Anayasa Mahkemesi

Başvuru Numarası: 2017/24776
Karar Tarihi: 24.05.2018

I. Başvurunun Konusu

  1. Başvuru, tutuklu olan başvurucuya gelen veya başvurucu tarafından gönderilen mektupların Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi’ne kaydedilmesi nedeniyle özel hayata saygı hakkı ve haberleşme hürriyetinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. Başvuru Süreci

  1. Başvuru 23.05.2017 tarihinde yapılmıştır.
  2. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
  3. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
  4. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
  5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü sunmuştur.

III. Olay ve Olgular

  1. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
  2. Başvurucu, hakim olarak görev yapmakta iken 15 Temmuz Darbe Teşebüsünün ardından Fethullahçı Terör Örgütü/Pararlel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) soruşturması kapsamında 20.07.2016 tarihininde tutuklanmıştır. Başvurucu halen Kocaeli 2 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (İnfaz Kurumu) tutuklu olarak bulunmaktadır.
  3. Bakanlık Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün 10/10/2016 tarihli yazısıyla, infaz kurumunda bulunan tüm hükümlü ve tutukluların resmi makamlara veya savunması için avukatına verdiği kapalı zarf içindeki mektup ve fakslar hariç tüm mektup, faks ve dilekçelerinin taranmak suretiyle Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi’ne (UY AP) kaydedilmesi gerektiği ülke genelindeki tüm infaz kurumlarına başsavcılıklar aracılığıyla iletilmiştir.
  4. Bakanlığın yazısı doğrultusunda başvurucuya gönderilen veya başvurucunun göndermek istediği mektuplar taranmak suretiyle UYAP sistemine kaydedilerek sakıncalı olup olmadıkları yönünden denetlenmektedir.
  5. Başvurucu, mektupların UY AP sistemine kaydedilmesinin haberleşme hürriyeti ile özel ve aile hayatının gizliliği ilkesine aykırılık oluşturduğunu ileri sürerek Kocaeli İnfaz Hakimliğine (Mahkeme) şikayette bulunmuştur.
  6. Mahkeme 24.03.2017 tarihli kararıyla, infaz hakimliklerinin yetkisinin infaz kurumlarındaki işlem ve eylemlerin kanun, tüzük, yönetmelik veya genelgelere uygunluğunu denetiminden ibaret olduğunu açıklamış; mevcut uygulamanın Bakanlığın 10.10.2016 tarihli yazısına dayandığını ve yazının hukuken genelge niteliğinde olduğunu belirterek şikayetin reddine karar vermiştir.
  7. Başvurucunun anılan karara itirazı, Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 14.04.2017 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Ret kararı başvurucuya 27.04.2017 tarihinde tebliğ edilmiştir.
  8. Başvurucu 23.05.2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İlgili Hukuk

A. Ulusal Hukuk

  1. 24.03.2016 tarihli ve 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun (1) numaralı maddesi şöyledir:

“Bu Kanunun amacı, kişisel verilerin işlenmesinde başta özel hayatın gizliliği olmak üzere kişilerin temel hak ve özgürlüklerini korumak ve kişi el verileri işleyen gerçek ve tüzel kişilerin yükümlülükleri ile uyacakları usul ve esasları düzenlemektir.”

  1. 6698 sayılı Kanun’un 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“d) Kişisel veri: Kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgiyi,
e) Kişişel verilerin işlenme: Kişisel verilerin tamamen veya kısmen otomatik olan ya da herhangi bir veri kayıt sisteminin parçası olmak kaydıyla otomatik olmayan yollarla elde edilmesi, kaydedilmesi, depolanması, muhafaza edilmesi, değiştirilmesi, yeniden düzenlenmesi, açıklanma , aktarılması, devralınması, elde edilebilir hale getirilmesi, sınıflandırılması ya da kullanılmasının engellenmesi gibi veriler üzerinde gerçekleştirilen her türlü işlemi …. ifade eder. “

  1. 6698 sayılı Kanun’un 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“(1) Kişisel veriler ilgili kişinin açık rızası olmaksızın işlenemez.
(2) Aşağıdaki şartlardan birinin varlığı halinde, ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın kişisel verilerinin işlenmesi mümkündür:
a) Kanunlarda açıkça öngörülmesi.
ç) Veri sorumlusunun hukuki yükümlülüğünü yerine getirebilmesi için zorunlu olması.”

  1. 6698 sayılı Kanun’un 6. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“(1) Kişilerin ırkı, etnik kökeni, siyasi düşüncesi, felsefi inancı, dini, mezhebi veya diğer inançları, kılık ve kıyafeti, dernek, vakıf ya da sendika üyeliği, sağlığı, cinsel hayatı, ceza mahkumiyeti ve güvenlik tedbirleriyle ilgili verileri ile biyometrik ve genetik verileri özel nitelikli kişisel veridir.
(2) Özel nitelikli kişisel verilerin, ilgilinin açık rızası olmaksızın işlenmesi yasaktır.
(3) Birinci fıkrada sayılan sağlık ve cinsel hayat dışındaki kişisel veriler, kanunlarda öngörülen hallerde ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın işlenebilir. Sağlık ve cinsel hayata ilişkin kişisel veriler ise ancak kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbı teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi, sağlık hizmetleri ile finansmanının planlanması ve yönetimi amacıyla, sır saklama yükümlülüğü altında bulunan kişiler veya yetkili kurum ve kuruluşlar tarafından ilgilinin açık rızası aranmaksızın işlenebilir.”

  1. 6698 sayılı Kanun’un 28. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“(1) Bu Kanun hükümleri aşağıdaki hallerde uygulanmaz:
ç) Kişisel verilerin milli savunmayı, milli güvenliği, kamu güvenliğini, kamu düzenini veya ekonomik güvenliği sağlamaya yönelik olarak kanunla görev ve yetki verilmiş kamu kurum ve kuruluşları tarafından yürütülen önleyici, koruyucu ve istihbari faaliyetler kapsamında işlenmesi.
d) Kişisel verilerin soruşturma, kovuşturma, yargılama veya infaz işlemlerine ilişkin olarak yargı makamları veya infaz mercileri tarafından işlenmesi”.

  1. 04.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 38/A
    maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

“(1) Her türlü ceza muhakemesi işlemlerinde Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) kullanılır. Bu işlemlere ilişkin her türlü veri, bilgi, belge ve karar, UYAP vasıtasıyla işlenir, kaydedilir ve saklanır.
(7) Zorunlu nedenlerle fiziki olarak düzenlenmiş belge veya kararlar, yetkili kişilerce taranarak UYAP ‘a aktarılır ve gerektiğinde ilgili birimlere elektronik ortamda gönderilir.
(9) Elektronik ortamda yapılan işlemlerde süre gün sonunda biter.
(11) Ceza muhakemesi işlemlerinin UYAP’ta yapılmasına dair usul ve esaslar, Adalet Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.

