgürlüğünün ve sendika üyelerinin mesleki çıkarlarının korunmasının nasıl sağlanacağı bakımından geniş bir takdir marjından yararlanırlar (bakınız Sørensen ve Rasmussen – Danimarka [BD], no. 52562/99 ve 52620/99, § 58, ECHR 2006‑I).

134. Sözleşme’nin 11. maddesi sendika üyelerine menfaatlerinin korunması amacıyla sendikalarının dinlenilmesi hakkını verir; fakat Devletin bunlara belli şekilde davranmasını güvence altına almaz. Sözleşme’nin gerektirdiği şey, ulusal hukuk gereğince sendikaların kendi üyelerinin menfaatlerinin korunması açısından, 11. madde ile çelişmeyecek koşullarda, çaba sarf etmesi imkânının sağlanmasıdır (bakınız Belçika Ulusal Polis Sendikası – Belçika, 27 Ekim 1975, §§ 38 ve 39, Series A no. 19 ve İsveç Ulaştırma İşçileri Sendikası – İsveç, 6 Şubat 1976, §§ 39-40, Series A no. 20).

135. Mahkeme içtihatları aracılığıyla, sendika kurma ve sendikaya katılma hakkı, sendika üyesi olmayanlara kapalı işyeri anlaşması yasağı ve sendikanın üyeleri adına söyleyeceklerinin dinlenmesi için işvereni ikna etmeye çalışma hakkı dâhil, örgütlenme hakkının kurucu unsurlarının tüketici olmayan bir listesini oluşturmuştur. Mahkeme yakın tarihlerde, çalışma ilişkilerindeki gelişmeleri dikkate alarak, işverenle toplu pazarlık hakkının ilke olarak, çok özel durumlar istisna olmak üzere, kişilerin menfaatlerini korumak için sendika kurmak ve sendikaya üye olma hakkının temel unsurlarından biri olduğuna karar vermiştir (bakınız yukarıda 145. ve 154. paragraflarda belirtilen Demir ve Baykara).

(b) Dini örgütlerin özerkliği

136. Mahkeme dini toplulukların geleneksel olarak ve evrensel olarak örgütlenmiş yapılar şeklinde var olduklarını tekrarlar. Dini bir topluluğun örgütlenmesi söz konusu olduğunda, Sözleşme’nin 9. maddesi, haksız devlet müdahalelerine karşı dernekleri güvence altına alan 11. madde ışığında yorumlanmalıdır. Bu açıdan bakıldığında, müminlerin din özgürlüğü hakkı topluluğun keyfi Devlet müdahalesinden uzak, barışçıl bir biçimde çalışmasına izin verilmesi beklentisini kapsar. Dini toplulukların özerk mevcudiyetleri demokratik bir toplumda çoğulculuk açısından vazgeçilmezdir ve tam da 9. maddenin sağladığı korumanın özünde yer alan bir konudur. Sadece bu toplulukların bu şekilde örgütlenmesi ile değil fakat aynı zamanda din özgürlüğü hakkının bütün faal üyeleri tarafından etkili kullanılması ile de doğrudan ilgilidir. Topluluğun örgütsel varlığı 9. madde ile korunmazsa, bireysel din özgürlüğünün diğer bütün yönleri savunmasız hale gelecektir (bakınız Hasan ve Chaush – Bulgaristan [BD], no. 30985/96, § 62, ECHR 2000-XI; Metropolitan Bessarabia Kilisesi ve Diğerleri – Moldova, no. 45701/99, § 118, ECHR 2001-XII ve Bulgar Ortodoks Kilisesi Kutsal Meclisi (Metropolitan Inokentiy) ve Diğerleri – Bulgaristan, no. 412/03 ve 35677/04, § 103, 22 Ocak 2009).

137. Özerklik ilkesine göre, Devletin dini topluluğu yeni üye almaya veya mevcut üyeleri üyelikten çıkarmaya zorlaması yasaktır. Benzer şekilde, Sözleşme’nin 9. maddesi dini bir organ içinde muhalefet etme hakkını güvence altına almaz; bir dini toplulukla, bu topluluğun bir üyesi arasındaki doktrin veya örgütlenme konularında anlaşmazlık olması halinde, bireyin din özgürlüğü topluluktan ayrılma özgürlüğü yoluyla kullanılmaktadır (bakınız Miroļubovs ve Diğerleri – Letonya, no. 798/05, § 80, 15 Eylül 2009).

138. Son olarak, Devlet ve din arasındaki ilişkilerin tehlikede olduğuna ilişkin şüpheler bulunması halinde, ki bu konuda demokratik bir toplumda görüşler makul olarak büyük ölçüde farklılaşabilecektir, ulusal karar alma organlarının rolüne özel bir önem verilmelidir (bakınız Leyla Şahin – Türkiye [BD], no. 44774/98, § 109, ECHR 2005-XI). Bu, özellikle, Avrupa Devletleri’ndeki uygulamalar, Devlet ve dini mezhepler arasındaki ilişkileri düzenleyen çok çeşitli anayasal modellerce betimlediği durumlarda özellikle doğru olacaktır.

2. Yukarıdaki ilkelerin mevcut davaya uygulanması

139. Mahkeme, ruhani sınıf üyesi statülerinden ötürü başvurucu sendika üyelerinin Sözleşme’nin 11. maddesine dayanma haklarının olup olmadığını ve eğer varsa, sendikanın tescilinin reddedilmesinin örgütlenme özgürlüğünün esasını tahrip edip etmediğini açıklığa kavuşturacaktır.

(a) 11. maddenin davanın olgularına uygulanabilirliği

140. Başvurucu sendika üyelerinin sendika kurma haklarının olup olmadığı sorusu, 11. maddenin bu kişilere uygulanabilir olup olmadığı konusunu ortaya çıkarmaktadır. Bu noktada, Büyük Daire, Hükümet’in, ruhban sınıfı üyelerinin görevlerini piskoposun yetkisi altında yerine getirmeleri nedeniyle Sözleşme’nin 11. maddesinde verilen korumanın dışında kalmaları gerektiği ve bu nedenle iş kanunu kurallarının uygulanma alanı dışında olduklarını görüşünü paylaşmamaktadır.

141. Sendika üyelerinin yerine getirdikleri görevlerin kesin niteliğine ilişkin olarak, sendika üyeleri ile Kilise hiyerarşisi arasındaki uyuşmazlığı çözmek Mahkeme’nin görevi değildir. Burada ortaya çıkan tek soru, gerektirdiği özel niteliklere karşın, bu görevlerin Sözleşme’nin 11. maddesi anlamında sendika kurma hakkının uygulanmasına neden olan bir iş ilişkisiyle aynı anlama gelip gelmediğidir.

142. Bu soruyu ele alırken, Büyük Daire ilgili uluslararası sözleşmelerde yer alan ölçütleri uygulayacaktır (aralarındaki farkları dikkate alarak bakınız, yukarıda 85. paragrafta belirtilen Demir ve Baykara). Bu bağlamda, iş ilişkisi ile ilgili 198 sayılı Tavsiye’de, (bakınız yukarıda 57. paragraf), Uluslararası Çalışma Örgütü’nün, sözleşme ya da başka biçimlerde, taraflar arasında kabul edilmiş olabilecek olan herhangi bir aksi sözleşmede ilişkinin nasıl nitelendirildiğine bakmadan, bir iş ilişkisinin varlığının belirlenmesinde esas olarak iş performansı ve işçiye yapılan ödeme ile ilgili olguların kullanılması gerektiği görüşünde olduğunu not eder. Ek olarak, örgütlenme hakkını güvence altına alan temel uluslararası yasal belge olan 87 sayılı ILO Sözleşmesi’nin (bakınız yukarıda 56. paragraf) 2. maddesinin getirdiği düzenlemeye göre, “herhangi bir ayrım yapılmaksızın, çalışanlar ve işverenler” kendi seçimleriyle örgüt kurma hakkına sahiptirler. Son olarak, Konsey Direktifi 78/2000/EC (bakınız yukarıda 60. paragraf) işverenin değerleri bakımıdan yüksek derecede bir sadakatin mevcudiyetini kabul eder, direktif bu sadakatin dernek özgürlüğüne, özellikle sendika kurma hakkına halel getirmeyeceğini belirtmektedir.