  1. Bakanlık Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığının 10.11.2011 tarihli ve 124/1 sayılı Genelgesi’nin ilgili kısmı şöyledir:

“UYAP Bilişim Sistemi kullanılarak soruşturma ve kovuşturma işlemleri ile diğer adli ve idari işlemlerin etkin, verimli, hızlı, düzenli, şeffaf ve usul ekonomisine uygun biçimde yürütülmesi amacıyla;
1- Her türlü işlem ve faaliyetin, UYAP üzerinden gerçekleştirilmesine imkan bulunmayan istisnai haller saklı olmak koşuluyla, UYAP ortamında, zamanında, eksiksiz ve doğru bir biçimde gerçekleştirilmesi,
3- Tüm birimlerde her türlü veri girişinin eksiksiz ve doğru biçimde yapılması,
5- Zorunluluk sebebiyle haricen oluşturulan belgeler ile Sistem haricinde gelen belgelerin ekleriyle birlikte taranarak UYAP ortamına aktarılması,
15- Bilgi güvenliği, elektronik imza ve kişisel verilerin korunmasına ilişkin mevzuat hükümlerine azami dikkat gösterilmesi, özellikle elektronik imza cihazı veya erişim kodu ile her türlü kullanıcı adı ve parolasının başkalarına verilmemesi … “

  1. 13.12.2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 68. maddesi şöyledir:

“Hükümlü, bu maddede belirlenen kısıtlamalar dışında, kendisine gönderilen mektup, faks ve telgrafları alma ve ücretleri kendisince karşılanmak koşuluyla, gönderme hakkına sahiptir.
(2) Hükümlü tarafından gönderilen ve kendisine gelen mektup, faks ve telgraflar; mektup okuma komisyonu bulunan kurumlarda bu komisyon, olmayanlarda kurumun en üst amirince denetlenir.
(3) Kurumun asayiş ve güvenliğini tehlikeye düşüren, görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar amaçlı suç örgütü veya diğer suç örgütleri mensuplarının haberleşmelerine neden olan, kişi veya kuruluş/an paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit ve hakareti içeren mektup, faks ve telgraflar hükümlüye verilmez. Hükümlü tarafından yazılmış ise gönderilmez.
(4) Hükümlü tarafından resmi makamlara veya savunması için avukatına gönderilen mektup, faks ve telgraflar denetime tabi değildir. “

  1. 06.04.2006 tarihli ve 26131 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük’ün (Tüzük) 122. maddesi şöyledir:

“(1) 91 inci maddeye göre mektup alma ve gönderme hakkı kapsamında hükümlüler tarafından yazılan mektup, faks ve telgraflar, zarfı kapatılmaksızın bu işle görevlendirilen ikinci müdür başkanlığında, idare memuru ve yüksek okul mezunu iki infaz ve koruma memuru tarafından oluşturulan mektup okuma komisyonuna iletilmek üzere güvenlik ve gözetim servisi personeline verilir. Yapılan incelemeden sonra gönderilmesinde sakınca görülmeyen mektuplar üzerine “görüldü” kaşesi vurulur, zarf içerisine konularak kapatılır ve postaneye teslim edilir.
(2) Resmi makamlara veya savunması için avukatına gönderilenler hakkında 91 inci maddenin dördüncü fıkrası hükmü uygulanır.
(3) Hükümlülere gönderilen ve açılıp incelendikten sonra verilmesinde sakınca olmadığı anlaşılan mektup, faks ve telgraflar zarfları ile birlikte verilir. “

  1. Tüzük’ün 123. maddesi şöyledir:

“(1) Mektup okuma komisyonunca, mahalline gönderilmesi veya hükümlüye verilmesi sakıncalı görülen mektuplar, en geç 24 saat içinde disiplin kuruluna verilir. Mektubun disiplin kurulu tarafından kısmen veya tamamen sakıncalı görülmesi halinde, mektup aslı çizilmeden veya yok edilmeden şikayet ve itiraz süresinin sonuna kadar muhafaza edilir. Mektubun kısmen sakıncalı görülmesi halinde, aslı idarede tutularak fotokopisinde sakıncalı görülen kısımlar okunmayacak şekilde çizilerek disiplin kurulu karan ile birlikte ilgilisine tebliğ edilir. Mektubun tamamının sakıncalı görülmesi halinde, sadece disiplin kurulu karan tebliğ edilir. Tebliğ tarihinden itibaren infaz hakimliğine başvuru için gereken süre beklenir. Bu süre içinde infaz hakimliğine başvurulmamış ise, disiplin kurulu karan yerine getirilir. İnfaz hakimliğine başvurulmuş ise, infaz hakimliği kararının tebliğinden itibaren itiraz süresi beklenir. İnfaz hakimliği kararına itiraz edilmemiş ise bu karara göre, itiraz edilmiş ise mahkemenin kararına göre işlem yapılır.
(2) Hükümlüye yapılacak tebligatta, tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde infaz hakimliğine şikayet hakkının kullanılmaması veya infaz hakimliği kararına karşı tebliğ tarihinden itibaren bir hafta içinde ağır ceza mahkemesine itiraz edilmemesi halinde, disiplin kurulu kararının kesinleşerek mektubun sakıncalı görülen kısımlarının okunmayacak şekilde çizilerek verileceği veya tamamı sakıncalı görülen mektubun
verilmeyeceği bildirilir.
(3) Kısmen veya tamamen sakıncalı görülen mektuplar, iç hukuk veya uluslararası hukuk yollarına başvuru yapılması durumunda kullanılmak üzere idarece saklanır. “

  1. 26.06.1930 tarihli ve 1721 sayılı Hapishane ve Tevkifhanelerin İdaresi Hakkında Kanun’un 2. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“E) Ceza evinin emniyeti bakımından mahkumlara ait mektupların ve kendilerini ziyarete gelenlerle konuşmalarının ve hariçle muhaberelerinin ne suretle tanzim ve kontrol edileceği hakkında bir nizamname tanzim olunur.”

B. Uluslararası Hukuk

1. Uluslararası Mevzuat

  1. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “Özel ve aile hayatına saygı hakkı” kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:

“1. Herkes özel ve aile yaşamına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.

2. Bu hakların kullanılmasına ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, suçun veya düzensizliğin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla, hukuka uygun olarak yapılan ve demokratik bir toplumda gerekli bulunan müdahaleler dışında, kamu makamları tarafından hiçbir müdahale yapılamaz.”