143. Yukarıdaki değerlendirmeler dikkate alındığında, Mahkeme, söz konusu sendika üyeleri tarafından yerine getirilen görevlerin iş ilişkisinin bazı tipik özelliklerini gerektirdiğini gözlemler. Örneğin, kendilerini atayan ve haklarını ve yükümlülüklerini belirleyen piskoposun kararına dayanarak faaliyetlerini yerine getirmektedirler. Piskoposun liderliğinde ve gözetiminde kendilerine verilen görevleri yapmaktadırlar; ayinsel törenlerin yerine getirilmesi ve papazlık cemaati ile ilişkinin sürdürülmesine ek olarak, bu görevler eğitim ve papazlık mallarının yönetimini içermektedir; ruhban sınıfının üyeleri aynı zamanda ayinsel maddelerin satılmasından sorumludurlar (bakınız yukarıda 44. paragraf). Ek olarak, ücretleri büyük ölçüde Devlet ve yerel yönetim bütçelerinden finanse edilen, ücretleri Eğitim Bakanlığı çalışanlarının maaşları baz alınarak belirlenen din adamı ve din adamı olmayanlar için iç hukuk belli sayıda kadro öngörmektedir (bakınız yukarıda 30 vd. paragraflar). Rumen Ortodoks Kilisesi, kendi ruhban sınıfına ödenen ücretlere işveren katkısını ödemektedir ve papazlar gelir vergisi vermekte, ulusal sosyal güvenlik sistemine katkı sunmaktadırlar ve sıradan çalışanlara sağlanan sağlık sigortası, kanuni emeklilik yaşına ulaşıldığında emekli aylığı veya işsizlik sigorta parası gibi bütün sosyal yardımlardan yararlanma hakkına sahiptirler.

144. Kuşkusuz, Hükümet’in işaret ettiği üzere, ruhban sınıfı üyelerinin işinin şahsi özelliği; işin aynı zamanda ruhani bir amaç izlemesi ve belli derecede özerklikten yararlanan bir kilise içinde yerine getirilmesidir. Dolayısıyla, ruhban sınıfı üyeleri, bizzat her bir din adamı tarafından kişisel ve ilke olarak değiştirilemez yükümlülüklere dayanan yüksek bir sadakat ödevi ile bağlı olmalarını içeren özel nitelikte yükümlülükler üstlenmektedirler. Bu nedenle ruhban sınıfın üyelerinin bütünüyle dini faaliyetleri ile bu kişilerin daha mali nitelikteki faaliyetleri arasında kesin bir ayrım yapmak hassas bir görev olabilir.

145. Öte yandan, daha ziyade karara bağlanması gereken soru, bu özel niteliklerin ruhban sınıfı üyeleri ile kiliseleri arasındaki ilişkiyi 11. madde alanından çıkarmak için yeterli olup olmadığıdır. Bu bağlamda, Mahkeme 11. maddenin 1. fıkrasının sendika özgürlüğünün dernek özgürlüğünün bir biçimini veya özel bir yönünü sergilediğini ve 2. fıkranın hiçbir meslek grubunu bu maddenin kapsamından çıkarmadığını hatırlatır. En fazla, ulusal makamlar Sözleşme’nin 11. maddesinin 2. fıkrasına göre belli çalışanları bakımından “yasal kısıtlamalar” getirme hakkına sahiptirler (bakınız Tüm Haber Sen ve Çınar – Türkiye, no. 28602/95, §§ 28 ve 29, ECHR 2006‑II). Bundan başka, polis veya kamu görevlisi gibi diğer meslek grupları, üyelerinin örgütlenme hakları tartışmaya açılmaksızın, benzer şekilde belli sınırlamalara ve özel sadakat ödevlerine tabidirler (örneğin bakınız yukarıda 40. paragrafta belirtilen Belçika Ulusal Polis Sendikası ve yukarıda belirtilen Demir ve Baykara, § 107).

146. Bundan başka, Rumen Ortodoks ruhban sınıfı üyelerinin Sözleşme’nin 11. maddesinde bulunan haklarından feragat ettikleri varsayılsa bile, Mahkeme, mevcut başvuruda başvurucu sendikanın üyelerinin görevlerine başlarken bu haktan feragat ettiklerinin hiçbir göstergesi bulunmadığını gözlemler.

147. Mahkeme ayrıca iç hukuk mahkemelerinin hâlihazırda Rumen Ortodoks Kilisesi ruhban sınıfı üyeleri ile ruhban olmayan personelin sendika kurma hakkını açıkça kabul ettiğini not eder (bakınız yukarıda 46. ve 49. paragraflar).

148. Yukarıdaki unsurların hepsi dikkate alındığında, Mahkeme, özel durumlarına karşın, ruhban sınıfı üyelerinin Sözleşme’nin 11. maddesi alanına giren bir iş ilişkisi kapsamında görevlerini yerine getirdiklerini düşünmektedir. Bu nedenle 11. madde davanın olgularına uygulanabilir.

149. Büyük Daire, başvurucu sendikanın tescilinin reddedilmesinin, Sözleşme’nin 11. maddesinde yer alan hakların kullanılmasına davalı Devlet’in tarafından müdahalesi ile aynı anlama geldiği konusunda taraflarla aynı görüştedir.

150. Böyle bir müdahale, “hukuken öngörülmüş” olmadıkça, bir veya daha fazla meşru amaç izlemedikçe ve bu amaçları gerçekleştirmek için “demokratik bir toplumda gerekli” olmadıkça 11. maddenin 2. fıkrası ile bağdaşır olmayacaktır.

(b) Müdahalenin “kanunla öngörülüp öngörülmediği” ve bir veya daha fazla meşru amaç izleyip izlemediği

151. Taraflar söz konusu müdahalenin Rumen Ortodoks Kilisesi Statüsü’nün hükümlerine dayandığını kabul etmişlerdir. Öte yandan, müdahalenin “hukuken öngörülmüş” olup olmadığı konusunda faklı düşünmektedirler.

152. Başvurucu sendika müdahalenin iç hukukta hiçbir yasal temelinin bulunmadığını çünkü organik Kanun olarak sınıflandırılmayan Kilise Statüsü hükümlerinin sendika hakkını güvence altına alan Anayasa hükümlerinden daha üstün olamayacağını ileri sürmüştür. Hükümet, Statü’nün bir Hükümet kararnamesi ile onaylandığı için iç hukukun bir parçasını oluşturduğunu belirterek bu argümana karşı çıkmıştır.

153. Mahkeme, “kanunla öngörülme” ifadesinin sadece tartışmalı tedbirin iç hukukta belli bir temelinin bulunmasını gerektirmesinin yanı sıra aynı zamanda söz konusu kanunun ilgili kişiler tarafından yeterince ulaşılabilir ve etkisi bakımından öngörülebilir niteliğine işaret ettiğine ilişkin yerleşik içtihatlarını tekrarlar (bakınız Rotaru – Romanya [BD], no. 28341/95, § 52, ECHR 2000‑V). Mahkeme ayrıca “kanunen öngörülme” ifadesinin ilk olarak ulusal hukuka yollama yaptığını ve ilke olarak, öncelikle ulusal mahkemelerin alanına giren bir konu olan “ikincil mevzuatın” geçerliliğini incelemenin Mahkeme’nin görevi olmadığını tekrarlar (bakınız Campbell – Birleşik Krallık, 25 Mart 1992, § 37, Series A no. 233).

154. Mevcut davada, Mahkeme ne Anayasası’nın ne sendika ve din özgürlüğüne ilişkin organik Kanunlar’ın ne de aslında Kilise Statüsü’nün Kilise’nin ruhban sınıfı üyelerini ile ruhban olmayan personelinin sendika kurmasını açıkça yasaklamadığını gözlemler. İç hukuk mahkemeleri böyle bir yasağı, Kilise dernek ve vakıflarının kurulmasını Kutsal Meclis’in yetkisine veren ve herhangi bir örgütün kurulmasına katılmak isteyen ruhban sınıfı üyeleri bakımından başpiskoposun izninin gerektiğini belirten Kilise Statüsü hükümlerinden çıkarmışlardır.

155. Mahkeme yukarıda belirtilen hükümlerin öngörülebilirliği ve ulaşılabilirliğinin burada tartışma konusu olmadığını not eder. Başvurucu sendika üyelerinin Statü’nün ilgili hükümlerin farkında olduğu veya başpiskoposun izin vermemesi durumunda beklenecek tek şeyin Kilise’nin sendikanın tescili taleplerine karşı çıkacak olması tartışmalı değildir. Gerçekten de, Kutsal Meclis’in müdahalesinin ardından, Piskopos’un, olumsuz sonuçlanmış olan, iznini almaya çalıştıklarını ileri sürmüşlerdir.