  1. Avrupa Konseyi bünyesinde hazırlanan 28.01.1981 tarihli Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireylerin Korunması Sözleşmesi’nin 2. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi şöyledir:

“Kişisel veriler: Kimliği belirli veya belirlenebilir bir gerçek kişi (‘ilgili kişi’) hakkındaki tüm bilgileri ifade eder. “

  1. Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireylerin Korunması Sözleşmesi’nin 6. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“İç hukukta uygun güvenceler sağlanmadıkça, ırksal kökeni, siyasal düşünceleri, dini veya diğer inançları ortaya koyan kişisel verileri ile sağlık veya cinsel hayatla ilgili kişisel veriler otomatik işleme tabi tutulamaz. Aynı şey ceza mahkumiyetiyle ilgili kişiler veriler içinde geçerlidir. “

  1. Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireylerin Korunması Sözleşmesi’nin 9. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“2. Taraf devletin kanunlarında öngörülmüş olması ve demokratik bir toplumda aşağıdaki hususların sağlanması için gerekli bir önlem oluşturması halinde iş bu sözleşmenin 5, 6, ve 8. maddelerine istisna getirilebilir:
a. Devlet güvenliğinin korunması, kamu güvenliği, devletin mali menfaatleri veya suçların önlenmesi … “

  1. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Üye Devletlere Avrupa Cezaevleri Kuralları Hakkında REC (2006) 2 Sayılı Tavsiye Kararı’nın hükümlü ve tutukluların dış dünya ile ilişkilerine dair kısmı şöyledir:

“24.1. Mahpusların mümkün olabilen sıklıkta mektup, telefon veya diğer iletişim vasıtalarıyla aileleriyle, başka kişilerle ve dışarıdaki kuruluşların temsilcileriyle haberleşmelerine ve bu kişilerin mahpusları ziyaret etmelerine izin verilmelidir.
24.2 Devam etmekte olan bir ceza soruşturması, emniyet, güvenlik ve düzeninin muhafaza edilmesi, suç işlenmesinin önlenmesi ve suç mağdurunun korunması için gerekli görülmesi halinde, haberleşme ve ziyaretlere kısıtlamalar konabilir ve izlenebilir. Ancak adli bir merci tarafından konulan özel kısıtlamalar da dahil olmak üzere, bu tür kısıtlamalar yine de kabul edilebilir asgari bir iletişime izin vermelidir.
24.3. Ulusal hukuk, mahpuslarla iletişim kurması kısıtlanamayacak olan ulusal ve uluslararası kuruluşları belirlemelidir,
24.4. Ziyaretler için yapılan düzenlemeler, mahpuslara aile ilişkilerini mümkün olduğunca normal bir düzeyde sürdürmelerine ve geliştirmelerine izin verecek bir tarzda olmalıdır.
24.5. Cezaevi yetkilileri, dış dünyayla yeterli bir iletişim sürdürmelerinde mahpuslara yardım etmelidirler ve bunun için onlara uygun destek ve yardım sağlamalıdırlar. “

2. Uluslararası İçtihat

  1. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), devletlerin milli güvenliğin korunması amacını gerçekleştirmede sahip oldukları takdir yetkisinin geniş olduğunu kabul etmektedir. AİHM, Sözleşme’ye taraf devletlerin milli güvenliği korumak için yetkili ulusal makamlarına ilk olarak kişiler hakkında bilgi toplama ve halka açık olmayan siciller tutma, ikinci olarak milli güvenlik bakımından önemli kadrolarda çalışmak isteyen adayların bu işe uygunluğunu takdir ederken bu bilgiyi kullanma yetkisi veren kurallara sahip olmaları gerektiğinde kuşku bulunmadığını belirtmektedir (Leander/İsveç, B. No: 9248/81, 26.03.1987, § 59).
  2. Bununla birlikte AİHM içtihadına göre kamu mercilerinin bir bireyin özel hayatıyla ilgili bilgileri toplaması, kaydetmesi, saklaması, özel hayata saygı hakkına müdahale oluşturur (Leander/İsviçre, § 48; Kopp/İsviçre, B. No: 23224/94, 25.03.1998, § 53; Amann/İsviçre [BD], B. No: 27798/95, 16.02.2000, § 69; Rotaru/Romanya [BD], B. No: 28341/95, 04.05.2000, §§ 43, 44, 46).
  3. Kaydedilen bilgilerin daha sonra kullanılmış olup olmamasının bir önemi yoktur. Bununla birlikte kamu makamları tarafından muhafaza edilen kişisel nitelikli bilgilerin özel yaşam unsurlarından birini devreye sokup sokmadığını tespit etmek için bu bilgilerin hangi çerçevede alındığının ve muhafaza edildiğinin, verilerin türünün, kullanıldığı ve işlendiği şeklin, bunlardan çıkarılabilecek sonuçların dikkate alınması zaruridir (Leander/İsveç, § 48; Amann/İsviçre, § 69; S. ve Marper/Birleşik Krallık [BD], B. No: 30562/04, 30566/04, 04.12.2008, § 67).
  4. AİHM kararlarına göre haberleşme özgürlüğüne yapılan müdahale öncelikle kanunla öngörülmelidir. Müdahalenin yasal dayanağını oluşturan mevzuatın ulaşılabilir, yeterince açık ve belirli bir eylemin gerektirdiği sonuçlar açısından öngörülebilir olması gerekir. İkinci olarak söz konusu sınırlandırma meşru bir amaca dayalı olmalı; bunun yanı sıra müdahale demokratik bir toplumda gerekli ve ölçülü olmalıdır (Silver ve diğerleri Birleşik Krallık, B. No: 5947/72 … 25.03.1983, §§ 85-90; Klass ve diğerleri Almanya, B. No: 5029/71 , 06/.10.1978, §§ 42-55; Campbell Birleşik Krallık, B. No:13590/88, 25.03.1992, § 34).
  5. AİHM; haberleşme hürriyetine yapılan müdahalelerin incelediği kararlarda, öncelikle ceza infaz kurumlarında bulunan kimselerin yazışmalarının belirli ölçüde kontrolünün başlı başına Sözleşme’nin ihlaline sebebiyet vermeyeceğini , keza ceza infaz kurumunun olağan ve makul gereksinimleri dikkate alınarak bir değerlendirmede bulunmanın gerekli olduğunu belirtmiştir (Mehmet Nuri Özen/Türkiye, B. No: 15672/08 … 11.01.2011, § 51; Silver ve diğerleri Birleşik Krallık, § 98).
  6. AİHM, her somut olayda kamu makamlarının bu değerlendirmeyi yaparken mektup gönderme ve almanın ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlülerin ve tutukluların dış dünya ile tek bağlantısı olduğu gerçeğini gözönünde bulundurması gereğini belirtmektedir (Campbell Birleşik Krallık, § 45).