156. Başvurucu sendikanın esas argümanı, yani Kilise Statüsü’nün Hükümet tarafından onaylanmış olmasına karşın hükümlerinin Anayasa’nın üstünde olamayacağı bakımından, Büyük Daire bu argümanın, söz konusu hükümlerin anayasaya aykırı ve normlar hiyerarşisini göz ardı ettiği gerekçesiyle iç hukuk mevzuatının geçerliliğine itiraz anlamına geldiğini düşünmektedir. Öte yandan, bir “ikincil mevzuat” çeşidinin geçerliliği ile ilgili olan bu argümanı incelemek Mahkeme’nin görevi değildir. Sözleşmeci Devletler’in iç hukuklarının yorumlanması esas olarak ulusal mahkemelerin alanına giren bir konudur (diğer kararlar arasında bakınız, Rekvényi – Macaristan [BD], no. 25390/94, § 35, ECHR 1999‑III). Bu bağlamda, ilk derece temyiz mahkemesi olarak toplanan Bölge Mahkemesi’nin, 54/2003 sayılı Kanun çerçevesinde, dâhili düzenlemelerin Sözleşme veya diğer kanunları çiğneyen herhangi bir hüküm içermediğine ilişkin genel gözlemle kendisini sınırladığına işaret edilmelidir. İlk Derece Mahkemesi’nin aksine, Bölge Mahkemesi başpiskoposun izni olmadan bir sendika kurmanın Anayasa hükümleri ile bağdaşıp bağdaşmadığına ilişkin özel sorunu incelememiştir. Öte yandan, Mahkeme, kararında Kilise Statüsü’ne dayandığı için, Bölge Mahkemesi’nin üstü kapalı olarak Statü hükümlerinin anayasaya aykırı olmadığı görüşüne sahip olduğunu düşünmektedir.

157. Bu nedenlerle Mahkeme, ulusal mahkemelerin yaptığı gibi şikâyet edilen müdahalenin Rumen Ortodoks Kilisesi Statüsü’nün ilgili hükümlerinde yasal bir temele sahip olduğunu ve bu hükümlerin içtihatlarda yerleştirilen “kanuna uygunluk” gereğini yerine getirdiğini kabul etmeye hazırdır (aralarındaki farkları dikkate alarak bakınız, yukarıda 78. paragrafta belirtilen Miroļubovs ve Diğerleri).

158. Son olarak, Büyük Daire müdahalenin 11. maddenin 2. fıkrası altında meşru bir amaç izlediğini, yani diğerlerinin, özel olarak da Rumen Ortodoks Kilisesi’nin haklarını koruduğu konusunda taraflarla aynı görüştedir. Daire’nin aksine, Büyük Daire düzensizliği önlemek ek amacını dikkate almak için hiçbir gerekçe görememektedir.

(c) Müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığı bakımından

159. Mahkeme’nin görüşüne göre, bu topluluklar içinde, Sözleşme dâhil uygulanabilir hukuka göre hem dernek özgürlüğüne hem de dini toplulukların özerkliğine uyulmasını sağlamak iç hukuk mahkemelerinin görevidir. Dernek özgürlüğü hakkına müdahale söz konusu olduğunda, Sözleşme’nin 9. maddesine göre, dini topluluklar, özerkliklerini zayıflatabilecek, üyelerinin kolektif faaliyetleri hakkında farklı düşünceye sahip olma hakkına sahiptir ve bu görüşe ilke olarak ulusal makamlarca saygı gösterilmelidir. Öte yandan, dini topluluğun özerkliğine yönelik güncel ya da potansiyel tehdit olduğu iddiası tek başına, üyelerinin Sözleşme’nin 11. maddesi gerekleri ile bağdaşır sendika haklarına müdahaleyi haklı kılmak için yeterli değildir. Aynı zamanda, bireysel davanın koşulları ışığında, iddia edilen riskin gerçek ve önemli olduğu ve dernek özgürlüğüne tartışmalı müdahalenin bu riski azaltmak için gerekli olanın ötesine geçmediği ve dini topluluğun özerkliğinin kullanılması ile bağlantısız başka bir amaca hizmet etmediği de gösterilmelidir. Ulusal mahkemeler, davanın koşullarının derinlemesine incelemesini yürüterek ve riskte olan yarışan menfaatler arasındaki uygulamayı ayrıntılarıyla dengeleyerek bu şartların yerine getirilmesini sağlamalıdır (aralarındaki farkları dikkate alarak bakınız, Schüth – Almanya, no. 1620/03, § 67, ECHR 2010 ve Siebenhaar – Almanya, no. 18136/02, § 45, 3 Şubat 2011).

160. Devletler mevcut davada olduğu gibi genel olarak geniş bir takdir marjı kullanırlarken, yarışan özel menfaatler veya değişik Sözleşme hakları arasındaki bir denge kurulmasının gerekmesi halinde (aralarındaki farkları dikkate alarak bakınız, Evans – Birleşik Krallık [BD], no. 6339/05, § 77, ECHR 2007‑I), ilke olarak, başvurunun dernek özgürlüğü kısıtlanan bir kişi tarafından Sözleşme’nin 11. maddesi kapsamında yapılıp yapılmadığına veya özerklik hakkının ihlal edildiğini iddia eden dini bir topluluk tarafından Sözleşme’nin 9. ve 11. maddeleri kapsamında yapılıp yapılmadığına göre başvurunun sonucu değişir.

161. Mevcut davadaki merkezi sorun başvurucu sendikanın tanınmamasıdır. Sendikanın tescil başvurusunu incelemekle yetkili mahkemelerdeki yargılamalarda, sendikanın tanınmasına karşı çıkan Başpiskoposluk, sendikanın tüzüğünde belirtilen amaçların papazlıkları ve başpiskoposa karşı üstlenimleri nedeniyle papazlar tarafından kabul edilen görevlerle bağdaşmadığını ileri sürmüştür. Başpiskoposluk Kilise’nin yapısı içinde bu çeşit yeni bir organın ortaya çıkışının, dini cemaatlerin kendi geleneklerine göre kendilerini örgütleme özgürlüklerini ciddi şekilde tehlikeye atacağını ve dolayısıyla sendikanın kurulmasının büyük ihtimalle Kilise’nin geleneksel hiyerarşik yapısına zarar vereceğini söylemiştir; bu nedenlerle, başvurucu sendika tarafından talep edilen sendika özgülüğünün sınırlanmasının gerekli olduğunu iddia etmiştir.

162. Craiova Başpiskoposluğu temsilcileri tarafından iç hukuk mahkemelerinde ileri sürülen çeşitli argümanlar dikkate alındığında, Mahkeme, Bölge Mahkemesi’nin, başvurucu sendikanın tesciline izin veren kararın söz konusu dini topluluğun özerkliğine yönelik ciddi bir risk yaratacağı görüşünü benimsemesinin makul olduğunu düşünmektedir.

163. Bu bağlamda, Mahkeme, Romanya’da, bütün dini mezheplerin kendi dâhili düzenlemelerini kabul etme hakkına sahip olduklarını ve bu nedenle, çalışmaları, personel alımı ve kendi ruhban sınıfları ile ilişkileri ile ilgili olarak kendi kararlarını almakta serbest olduklarını gözlemler (bakınız yukarıda 29. paragraf). Dini toplulukların özerkliği ilkesi, Romanya Devleti ile Rumen Ortodoks Kilisesi dâhil Devlet’in topraklarında tanınan dini topluluklar arasındaki ilişkilerin temel taşıdır. Hükümet’in belirttiği üzere, Rumen Ortodoks ruhban sınıfının üyeleri ve dolayısıyla başvurucu sendikanın üyesi olan papazlar, görevlerini kendi papazlıklarına, piskoposa karşı taahhütlerine ve piskopos tarafından verilen kararlara binaen yerine getirmektedirler; Rumen Ortodoks Kilisesi bu bağlamda ilgili olan iş kanunu hükümlerine Statüsü’nde yer vermemeyi seçmiştir ki; bu seçim dini toplulukların özerkliği ilkesi gereğince Hükümet tarafından bir Kararname ile onaylanmıştır.

164. Başvurucu sendika tarafından tüzüğünde belirtilen amaçlar, özellikle üyeleri arasında girişimi, rekabeti ve ifade özgürlüğünü desteklemesi, sendika üyelerinden birisinin Kutsal Meclis’te yer almasının sağlanması, başpiskopostan bir yıllık mali rapor talep edilmesi ve üyelerinin menfaatlerini savunma aracı olarak grevlerin kullanılması amaçları dikkate alındığında, Mahkeme, dini mezheplerin özerkliğine saygı amacıyla sendikanın tescilini, özellikle bu özerkliğin korunmasında Devletin rolü nedeniyle reddeden yargı kararının makul olmadığı düşüncesinde değildir.