V. İnceleme ve Gerekçe

  1. Mahkemenin 24.05.2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adli Yardım Talebi Yönünden

  1. Başvurucu, adli yardım talebinde bulunmuştur.
  2. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Şerif Ay (B. No: 2012/1181, 17.09.2013) kararında belirtilen ilkeler dikkate alınarak geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun açıkça dayanaktan yoksun olmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.

B. Özel Hayata Saygı Hakkı ile Haberleşme Hürriyetinin İhlal Edildiğine
İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

  1. Başvurucu, tutuklu olarak bulunduğu İnfaz Kurumunda kendisine gönderilen veya kendisinin göndermek istediği mektupların tamamının taranmak suretiyle UYAP sistemine kaydının yapılması nedeniyle haberleşmenin gizliliği ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Öte yandan bu uygulamanın özel yazışmalarının bir sistemde depolanıp saklanması sonucunu doğurduğu için özel hayatına saygı hakkının da ihlal ettiğini iddia etmiştir. Ayrıca söz konusu uygulamanın kaldırılması için İnfaz Hakimliğine yaptığı şikayetinin reddedildiğini , bu ret kararına karşı yaptığı itirazının da Ağır Ceza Mahkemesince gerekçesiz olarak reddediğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ifade etmiştir.
  2. Bakanlık görüşünde, ceza infaz kurumda bulunan mahpusların haberleşmelerinin denetlenebileceği ve bu kapsamda UYAP’a kaydedilebileceği belirtildikten sonra müdahalenin kamu düzeni ve kurum güvenliğini sağlamaya yönelik anayasal açıdan meşru bir amaca dayandığı ve güdülen meşru amaçla başvurucunun bireysel yararı arasında adil bir dengenin kurulmuş olması nedeniyle de ölçülü olduğu açıklanmıştır.

2. Değerlendirme

  1. Anayasa’nın 20. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.
Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir. “

  1. Anayasa’nın 22. maddesi şöyledir:

“Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır.
Milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hakim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz. Yetkili merciin kararı 24 saat içinde görevli hakimin onayına sunulur. Hakim, kararını 48 saat içinde açıklar; aksi halde, karar kendiliğinden kalkar.
İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve kuruluşları kanunda belirtilir.”

  1. Özel hayata saygı hakkı kapsamında korunan hukuksal çıkarlardan biri, bireyin mahremiyet hakkıdır. Ancak mahremiyet hakkı sadece yalnız bırakılma hakkından ibaret olmayıp bu hak, bireyin kendisi hakkındaki bilgileri kontrol edebilme hukuksal çıkarını da kapsamaktadır. Bireyin kendisine ilişkin herhangi bir bilginin kendi rızası olmaksızın açıklanmaması, yayılmaması, bu bilgilere başkaları tarafından ulaşılamaması ve rızası hilafına kullanılamaması, kısaca bu bilgilerin mahrem kalması konusunda menfaati bulunmaktadır. Bu husus, bireyin kendisi hakkındaki bilgilerin geleceğini belirleme hakkına işaret etmektedir (Serap Tortuk, B. No: 2013/9660, 21.01.2015, § 32).
  2. Anayasa Mahkemesi tarafından kişisel veri kavramının -belirli veya kimliği belirlenebilir olmak şartıyla- bir kişiye ilişkin bütün bilgileri ifade ettiği kabul edilmekte olup bu bağlamda adı, soyadı, doğum tarihi ve doğum yeri gibi bireyin sadece kimliğini ortaya koyan bilgilerin değil telefon numarası, motorlu taşıt plakası, sosyal güvenlik numarası, pasaport numarası, öz geçmiş, resim, görüntü ve ses kayıtları, parmak izleri, genetik bilgiler, IP adresi, e-posta adresi, hobiler, tercihler, etkileşimde bulunduğu kişiler, grup üyelikleri, aile bilgileri gibi kişiyi doğrudan veya dolaylı olarak belirlenebilir kılan tüm verilerin kişisel veri kapsamında olduğu belirtilmektedir (A YM, E.2014/74, K.2014/201, 25.12.2014; E.2013/122, K.2014/74, 09.04.2014; E.2014/149, K.2014/151, 02.10.2014; E.2013/84, K.2014/183, 04.12.2014; E.2014/180, K.2015/30, 19.03.2015; Bülent Kaya [GK], B. No: 2013/2941, 11.05.2016, § 49).
  3. Bu noktada Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireylerin Korunması Sözleşmesi ile 6698 sayılı Kanun da önemli tespitler içermektedir. Belirtilen sözleşme ve Kanun’a göre kişisel bilgi, belirli veya belirlenebilir bir kişiye ilişkin herhangi bir bilgi olarak tanımlanmakta ve söz konusu verilerin özel nitelikte olması gibi bir unsur aranmamaktadır. Dolayısıyla ceza infaz kurumlarında bulunan mahpusların yazdığı veya kendilerine hitaben yazılan mektupların UY AP sistemine taranması suretiyle kaydı sağlandığından sadece mektup içeriklerinin değil aynı zamanda mektuplardaki el yazısı , imza gibi mektubu yazanı belirlemeye yarayan her türlü bilgi kişisel veri sayılmaktadır.
  4. Söz konusu haberleşme içeriklerinin ve biçiminin denetlenerek bir sisteme kaydedilmesi, bireyin mahremiyetine olduğu kadar aynı zamanda haberleşme hürriyetine de müdahale oluşturmaktadır.
  5. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifıni kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddiasının temeli, başvurucuya gönderilen veya başvurucunun göndermek istediği tüm mektupların İnfaz Kurumu idaresi tarafından UYAP sistemine kaydedilmesine ilişkindir. Bireyin kişisel verilerinin ve bu verilerin korunmasına dair menfaatinin özel yaşamı kapsamında olduğu açıktır. Haberleşme içeriklerinin ve biçimin kaydı şeklinde gerçekleşen müdahalenin haberleşme hürriyetine yapılan müdahalenin özel bir biçimi olduğu hususunda da tereddüt bulunmamaktadır. Dolayısıyla mahremiyet hakkı ve bu alana ilişkin bilgilerin gizliliğinin korunması ile haberleşmenin denetlenmesine ilişkin eldeki başvurunun Anayasa’nın 20. ve 22. maddeleri çerçevesinde özel hayata saygı ve haberleşme hürriyeti yönünden ve birlikte incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

  1. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özel hayata saygı ve haberleşme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Müdahalenin Varlığı

  1. Kamu mercileri tarafından özel yaşamı ile ilgili sorular sorulması da dahil olmak üzere bir bireyin özel hayatı, iş ve sosyal yaşamıyla ilgili bilgilerinin, parmak izinin, fotoğrafının, hücre ve DNA örneklerinin alınması, kaydedilmesi, saklanması ve kullanılması özel hayata saygı hakkına müdahale oluşturur (Bülent Kaya, § 51).
  2. Kaydedilen bilgilerin daha sonra kullanılmış olup olmamasının bir önemi yoktur. Bununla birlikte kamu makamları tarafından muhafaza edilen kişisel nitelikli bilgilerin özel yaşam unsurlarından birini devreye sokup sokmadığını tespit etmek için bu bilgilerin hangi çerçevede alındığının ve muhafaza edildiğinin, verilerin türünün, kullanıldığı ve işlendiği şeklin, bunlardan çıkarılabilecek sonuçların dikkate alınması zaruridir (Bülent Kaya, § 53).
  3. Ceza infaz kurumunda bulunan mahpusların haberleşmelerinin denetlenmesi haberleşme hürriyetine müdahale teşkil etmektedir (Mehmet Koray Eryaşa, B. No: 2013/6693, 16.04.2015).
  4. Başvurucu, infaz kurumunda tutuklu olarak bulunmaktadır. Başvurucunun dış dünyayla iletişimini sağlayan yazışmaları bazı istisnalar haricinde (bkz. § 9) kurum idaresi tarafından denetlenerek UYAP sistemine kaydedilmektedir. Kişiye ait bilgileri içeren mektupların açılıp okunarak sistemde tutulmasının başvurucunun özel hayatına ve haberleşmesine müdahale oluşturduğu şüphesizdir.

ii. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

  1. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anaya anın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve idik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. “

  1. Yukarıda belirlenen müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa’nın 20. maddesini ihlal edecektir. Bu sebeple sınırlamanı Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, meşru amaç taşıma, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

(1) Kanunilik

  1. Hak ve özgürlüklerin kanunla sınırlanması ölçütü anayasa yargısında önemli bir yere sahiptir. Hak ya da özgürlüğe bir müdahale söz konusu olduğunda öncelikle tespiti gereken husus, müdahaleye yetki veren bir kanun hükmünün yani müdahalenin hukuki bir temelinin mevcut olup olmadığıdır (Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19.12.2013, § 36).
  2. Anayasa’nın 20. maddesi kapsamında yapılan bir müdahalenin yasallık şartını sağladığının kabulü için de müdahalenin kanuni bir dayanağının bulunması zorunludur. Bununla birlikte temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasına ilişkin kanunların şeklen var olması yeterli değildir. Yasallık ölçütü aynı zamanda maddi bir içeriği de gerektirmekte olup bu noktada kanunun niteliği önem kazanmaktadır. Yasayla sınırlama ölçütü, sınırlamanın erişilebilirliğini, öngörülebilirliğini ve kesinliğini ifade etmekte, böylece uygulayıcının keyfi davranışlarının önüne geçtiği gibi kişinin hukuku bilmesine de yardımcı olmakta ve bu yönüyle hukuk güvenliği güvencesi sağlamaktadır (Halime Sare Aysal [GK], B. No: 2013/1789, 11.11.2015, § 62).
  3. Kanunun bu gerekliliklere uygun olduğunun söylenebilmesi için yeterince ulaşılabilir olması, yani vatandaşların belirli bir olaya uygulanabilir nitelikteki hukuk kurallarının varlığı hakkında yeterli bilgiye sahip olabilmesi, ayrıca ilgili normun keyfiliğ karşı uygun bir koruma sağlaması, yetkili makamlara verilen yetkinin genişliğini ve icra edilme biçimlerini yeterli bir netlikte tanımlaması gerekmektedir (Halime Sare Aysal, § 63).
  4. Somut başvuru açısından ise kişisel verilerin kayıt, muhafaza ve kullanımını içeren tedbirlerin kapsamını ve uygulanmasını düzenleyen ve özellikle süre, stoklama, kullanım, üçüncü kişilerin erişimi, verilerin gizliliği, bütünlüğü ve imhası konusundaki prosedürlere ilişkin olarak muhataplarının yetki aşımı ve keyfiliğe karşı yeteri kadar güvenceye sahip olmalarını sağlayacak açık ve detaylı kuralların belirlenmesinin söz konusu gerekliliklere temel oluşturduğu açıktır ( Bülent Kaya, § 64).
  5. Bu kapsamda ilgili sisteme bilgilerin girilmesi, müdahaleye temel oluşturan meşru amaçları taşıma şartına bağlı olmalı ve söz konusu yasal düzenleme, hangi bilgilerin kayıt altına alınabileceği , hangi yetkililere iletilebileceği , böyle bir iletimin hangi koşullarda mümkün olabileceği ve bilginin ilgili makamlara iletilmesi hususunda izlenecek usul konusunda açık ve ayrıntılı hükümler içermelidir. Söz konusu sisteme ilişkin düzenleme; bilgi toplama, kaydetme ve ilgili makamlarla paylaşma veya sair şekilde kullanma konusunda yetkili makamlara tanıdığı takdir yetkisinin kullanılma tarzı ve alanı bakımından vatandaşlara yeterince öngörüde bulunma olanağı sağlamak durumundadır (Bülent Kaya , § 66).
  6. Öte yandan Anayasa Mahkemesi; Anayasa’da temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması gibi münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda kanunun, söz konusu meselenin temel esaslarını, ilkelerini ve çerçevesini belirlemiş olmasını gerektirdiğini ancak yasama organının meselenin temel kurallarını saptadıktan sonra uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin hususları yürütmeye bırakmasının yasama yetkisinin devri olarak yorumlanamayacağını kabul etmiştir (AYM, E.2014/133, K.2014/165, 30.10.2014). Bu bağlamda temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına yönelik kanuni düzenlemelerde kanun koyucu tarafından temel esaslar, ilkeler ve çerçeve belirlendikten sonra diğer ayrıntıların düzenleyici işlemler ile belirlenebileceği kabul edilmiştir (Mehmet Koray Erya a,B. No: 2013/6693, 16.04.2015, § 63).
  7. Başvuruya konu idari uygulama ve yargısal sürecin 5271 sayılı Kanun’un 38/A maddesi, 5275 sayılı Kanun’un sayılı 68. maddesi, Tüzük’ün 122. ve 123. maddeleri ile 03.05.1973 tarihli ve 1712 sayılı Kanun’un 2. maddesine dayanılarak Bakanlığın 10.10.2016 tarihli yazısı temelinde yürütüldüğü anlaşılmaktadır.
  8. UYAP, 2008 yılından itibaren ülke genelindeki yargı birimleri tarafından tüm işlemlerde etkin biçimde kullanılan bir bilişim sistemidir. Hükümlü ve tutukluların bulunduğu ceza infaz kurumları da bu bakımdan önemli bir yere sahiptir. Hükümlü ve tutukluların tüm infaz işlemleri ile birlikte kurumda kalmalarından kaynaklanan talep ve şikayetleri de idari ve yargısal işlemler olarak UYAP sistemi üzerinden yürütülmektedir.
  9. Ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlü veya tutukluların yaptıkları yazışmaların denetimi ve sınırlandırılmasının 5275 sayılı Kanun’un 68. maddesine dayandığı açıktır (Ahmet Temiz, B. No: 2013/1822, 20.05.2015, §§ 37-46). Uygulama, ancak ilgili yazışmanın incelenerek içeriğinin denetlenmesi sonucu mümkün olabilmektedir. Sakıncalı olarak değerlendirilen yazışmanın hakkındaki yargısal işlemlerin tamamlanması için gerekli süre sonuna kadar kurumca muhafaza edilmesi ise kanuni bir zorunluluktur.
  10. Yargı birimleri tarafından gerçekleştirilen idari veya yargısal işlemlerde işlemle ilgili fiziki tüm evrakın işlem şeffaflığını sağlamak amacıyla UYAP sistemine kaydedildiği bilinmektedir. Bu evrak arasında belirli kişilere ait kişisel bilgilerin yer alması da işin doğası gereği mümkündür. Kişisel veri niteliğinde olan bu bilgilerin sisteme hangi kurallar çerçevesinde, hangi amaçla ve kimler tarafından kaydedileceği ve saklanacağı, bilgileri kaydeden yargı biriminin niteliğine göre ilgili kanunda düzenlenmektedir.
  11. Ceza infaz kurumları da 5271 sayılı Kanun’un 38/A maddesi gereği UYAP sistemini kullanmaktadır. Maddeye göre kişisel verilerin UY AP sistemine kaydedileceği hususu ilkesel olarak belirlenmekle birlikte ayrıntıların düzenleyici işlemlere bırakıldığı anlaşılmaktadır. Bakanlığın bu yöndeki 10.10.2016 tarihli yazısı da derece mahkemelerince açıklandığı üzere genelge niteliğinde olup adı konulmamış bir düzenleyici işlemdir. Anılan genelgede denetime tabi olan tüm yazışmaların UYAP sistemine kaydedileceği açıkça belirtilmiştir.
  12. Müdahalenin kanuni dayanağının mevcut olduğunu tespit edebilmek için ilgili kanunun yeterince ulaşılabilir olması gerekmektedir. Yukarıda belirtilen kanunların ulaşılabilir ve öngörülebilir olmasının yanı sıra Bakanlıkça bu husustaki genelgelerden konuyla birebir ilişkili olanların bizzat ilgililere de tebliğ edildiği gözönüne alındığında sınırlamanın öngörülebilir olduğu söylenebilmektedir.
  13. Diğer taraftan 6698 sayılı Kanun gereğince kişisel verilerinin ilgilinin rızası dışında kaydedilememesi kural olarak kabul edilmiş ise de kamu güvenliği gibi bazı istisnai hallerde kişinin rızası hilafına verilerin kaydedilebileceği belirtilmiştir. İnfaz kurumları da kamu güvenliği kapsamında infaz kurumunda güvenliğin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla mahkumların yazışmalarını denetlerken yazışma hakkında birtakım idari ve yargısal işlemler yapılacağından ilgili yazışmanın diğer bilgiler gibi UYAP sistemine kaydedilmesi olağandır.
  14. Bu bağlamda hükümlü ve tutukluların denetime tabi yazışmalarının diğer kişisel veriler gibi UYAP sistemine kaydedilmesi şeklindeki müdahalenin kanuni dayanağının mevcut olduğu anlaşılmaktadır.