165. Bu bağlamda, Mahkeme dinlerin, iman ve inançların tarafsız ve bağımsız düzenleyicisi olarak Devletin rolünü sık sık vurgulamış ve bu rolün demokratik bir toplumda, özellikle karşıt gruplar arasında kamu düzeninin, dini uyumun sağlanmasına yardımcı olduğunu belirtmiş olduğunu gözlemler (Diğer kararlar arasında bakınız yukarıda belirtilen, Hasan ve Chaush, § 78 ve Leyla Şahin, § 107). Mahkeme mevcut davada bu görüşünü sadece teyit edebilir. Devlet tarafından tanınan dini toplulukların özerkliğine saygı gösterilmesi, özellikle, Devletin bu toplulukların, kendi kurallarına ve menfaatlerine uygun olarak, kendi içinde ortaya çıkan, türdeşliklerine, imajlarına ve birliklerine tehdit oluşturabilecek herhangi bir ayrılıkçı harekete karşı tepki gösterme hakkını kabul etmesi gerektiği anlamına gelir. Bundan dolayı, dini topluluklar ile bu topluluklar içinde var olan veya ortaya çıkabilecek çeşitli ayrılıkçı hizipler arasında arabulucu gibi hareket etmek ulusal makamların görevi değildir.

166. Kendisinde mevcut bütün bilgiler dikkate alındığında, Mahkeme, başvurucu sendikanın tescilini reddederek, Devletin sadece Rumen Ortodoks Kilisesi’nin örgütlenmesi ve çalışmasına karışmayı reddettiği, böylece Sözleşme’nin 9. maddesi kapsamında yer alan tarafsızlık görevini yerine getirdiği şeklindeki davalı Devlet’in görüşünü paylaşmaktadır. Geriye, Bölge Mahkemesi’nin başvurucu sendikanın başvurusunu reddederken yaptığı incelemenin, sendikanın tescilinin reddedilmesinin demokratik bir toplumda gerekli olduğunu teyit eden şartları yerine getirip getirmediğinin karara bağlanması kalmaktadır (bakınız yukarıda 159. paragraf).

167. Daire’nin çoğunluğu bu soruyu olumsuz olarak cevaplamıştır. Daire çoğunluğu, Bölge Mahkemesi’nin, Kilise Statüsü’nün hükümlerine dayanarak sendikanın tescili talebinin reddini tamamen dini gerekçelerle haklı göstererek, ilgili argümanların tamamını yeterince dikkate almadığına karar vermişlerdir (bakınız yukarıda Daire kararının 77. ve sonraki paragrafları).

168. Büyük Daire bu sonuca katılmamaktadır. Daire, Bölge Mahkemesi’nin, başvurucu sendikanın üyelerinin sendika kurmak için yürürlükteki özel usullere uymadıkları, başvurularının Kilise Statüsü’nün gereklerini yerine getirmediğini not ettikten sonra, başvurucu sendikanın tescilini reddettiğini gözlemler. Daire, bu yaklaşımı benimseyerek, Bölge Mahkemesi’nin açıkça dini toplulukların özerkliği ilkesini uyguladığını; başvurucu sendikanın tescilini başpiskoposun iznini alma şartını yerine getirmediği için reddetmesi kararının, söz konusu dini topluluğun Statüsü’ne uygun olarak kendi kurumsal düzenlemelerini yapma ve çalışma hakkının doğrudan bir sonucu olduğunu düşünmektedir.

169. Bundan başka, başvurucu sendika, başpiskopostan resmen izin talep etmemesini haklı gösterecek herhangi bir neden ileri sürmemiştir. Yine de, ulusal mahkemeler Craiova Başpiskoposluğu’nun görüşünü alarak ve belirttikleri gerekçeleri inceleyerek bu eksikliği telafi etmişlerdir. Bölge Mahkemesi, Craiova Başpiskoposluğu tarafından ileri sürülen nedenleri kabul ederek, bir sendikanın kuruluşu için yetki verilirse, Kilise Statüsü’nde belirtilen danışma ve müzakere organlarının, Kilise gelenekleriyle ve müzakere ve karar almayı düzenleyen kilise hukuku ile bağlı olmayan yeni bir organla – sendika ile – değiştirilmesi veya birlikte çalışmakla yükümlü olacakları sonucuna varmıştır. Mahkemelerin yaptıkları inceleme, Kilise yetkililerince iddia edilen risklerin inandırıcı ve önemli olduğunu; ileri sürdükleri gerekçelerin söz konusu dini toplulukların özerkliğinin kullanılması ile ilgisi olmayan başka bir amaca hizmet etmediğini ve başvurucu sendikanın tescilinin reddedilmesi riski azaltmak için gerekli olanın ötesine geçmediğini bu suretle teyit etmiştir.