(2) Meşru Amaç

  1. İnfaz kurumlarının Anayasa’nın 22. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında kalan istisnai kamu kurumları olduğu kabul edilmekle birlikte bu istisna, anılan kurumlar tarafından hakim kararı alınması şartı aranmaksızın haberleşme hürriyetine müdahale niteliğinde işlem tesis edilebileceği anlamına gelmektedir. Bununla birlikte bu kurumların haberleşme hürriyetine müdahale anlamındaki işlemlerinin meşru olabilmesi için mutlaka Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan sınırlandırma sebeplerine dayalı olması gerekmektedir (Ahmet Temiz, § 50).
  2. Somut başvuru açısından hükümlü veya tutuklulara ait mektupların UYAP sistemine kaydedilerek söz konusu mektuplarda yer alan bilgilerin suç işlenmesinin önlenmesi, İnfaz Kurumu güvenliğinin sağlanması kapsamında denetlendiği, dolayısıyla söz konusu uygulamanın Anayasa’nın haberleşme özgürlüğüne ilişkin 22. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında kamu düzeni ve güvenliğinin temini şeklinde meşru bir amacının bulunduğu sonucuna ulaşılmaktadır.

(3) Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk ve Ölçülülük

(a) Genel İlkeler

  1. Özel hayata saygı hakkının sınırlanması mümkün olmakla beraber Anayasa’nın 13. maddesi vasıtasıyla Anayasa’da yer alan tüm temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması hususunda geçerli olan ilkeler, özel hayata saygı hakkının sınırlandırılmasında da gözönünde bulundurulmalıdır. Buna göre demokratik toplum düzeninin gerekleri gözetilmeli, sınırlamada öngörülen meşru amaç ile sınırlandırma aracı arasında orantısızlık bulunmamalı, sınırlandırmayla ulaşılabilecek genel yarar ile temel hak ve özgürlüğü sınırlandırılan bireyin kaybı arasında adil bir denge kurulmasına özen gösterilmelidir (Marcus Frank Cerny [GK], B. No: 2013/5126, 02.07.2015, § 73; Bülent Polat [GK], B. No: 2013/7666, 10.12.2015, §§ 104, 107; Serap Tortuk, §§ 44, 48).
  2. Başvuru konusu olay bakımından yapılacak değerlendirmenin temel ekseni, müdahaleye neden olan idare ve derece mahkemelerinin kararlarında dayandıkları gerekçelerin özel hayata saygı hakkını kısıtlama bakımından demokratik bir toplumda gerekli ve ölçülülük ilkesine uygun olduğunun inandırıcı bir şekilde ortaya konulup konulamadığı olacaktır. Bu çerçevede bir müdahale, meşru amaçla orantılı bir müdahale olmalıdır. İkinci olarak müdahalenin haklılığı için kamu makamlarının gösterdikleri gerekçeler konuyla ilgili ve yeterli olmalıdır (Marcus Frank Cerny, § 83).

(b) İlkelerin Olaya Uygulanması

  1. İnfaz kurumunda tutuklu veya hükümlü olanların yazışmaları, kural olarak denetime tabi olup denetim sürecinin sağlıklı işlemesi ve yeri geldiğinde yapılan müdahale nedeniyle bireylerin hak kayıplarının önüne geçilmesi amacıyla diğer tüm yargısal işlemlerde olduğu gibi UYAP sistemine işlenmektedir.
  2. Ülkedeki terör suçlarına yönelik gelişmeler dikkate alındığında ceza infaz kurumlarında kapasitelerinin üstünde kişi bulunduğu bilinmektedir. Dolayısıyla infaz kurumlarının mevcudu ile personel sayısı dikkate alındığında tutuklu veya hükümlülerin yazışmalarının korunması ve denetlenmesi amacıyla ek tedbirlere başvurulması kaçınılmazdır. Bu doğrultudaki tedbirlerden biri olan yazışmaların UYAP sistemine kaydedilmesi suretiyle, denetimin tam anlamıyla gerçekleştirilebilmesinin yanı sıra yazışma metinlerine dair olası kayıpların önüne geçilerek bireylerin menfaatine de hizmet edilmesi amaçlanmaktadır.
  3. Sisteme kaydedilen bilgiler arasında müdahaleye maruz kalan kişilerin -bu arada başvurucunun da- özel nitelikteki kişisel verilerinin bulunması mümkündür. Yazışmaların denetiminin amacının, öncelikle suç işlenmesinin önlenmesi ve ceza infaz kurumunun güvenliğinin sağlanması ve böylelikle kamu düzeninin korunması olduğu gözönüne alındığında denetimin bir parçası olan verilerin kaydı suretiyle bireyin mahremiyet hakkına yapılan müdahalenin toplum menfaati karşısında gerekli olmadığını söylemek mümkün görünmemektedir.
  4. Öte yandan somut başvuruda uygulanan tedbirin mahpuslara gönderilen veya mahpuslarca başkalarına gönderilen mektupların UYAP ortamına kaydedilmesinden ibaret olduğu anlaşılmaktadır. Kişisel veri mahiyetindeki bu yazışmaların ceza infaz kurumunun yetkili personeli hariç herhangi bir üçüncü kişinin erişimine veya kullanımına açılması söz konusu değildir. Bu yazışmaların muhafazası hususunda yeterli düzenlemenin mevcut olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca bilgilere erişim yetkisi bulunan -çok sınırlı sayıdaki- yetkili kişilerin bunu kötüye kullanması veya kanunda öngörülen haller dışında başka kişi ve kurumlara vermesi veya onların erişimine dahi açık hale getirmesi halinde bunlara yönelik olarak uygulanacak idari, cezai ve hukuki müeyyideler kanunlarda öngörülmektedir. Tüm bu hususlar gözetildiğinde mahpusların yazışmalarının UYAP sistemine kaydedilmesinden ibaret olan müdahalenin başvurucuya aşırı bir külfet yüklemediği ve ceza infaz kurumunun güvenliğinin sağlanmasındaki kamu yararı ile başvurucunun haberleşme hürriyetinin ve kişisel verilerinin korunmasındaki bireysel yarar arasındaki makul dengenin gözetildiği sonucuna varılmaktadır.
  5. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi kişisel veri mahiyetindeki mektupların UYAP ortamına kaydedilmesindeki hassasiyetin farkındadır. Anayasa Mahkemesi mektupların UYAP ortamına kaydedilmesi biçimindeki müdahaleyi yukarıda açıklanan koşulları gözeterek orantılı bulsa da bu durum mahpusların mektuplarının kaydı hususunda kamu makamlarına sınırsız yetki verildiği biçiminde anlaşılamaz . Anayasa Mahkemesince yukarıda belirtilen ve müdahalenin orantılı bulunmasında dayanak alınan koşulların fiilen sağlanmadığının veya mektupların kaydedilmesindeki meşru amacın ortadan kalktığının tespit edilmesi halinde ihlal sonucuna ulaşması mümkün ise de bu aşamada henüz bir hak ihlaline sebebiyet verilmediği kanaatine varılmaktadır.
  6. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ve 22. maddesinde güvence altına alınan haberleşme hürriyetinin ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
    Engin YILDIRIM bu görüşe katılmamıştır.

VI. Hüküm

Açıklanan gerekçelerle;
A. Adli yardım talebinin KABULÜNE OYBİRLİĞİYLE,
B. Özel hayata saygı hakkının ve haberleşme hürriyetinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
C. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ve 22. maddesinde güvence altına alınan haberleşme hürriyetinin İHLAL EDİLMEDİĞİNE Engin YILDIRIM’ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE,
E. 12.01.2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 24.05.2018 tarihinde karar verildi.