170. Daha genel olarak, Mahkeme, Rumen Ortodoks Kilisesi Statüsü’nün ruhban sınıfı üyelerinin meşru haklarını ve menfaatlerini korumak için sendika kurmalarına mutlak bir yasak getirmediğini gözlemler. Dolayısıyla, başvurucu sendika üyelerini, Kilise Statüsü ile bağdaşan amaçlar izleyen ve Kilise’nin geleneksel hiyerarşik yapısını ve karar alma usullerinin yerindeliğini sorgulamayan bu çeşit bir örgüt kurarak Sözleşme’nin 11. maddesindeki haklarından yararlanmalarını engelleyen hiçbir şey yoktur. Mahkeme, aynı zamanda, başvurucu sendika üyelerinin ulusal mahkemelerce izin verilen ve Kilise Statüsü’nün gereklerine uygun olarak faaliyet gösteren Rumen Ortodoks Kilisesi içindeki halen mevcut herhangi bir derneğe katılmakta serbest olduklarını da not eder (bakınız yukarıda 52. paragraf).

171. Son olarak, Mahkeme Avrupa’da Devletler ve dini mezhepler arasındaki ilişkiyi düzenleyen çok çeşitli anayasal modeller olduğunu not eder. Bu konuda bir Avrupa konsensüsü olmadığından (bakınız yukarıda 61. paragraf), Mahkeme Devletin bu alanda, dini topluluklar içinde çalışan sendikaları tanıyıp tanımama ve bu nitelikteki toplulukların özerkliğinin kullanılmasını engelleyecek amaçlar izleyip izlememeye karar verme hakkını kapsayan geniş bir takdir marjından yararlandığı görüşündedir.

172. Sonuç olarak, kararında belirtilen gerekçeler dikkate alındığında, Bölge Mahkemesi’nin başvurucu sendikanın tescilini reddetmesi, bu alanda ulusal makamlara tanınan takdir marjını aşmamıştır ve dolayısıyla, orantısız değildir.

173. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlali yoktur.

BU NEDENLERLE, MAHKEME

1. Oybirliği ile Hükümet’in başvurunun isimsiz olduğu konusunu ileri sürme hakkının olmadığına karar verir;

2. Oybirliği ile, başvurucu sendikanın Daire’nin kararını vermesinden önce meydana gelen olaylardan dolayı Sözleşme’nin 34. maddesinin ihlalini ileri sürme hakkının olmadığına ve bu tarihten sonra meydana gelen olaylar bakımından, davalı Devlet’in Sözleşme’nin 34. maddesi altındaki yükümlülüklerini ihlal etmediğine karar verir;

3. Onbir oya karşı altı oy ile, Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlalinin bulunmadığına karar verir.

Karar, İngilizce ve Fransızca olarak hazırlanmış ve 9 Temmuz 2013 tarihinde Strazburg’daki İnsan Hakları Binası’nda yapılan aleni duruşmada açıklanmıştır.

              Michael O’BoyleDean Spielmann
              Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan

Sözleşme’nin 45. maddesinin 2. fıkrası ve Mahkeme İçtüzüğü’nün 74. maddesinin 2. fıkrasına uygun olarak, aşağıdaki ayrı görüşler bu karara eklenmiştir:

(a) Yargıç Wojtyczek’in aynı yöndeki görüşü;

(b) Yargıçlar Spielmann, Villiger, López Guerra, Bianku, Møse ve Jäderblom’un ortak kısmen muhalif görüşleri.

Hakkımızda
Ticaret hayatının dijitalleşmeye başlaması ile riskler de dijital ortamdan kaynaklanmış ve veri güvenliği önem kazanmıştır. Bu kapsamda siber saldırıların ve açıkların yanı sıra şirketlere ve kişilere ilişkin verilerin internet ortamında ulaşılabilir olması ile ticaret ve özel hayatın korunması yani veri gizliliği ihtiyaç haline gelmiştir.

DEVAMI

Gizlilik ve Kullanım
Verko İletişim

Ofisim İstanbul İş Merkezi Tugay Yolu Cad. No:20 B Blok Kat:7 D:39 Cevizli / Maltepe / İstanbul

0(216) 418 21 25
0(535) 344 36 32
0(535) 344 36 64

info@verko.com.tr

Open chat