Karşıoy Gerekçesi

  1. Bir infaz kurumunda tutuklu bulunan başvurucu, özel yazışmalarının ve mektuplarının UYAP sistemine kaydedilmesinden yakınmaktadır. İnfaz kurumlarında tutuklu ve hükümlülerin yazışmaları, kural olarak denetime tabidir. Başvurucunun şikayetine neden olan işlem Adalet Bakanlığının 10.10.2016 tarihli yazısından kaynaklanmaktadır. Bakanlık yazısında denetime tabi olan tüm yazışmaların UY AP sistemine kaydedileceği ifade edilmiştir.
  2. Düzenleyici işlem anlamında bir genelge niteliğinde değerlendirilmesi mümkün olan Bakanlık yazısı kanuni temel olarak 5271 sayılı Kanun’un 38/A maddesi, 5275 sayılı Kanun’un sayılı 68. maddesi, ilgili Tüzük’ün 122. ve 123. maddeleri ile 1712 sayılı Kanun’un 2. maddesine dayanmaktadır. Dolayısıyla başvurucunun özel hayata saygı hakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağının olmadığını söyleyemeyiz.
  3. Hükümlü veya tutuklulara ait mektupların UYAP sistemine kaydı yapılarak söz konusu mektuplarda yer alan bilgilerin suç işlenmesinin önlenmesi kapsamında denetlendiği, dolayısıyla söz konusu uygulamanın kamu düzeni ve güvenliğini sağlamaya dönük meşru amacını taşıdığını kabul etmek gerekir.
  4. Somut başvuruda müdahaleye neden olan idare ve derece mahkemelerinin kararlarında dayandıkları gerekçelerin özel hayata saygı hakkını kısıtlama bakımından demokratik bir toplumda gerekli ve ölçülülük ilkesine uygun olup, olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.
  5. Özel hayata saygı hakkının önemli unsurlarından biri olan mahremiyet hakkı kişinin kendisi hakkındaki bilgiler ve veriler üzerinde denetim ve söz sahibi olma hukuksal çıkarını da içermektedir. Kişinin kendisine ilişkin herhangi bir bilginin veya verinin rızası olmadan açıklanmaması, paylaşılmaması, bu bilgilere başkaları tarafından ulaşılamaması ve rızasına aykırı düşecek şekilde kullanılamaması gerekmektedir. Mahkememizin konuyla ilgili içtihadı da bu yöndedir (Serap Tortuk, B. No: 2013/9660, 21/1/2015).
  6. Diğer taraftan 6693 sayılı Kanun kişinin kişisel verilerinin rızası dışında kaydedilememesini kural olarak benimsemekle birlikte kişisel verilerin soruşturma, kovuşturma, yargılama veya infaz işlemlerine ilişkin olarak yargı makamları veya infaz mercileri tarafından işlenmesinin Kanunda sunulan güvencelerden yararlanılmasının istisnasını oluşturduğunu da hüküm altına almaktadır.
  7. Özel hayata saygı hakkının sınırlanması mümkün olmakla beraber, Anayasa’nın 13. maddesi vasıtasıyla Anayasa’da yer alan tüm temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması hususunda geçerli olan ilkeler, özel hayata saygı hakkının sınırlandmlmasında da gözönünde bulundurulmalıdır. Buna göre demokratik toplum düzeninin gerekleri gözetilmeli, sınırlamada öngörülen meşru amaç ile sınırlandırma aracı arasında orantısızlık bulunmamalı, sınırlandırmayla ulaşılabilecek genel yarar ile temel hak ve özgürlüğü sınırlandırılan bireyin kaybı arasında adil bir denge kurulmasına özen gösterilmelidir (Marcus Frank Cemy [GK], B. No: 2013/5126, 02.07.2015, § 73; Serap Tortuk, §§ 44, 48).
  8. Bakanlığın 10.10.2016 tarihli yazısında tüm hükümlü ve tutukluların resmi makamlara veya savunması için avukatına verdiği kapalı zarf içindeki mektup ve fakslar ve hariç diğer tüm faks ve dilekçelerin taranmak suretiyle UYAP sistemine kaydedilmesi gerektiği belirtilmektedir. Dolayısıyla tutuklu ve hükümlülerin yargısal süreçlerle hiçbir ilgisi olmayan kişisel verilerini de içerebilecek olan özel yazışmaları da sakıncalı olup, olmadığına bakılmaksızın UYAP sistemine kaydedilecektir. Bu özel yazışmaların ne kadar süreyle sistemde saklı tutulacağı, bunların üçüncü kişilerin erişimine ve kullanımına açılıp açılmayacağı, infaz kurumu tarafından hangi mercilerle paylaşılıp paylaşılamayacağı ve bunun nasıl olacağı hususlarında ciddi bir belirsizlik söz konusudur.
  9. Kişisel verilerin kayıt, muhafaza ve kullanımını içeren tedbirlerin kapsamını ve uygulanmasını düzenleyen ve özellikle süre, stoklama, kullanım, üçüncü kişilerin erişimi, verilerin gizliliği, bütünlüğü ve imhası konusundaki prosedürlere ilişkin, muhataplarının yetki aşımı ve keyfiliğe karşı yeteri kadar güvenceye sahip olmalarını sağlayacak açık ve detaylı kuralların yokluğu somut başvuruya neden olan müdahalenin demokratik toplum düzeni açısından ölçülü olmadığı konusunda ciddi şüpheler uyandırmaktadır.
  10. Çoğunluk görüşünde ” … bilgilerin tespit edilen amaç dışında yararlanıldığına yahut başvurucunun özel yaşamı bakımından olumsuz sonuçlar doğurduğuna ilişkin somut olgulara dayalı herhangi bir delil başvurucu tarafından ortaya konulamamıştır. Kaldı ki yazışmalarda yer alan bilgilerin amacı dışında kullanılamayacağı ve bu doğrultuda üçüncü kişilere verilemeyeceği muhakkaktır” (bkz.§ 70) düşüncesi savunularak UYAP sistemine yapılan kaydın başvurucuya aşırı külfet yüklemediğinden orantılı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
  11. Başvurucunun özel yazışmalarının hiçbir değerlendirmeye tabi tutulmadan otomatikman UYAP sistemine kaydedilmesi işleminin bireyin özel hayatı açısından ne gibi olumsuzluklara neden olduğunun somut olarak ortaya konulması imkansız olmasa bile çok zordur. Bireyin sevdiği bir kimseye yazdığı çok özel ifadelerin başkaları tarafından okunma olasılığının varlığını düşünmesi , bu yazışmadaki ifadelerin, duyguların , belki de kişisel hassas verilerinin büyük bir veri seti içerisinde ucu açık bir şekilde tutulmasının bireye manevi anlamda kendi iç dünyasında aşırı bir külfet yüklemediğini söylemek kolay değildir. Çoğunluk, kişinin yazışmalarında yer alan bilgilerin amaç dışında kullanılmayacağından ve bu yönde üçüncü kişilere verilmeyeceğinden haddinden fazla emin görünmektedir. Thomas Jefferson ın anayasacılıkla ilgili deyişini biraz değiştirerek söylemek gerekirse, veri ve veri seti söz konusu olduğunda “insanlara hiçbir zaman güvenmemek ve onları kötülük yapmamaları için anayasanın zincirine bağlamak gerekir”.
  12. Sonuç olarak, gerçekleştirilen müdahale demokratik toplum düzeni açısından acil ve baskılayıcı bir toplumsal ihtiyaca cevap vermemekte ve ulaşılmak istenen kamu düzeninin korunması amacı ile bireysel yarar arasında makul bir denge kurmayarak, bireye katlanmak zorunda olmadığı bir külfet getirmektedir.
  13. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği düşüncesiyle karara katılmıyorum.
Hakkımızda
Ticaret hayatının dijitalleşmeye başlaması ile riskler de dijital ortamdan kaynaklanmış ve veri güvenliği önem kazanmıştır. Bu kapsamda siber saldırıların ve açıkların yanı sıra şirketlere ve kişilere ilişkin verilerin internet ortamında ulaşılabilir olması ile ticaret ve özel hayatın korunması yani veri gizliliği ihtiyaç haline gelmiştir.

DEVAMI

Gizlilik ve Kullanım
Verko İletişim

Ofisim İstanbul İş Merkezi Tugay Yolu Cad. No:20 B Blok Kat:7 D:39 Cevizli / Maltepe / İstanbul

0(216) 418 21 25
0(535) 344 36 32
0(535) 344 36 64

info@verko.com.tr

Open chat